1980 ihtilali sonrası işbaşına gelen Özal hükümeti, geçmiş hükümetlerin uygulamalarının aksine tüketime dayanan bir ekonomik yapıyı gündemine aldı. Üretim geri plana kaydırılarak toplumun daha ziyade tüketime yönelmesi için bir dizi kararlar alındı ve uygulandı.
Sigara kaçakçılığı tarihe karışırken artık sigara ithal eder ve zamanla çok fazla tüketir olduk. Döviz Tahtakale tekelinden kurtarılarak heryerde alınır satılır hale getirildi. Turizme büyük önem verilerek yatırımların daha ziyade otel vb. hizmet sektörüne kaydırılması teşvik edildi. Raylı ve deniz taşımacığını desteklemek, geliştirmek varken özellikle ve de inatla karayolları ön plana çıkarıldı. Sürekli karayollarına yatırım yapıldı ve hâlâ da yapılmaktadır. Oysa tüm gelişmiş ülkelerde deniz ve raylı sistemler öne çıkarılmakta idi.
Karayollarının gelişmesi ile birlikte altımızdaki arabaların da hem markaları hem modelleri değişime uğradı. Hatırlayanınız vardır muhakkak kuş serisi arabaları. Serçe, Kartal, Şahin, Doğan. Hele Doğan görünümlü Şahin ilanları bile olurdu gazetelerde ve çok komik gelirdi bana. Tabi diğer taraftan Anadol ve Renault'un 12 serileri revaçta olan diğer arabalardı. Yollarda lüks diye tabir olunan araba görmek nerede ise imkansızdı. Hatta gurbetçilerin gelmeye başladığı yaz ayları gelsin de Alaman arabaları görelim diye neredeyse Temmuz Ağustos aylarını iple çekerdi araba tutkunları.
Evlerimiz genelde sade döşeli ama rahattı. Marka diye bir derdimiz yoktu mesela. Genelde Mahmutpaşa eksenli giyim kuşam vardı yaşamımızda. Ayakkabılarımız Gedikpaşa'da üretilirdi yani yerliydiler. Siyah beyaz TV'lerimizde tek kanallı TRT'nin İstiklal Marşı ile başlayıp yine saat 00.30 gibi İstiklal Marşı ile kapanan yayınlarını izlerdik. Hele arada teknik arızalardan dolayı dakikalarca manzara resmi eşliğinde Hafif Batı Müziği dinlemenin doyumu anlatılamazdı (!).
Zamanla Öal'ın diretmesi ve direnmesi ile özel TV kanalımız oldu. Tabi önce renkli yayına geçtik ve televizyonlarımızı değiştirmeye başladık.
Öyle hızlı değişime uğradık ki yetişemez hatta farkına varamaz olduk. Yaşantımız öyle bir değişmişti ki geriye dönüp baktığımızda ya da genç kuşağa anlattığınızda inanası gelmiyor insanın. Önce evlerimizdeki mobilyalar değişmeye başladı. Sonra arabalarımız gelişti modernleşti. Yollarımızda artık Ddğan görünümlü Şahinler epey azaldı hatta neredeyse tükendi. Artık çeşit çeşit lüks binitlerimiz var. Aile arabası, 4X4'ler, Almanların envai çeşit markası. Gurbetçiler artık ülkemize geldiklerinde utanır oldular arabalarından. Marka bizim için vazgeçilmez oldu. Ne alacaksak illa da markalı olanı tercih etmeye başladık. Tüketim o kadar içimize işlemiş ki artık kazandığımızdan fazlasını tüketir olmamız bile bizi endişelendirmemeye başladı. Devlet olarak elimizde ne kaldıysa sattık. İhracatımızın artması ile övündük hep ama ithalatımızın nerelere vardığını önemsemedik. Devletimiz böyle olur da vatandaş olarak bizler geri durur muyuz hiç? Ülkemizde kaç tane banka varsa onların her birinden kredi kartı aldık. Kullandıkça kullandık. Yetmedi bireysel, taşıt, konut vb. krediler çekmeye başladık. Bu gelişme doğal olarak ailelerin bir maaşla geçinememesine sebep olmaya başladı. Önce hanımları daha sonra da çocuklarımızı çalıştırmaya başladık. Artık bir ailede 2, 3, 4... kişi çalışır oldu ama hernedense yine de eski günlerdeki gibi huzurlu ve mutlu olamadık bir türlü. Sürekli harcamaya ve harcadıklarımızı faiziyle geri ödemeye başladık. Çalış çabala ay sonunda getir bankaya teslim et durumuna düştük. Belli bir süre sonra yetmez oldu kazandıklarımız ve evimizi, arabamızı taksitlerini ödeyemediğimizden haciz memurlarına bırakmak zorunda kaldık. Geliştikçe huzur bulmamız gerekirken sürekli huzursuz olmaya başladık.
Etrafınıza bakmayı sever misiniz bilmem! İşe giderken ya da toplu taşıma araçlarıyla bir yerlere seyahat ederken insanların haleti ruhiyelerini inceler misiniz? insanımızın düştüğü açmazı gözlerinde görmek mümkün. Zira insanın iç dünyasını dışa vuran en önemli veri kaynaklarından biri gözlerdir. Uğruna şiirler yazılmış, şarkılar bestelenmiştir. "Gözler kalbin aynasıdır, yalan nedir bilmez onlar...". İnsanlarımız pek bi düşünceli pek bi dalgın son zamanlarda. Yüzlerde hele de gözlerde gülümsemesi eksik olmayan insanımızda gözler artık buğulu, dalgın bakar oldu. Suratlar ise hep asık. Sürekli düşünceli bir ifade.
E kolay değil tabi ödenmesi gereken kredi kartı ve kredi taksilteri, çocuğun okul taksiti, elektirik, doğalgaz, su, internet, mobilya, giyim taksitleri... İnsanımız sürekli taksit ödemekle geçirir oldu ömrünü. Bu da beraberinde karmaşık bir ruh hali ve sürekli düşünceli bir duruma soktu insanımızı ister istemez. Oysaki insan cennette hayat sürmek maksatlı hep rahat ve huzurlu bir yaşam arzu eder. Mevla Teala da bu tiynette yarattı insanı. Ama nasıl ki cenette huzur ve mutluluk dolu bir hayat sürerken Şeytan aleyhilla'nenin vesvesesi sonucu kendine zindan olan bir dünya hayatına düçar olduysa; şimdi de daha az harcama ile kanaat ederek daha rahat yaşamak varken o illaki lüks bir yaşamı tercih edip kendisini sürekli sıkıntı içinde bırakmak arzusunda.
Kanaat duygumuzu sürekli törpülemekle bir yere varamayacağımızı anlayacağız da umalım ve dua edelim ki iş işten geçmemiş olsun! Hele faizin haram olduğunu ve bereketi ortadan kaldırdığını hiç aklımızdan çıkarmayıp şöyle bir silkinelim Mevla Teâla'nın nusreti gelecek ve bereket kuşatacaktır hayatımızı.
Sahi kanaat duygusunu hatırlayanımız var mı ya da ne kadar kanaatkârız?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



