Almanya seyehatindeyim. Burada, Türkiye'den göçmen olarak giden kardeşlerimizi ve onların oluşturduğu iş yeri, cemiyet, lokal, kahve gibi kuruluşları da ziyaret ediyorum.
Hessen eyaletinin en önemli ticaret merkezi olan Fankurt'u geziyoruz. Burası hareketli bir şehir. Almanya'nın en tanınmış bankaları burada. Onun için "bankalar şehri" de diyorlar. Şehir merkezinde 30 - 40 katlı gökdelen ve plazalarla karşılaşıyorsunuz. Işıkları gece vakti göz kamaştırıyor. Göz alıcı yüksek kuleleri de var. Bu kuleler, ya banka ya da önemli birer ticaret merkezi olarak hizmet veriyor. Frankfurt, Hessen eyaletinin dünyaca tanınmış olan bir şehri ama eyalet başkenti Weisbaden. Başkent, orta büyüklükte bir şehir.
Frankfurt'ta bulunduğum sırada Avrupa Milli Gazete'yi de ziyaret ediyoruz. İslam Toplumu Milli Görüş (İGMG) Hessen Bölge Başkanım Mehmet Ateş ve Bölge Gençlik Başkanım Ahmet Ölmez ile birlikte yolda giderken, Almanya'da konu ile igilenen bazı çevrelerde konuşulan şu anekdot hatırıma geliyor:
"- Yıllarca, Avrupa Milli Gazete'nin temsilciliğini yapmış olan merhum Malik Akbaş'tan naklettiler: Almanya hükümetinden bir yetkili, Almanya'da yayın yapan Türkiyeli gazete temsilcileriyle bir toplantı yapıyor. Alman yetkili oradakilere, "Almanya'da en etkili Türkiye gazetesi hangisidir?" sorusunu yöneltiyor. Çok satış yapan gazete temsilcileri "biziz" deyince Alman yetkili gülüyor. "Hayır!" diyor, "Etki, satış rakamlarıyla doğru orantılı değildir. Eğer siz, satışınız sebebiyle "biziz" diyorsanız, yanılıyorsunuz. Almanya'da en etkili gazete Milli Gazete'dir."
Bu anekdotu dinleyenler, bunu Milli Gazete'nin "dürüst olması, doğru habere yer vermesi" ve "topluma karşı sorumluluk duygusuyla hareket etmesi" gerekçesine bağlıyorlar.
Avrupa Milli Gazete'nin yönetim yeri, Frankfurt'un merkezi bir yerinde. Hofbahnof'un (Merkezi Tren İstasyonu) yanında. Ziyaretimiz sırasında bizi, İlahiyatçı Dr. Yusuf Işık Hocam karşılıyor. Milli Gazete çalışanları ile de tanışıyoruz. Medya çalışanlarının durumu malum. Burada da yoğun bir çalışma temposu var.
Yusuf Işık Bey, gazeteciliğin sıkıntılarından, yaşadıkları problemlerden söz ediyor. Türkiye ve dünya gündemini de konuşuyoruz. O günlerde Tunus'ta hareketli günler yaşandığı için, Yusuf Hocam, Tunus'un önde gelen alimlerinden Raşit Gannuşi ile aralarında geçen bir anekdotu anlatıyor:
"- 1970'li yıllarda Bingazi'de İslam ülkeleri ile ilgili bir toplantıya katıldım. Raşit Gannuşi de bir tebliğ sundu. Tebliğinde delegasyona hitap ederken hep "Cemaat-i Arabiyye" ifadesini kullanıyordu. Ara verildiğinde yanına yaklaştım. Kendimi tanıttım. Tebliğinizde delegasyona devamlı "Cemaat-i Arabiyye" şeklinde hitap ettiniz. Halbuki, delegasyon içinde bizim gibi Arap olmayanlar da var."
Sonra bu ifadesinin gerekçesini anlattı: "Aslında, ben de Berberi'yim. Bu bölgede Arap deyince "İslam" anlaşılır. Ama, sizlerin konu ile ilgili hassasiyetinize hayranım. Önemli bir inceliğe açıklık getirdiniz. Siz Türkiyeli müslümanları takdir ediyorum. Bundan sonra, "Cemaat-i İslamiyye" ifadesini kullanacağım." İyi dilek ve başarı temennileriyle Milli Gazete'den ayrılıyoruz.
Kaldığım yere, İstanbul'dan Sinan Tiryaki isimli bir misafirimiz geldi. Avcılar'da Otomotiv Sanayi Yedek Parçaları Satış Merkezi var. Aslen Samsun kökenli. Almanya'ya araştırma ve inceleme yapmak için gelmiş. Bir sabah kahvaltı için çıktık. Meşhur Opel Fabrikası'nın bulunduğu Rüsselsheim şehrinin sokak ve caddelerinde dolaşıyoruz. Gezerken, Trabzon'un Of ilçesinden gelmiş Servet isimli bir kardeşimizin döner dükkanına rastlıyoruz. Çorbamızı içiyor, kahvaltımızı yapıyoruz. Avrupa'nın yemek saatleri düzenlidir. Daha müşterilerin gelme saati olmadığı için Servet Bey'le tanışıyor, güzel bir sohbet başlatıyoruz. Servet kardeşimiz, vatan hasretiyle dopdolu bir Anadolu insanı. "Türkiye'nin her yeri güzel" diyor. Ülkemiz insanının sıcaklık ve insani hayat tarzını özlediğini anlatıyor. Küçüklüğünde yaşadığı hatıralardan söz ediyor. Yemek ücretini ödemek istiyoruz. "Kesinlikle olmaz, siz misafirsiniz" diye almak istemiyor. Biz de, "Ücretini ödemezsek, asıl biz rahat edemeyiz" diyoruz ve zorla razı ediyoruz.
Belirli bir yaştan sonra Türkiye'den Avrupa'ya gelmiş olan her Anadolu insanında bu duygular var. Bizim kültürümüzde var olan paylaşma, fedakarlık ve insani değerleri muhafaza ediyorlar. Avrupa ülkelerinde doğup büyüyenlerde, bu duyguların aşındığını görüyoruz. Bu ülkelerde kimlik ve insani değerlerimizin korunması konusunda, Türkiye'deki yetkililere büyük sorumluluklar düştüğüne inanıyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



