Uygar dünya çatışmayı derinleştirdi.
Artık bir çözüm arayışı umuduyla birey ve toplumlar için hoşgörüden daha fazla söz ediliyor.
Kimler hoşgörecek?
Kimler hoşgörülecek?
Daha da mühimi, hoşgörmek için bir ilke ve değer zeminine yaslanmalı mıyız?
Hoşgörü salt bir onaylama ve normal, sıradan görme ameliyesi anlamına gelebilir mi?
Hoşgördüğü hoşuna gidebilir mi?
Hoşgörü bizatihi bir değer mi?
Savaş ve çatışmanın son bulması için bir pragmatik gereklilik olarak mı böyle davranacak?
Ya da hoşgörü, seni hoşgörüyorum ama şimdilik... anlamında mı olacak?
Mümin Allah'ın sevdiğini sever, sevmediğine muhabbet göstermez.
Doğru mudur aziz okuyucu?
Öyleyse hoşgörü vecizesi olarak sıklıkla dile getirilen "yaratılanı severiz Yaratan'dan ötürü" hikmetli sözüne "yaratılana kızarız Yaratan'dan ötürü" eklesek ne lazım gelir?
Hoşgörümüze halel gelir mi?
Hukuksal bir metin ile kayıt altına alınmaya çalışıldığında bu yeterli olabilir mi hoşgörebilmek ve hoşgörülebilmek için?
İlgili diğer bir sakız:
Ilımlı İslam...
Kabul edilebilir yani...
Kim tarafından?
Modern Avrupa ve ABD.
Neden ve nasıl?
Mevcut kapitalist-yeni sömürgeci dünya düzeninin çarklarına çomak sokabilme kabiliyeti taşırken, bu çarpık gidişe müdahele imkanı ve gücü hadım edilmiş bir dinin adı İslam olabilir mi sizce?
İddialarından yalıtılmış bir sözde müslümanlık, tabiatıyla adaletsiz dünya sisteminin aktörleri tarafından "şiddet"le istenmekte ve bu yöndeki çabalar desteklenmektedir.
Bu çabaların bir boyutunu bu işe istidatlı ve meyilli görünen gönüllü müslümanlar üzerinden kotarmaya çalışmaktadırlar. Bireysel vicdana mahpus bir din dili yaygınlaştırılmaya çalışılırken dindarları eylemsizleştirme siyaseti gütmekte, bu iş için enstitüler, düşünce kuruluşları ihdas etmektedirler.
Ulusal ve küresel anlamda İslam'ın kamusal alana yaklaştırılmaması, görünürlüğünün engellenmesi bu operasyonların hedefleri arasında. Kamusal alanda sembolik olarak görünür olmasına dahi izin verilmeyen İslam, siyasal, ekonomik ve toplumsal alanda dilsizleştirilir.
Kamusal alanın ideolojisizleştirilmesi söylemiyle bugünlerde yeni anayasa hazırlıkları bağlamında sıklıkla dile getirilen öneriler, yaşanmış gerilimler, çatışmalar ve eli sopalı devlet deneyiminin doğal bir sonucu olarak anlamlı/gerekli görünüyor.
İnsan bu, kuşkulanıyor işte... Sormadan edemiyor:
İdeolojilerden arındırılmış bir muhtemel devlet ve anayasanın değer zeminini, ahlaki dayanaklarını ne oluşturacak peki?
Bu alanı elitist bir azınlığın iktidarını sürdürdürdüğü ve hiçbir zaman geniş bir toplumsal karşılık bulamamış laikçi-kemalist-tek tipleştirici ideoloji dayatması ile dolduranlar refüze ediliyor. İyi de şu hakem devletin toplumsal kesimler arasındaki tarafsızlığı meselesi hangi dayanaklar üzerinde tesis edilecek?
Değerlerden yalıtılan kamusal alana rehberlik etmesi beklenen yeni ilkeler birer üst değer niteliği taşımıyor mu? Batılı insan hakları, demokrasi, çoğulculuk değerlerinin insanlık müktesebatı olarak işlevselliği ve tarafsızlığı konusunda tecrübelerimiz bize iyi şeyler söylemiyor çünkü. Batı'da müslüman varlığını sorun olarak görmeye başlayan, yabancı düşmanlığı ve fiili saldırılar biçiminde tırmanan, yer yer müslüman kadınların giyimlerini mahkeme konusu yapan, sözde insan hukukunu politiğe kurban eden uygulamaları hepimiz biliyoruz.
İngiltere'ye konferans için davet edilen Raid Salah bu gelişmiş demokrasilerin bağrında haksız-hukuksuz gözaltında tutuldu. Tamamen siyasal ittifaklar ya da baskılar nedeniyle girişilen bu ve benzeri uygulamalar ne ilk ne de son. Demek yazılı hukuk ve dahi bu çerçevede irad edilen sükseli nutuklar derde deva olmuyor. Ve demek demokrasinin, çoğulculuğun önerdiği hoşgörünün işlemesi, belirli kayıtlarla sınırlı. Bu kayıtlar, yürüyen politik-ekonomik düzenin tehdit algısıyla ilgili ve hayli elastik. Farklılıkları hoşgörmek... Tamam da neye göre nereye kadar?...
Ilımlı İslam hoşgörülebilir, ya katı olan...
Ne kadar katı ve neye katı?
Şiddeti ilke düzeyinde bir metod olarak gören grupların (adı ne olursa olsun) masumlara zarar verebilecek yaklaşımlarını hiçbir aklı başında müslüman onaylamaz. Ne gariptir... İşgale ve katliama uğramış ülkelerin fiili direniş ve istiklal mücadelelerini bu kategoride gören ve göstermek isteyen yaklaşımlara ne demeli? Sakın onlar yukarıda işaret ettiğimiz dünya denklemini zora sokanlar olmasın.
Gazze'de Hamas direnişini yargılayanların evlerinden acaba hiç bebek cesedi çıktı mı? Hemen her evden bir şehid veren bu toplumun ılımlı standardına denk düşüp düşmediği ya da ne kadar hoşgörülü olması gerektiği konusunda ne buyururlar?
Bazı aklı evveller resmi ideolojinin yıllarca zalimane dili ve uygulamalarıyla suladığı ve büyüttüğü etnik milliyetçilik temelli silahlı mücadeleyi buna emsal saymaya kalkışıyor zaman zaman. Böyle düşünenlere bir alttaki paragrafı öneririz.
Bize göre temel sorun yürürlükteki çarpık dünya sistemine şahsiyetli-ilkeli-ahlaki bir karşı duruşu tercih edip etmemekle ilgilidir. Bu bağlamda süreci ve aktörlerini doğru okuyamayanlar, bir toplumun haklı mazlumiyetine dayanarak hak ve özgürlük mücadelesi verdiğini düşünseler de zaman zaman bu sistemin figüranlarına dönüşmekten kurtulamazlar.
Sahih ve sahici değerlerden yalıtılmış, hele sabıkası tescilli bir tarih/tecrübenin bulanık özgürlük ve hak kavramlarıyla dillendirilen bir hayat ve toplumsal düzen ham bir hayal!
Direniş ve mücadelesi de öyle.
Anlamı yitirenin kavramı mı olur?
Eskiler müsamaha dermiş. Görmezlikten gelme ya da göz yumma mıdır müsamaha?
Göz yumma zımni bir onay ya da hafife almayı içerir.
Yoksa varlığını zimmet sayma, inanç ve ideolojisini hoşgörmese de zulm ve icbar etmemek mi? Diğer yandan onunla bir arada yaşamayı göze almak... Bizce bu ikincisi daha doğru. Çünkü dinini seçmekte özgürdür insan. İkrah olmaz. Ancak çevresini karartan fuhşiyat ve ifsadına göz yummak müslüman olmanın şiarından değil.
Şimdi yeniden sorma vaktidir:
Ne kadar ılımlıyız?
Ve neyi ne kadar hoş görebiliriz?
Rabbimizin hoşgörmediğini müslümanlar hoş görmemeli.
Hoşgörsün kimi kardeşlerimiz...
Çün, "yaratılanı hoşgörmeyiz Yaratan'dan ötürü!"
Selam ve dualarımla...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



