İsrail'in Hamas işi füzelerden daha çok çocukların attığı taşlardan korktuğu söyleniyor. Hz. Davut'un çocukken, (bir rivâyete göre 12 yaşında iken) zâlim hükümdar Golyat'a, yani Calut'a attığı taş ile onu öldürüp savaşın seyrini değiştirmesinden söz eden Tevrat'ın bu kıssasından çok etkilendikleri görülüyor. O yüzden çocukların attığı taşlara karşı kendilerini tanklarla savunuyorlar ama yine de güvende hissetmiyorlar. Belli ki Yahudi inancıyla hiçbir ilgisi olmayan Siyonist İsrail'in, yani Golyat'ın ordusu gibi görmeleri ve korkmaları gayet anlaşılır bir şey. Çünkü İsrail'in Gazze'ye son hava ve kara saldırılarını Şabat gününde, yani Yahudiler için hiçbir iş yapmaya izin verilmeyen bir günde yapmaya teşebbüsü ve öldürmeyeceksin emrine muhalefeti, dindar Yahudileri elbette korkutacaktır. İki yasak birden işleniyor üst üste...
Bu arada, Yahudilerin korktuğu başka bir felâket daha var: Buhari ve Müslim'de bulunan bir hadis-i şerifin haber verdiği büyük bir Müslüman-Yahudi Savaşı... Bu savaşta başlarına gelecek belâya karşı Gargat ağacının arkasına sığınmak için sürekli bu ağaçtan dikiyorlar.
Kendilerini bu iki felâketten korumak isteyen, o yüzden de sürekli korku içinde yaşayan İsrailli Yahudiler, dünyanın başka yerlerinde yaşayan öteki Yahudileri arz-ı mev'ut hayaliyle avuturken, bir yandan da dünyaya korku salarak katliamlarını sürdürüyorlar. Arap ülkeleriyle Amerikan yöneticileri bu tehditlerle rehin alınmış durumdadır. O yüzden ses çıkaramıyorlar.
Yahudiler ve Gargat Ağacı
Koray Çetinol'un internette yer alan "En çok hangi ağacı dikiyorlar: bunun sebebi nedir biliyor musunuz" başlıklı yazısı ilgimi çektiği için okuyucularımla paylaşmak istiyorum.
"Ortadoğu'daki gelişmeleri yakından izleyen, başta İsrail olmak üzere bölge ülkelerine sık sık gelip giden ve bu coğrafyanın tarihsel sürecine ilişkin çok ayıda yayını bulunan tarih profesörü bir dostum bana önceki gün; "Yahudiler İsrail'de en çok hangi ağacı dikiyorlar ve bunun sebebi nedir biliyor musunuz?" diye sordu.
Kendisine, özellikle tarım konusunda İsraillilerin dünyanın en önemli araştırmalarına imza attıklarını biliyorum ama bir ağaca karşı özel ilgileri olup olmadığı konusunda bilgi sahibi değilim dedim. İsrail'e de şimdiye kadar hiç gitmediğimi söyledim. Kısacası sorunun cevabı bende yoktu.
Verdiği cevap çok ilginç oldu. Yahudilerin İsrail'de en çok diktikleri ağacın gargat ağacı olduğunu, bunun nedeninin ise bir hadis- i şeriften kaynaklandığını söyledi. "Yahudiler hadis-i şeriflere itibar ediyorlar mı ki" dedim. "Etmiyorlar ama yine de içleri rahat değil. Tedbiren de olsa yine de bu ağacı dikmekten geri kalmıyorlar" dedi. Sonra Peygamber Efendimizin konuyla ilgili bir hadis-i şerifini okudu. (.......)
Hadis-i Şerif'te, Yahudilerin taşların ve ağaçların bile arkasına saklanacağı, buna karşın Gargat ağacından başka bütün taş ve ağaçların: "Ey Müslüman, Ey Allah'ın kulu, Yahudi arkamdadır, gel onu öldür" diyeceği ifade ediliyor. (Buhârî, Tecrid, IX, 73; Tirmizî, Birr, 25; Fiten, 2; et-Tâc, I, 25).
Bahsi geçen hadis-i şerif Sahih-i Müslim'de; "Öyle ki Yahudiler taşların ve ağaçların arkasına saklanacak ama ağaç ve taş dile gelerek 'Ya Müslim! Ey Allah (c.c.) kulu! Gel, bak benim arkamda Yahudi var, buraya gizlendi, benim arkamda, gel onu cezalandır. diyecek. Sadece 'gargat' ağacı bunu söylemeyecek çünkü o Yahudi ağacıdır" buyuruluyor. (Kitab-ul Fiten H. 2239).
Bu kadar yalın bir gerçeklikle ifade edilen hadis-i şerif üzerinde ayrıca bir yorumda bulunma ihtiyacı duymuyorum. Her şey gayet açık ortada... Fakat izniniz olursa Gazze'de yaşanan son vahşet görüntülerinden de yola çıkarak hadis-i şerifin son cümlesinin altını bir kez daha çizmek istiyorum. Ne buyuruyor Peygamber Efendimiz; "Ağaç ve taş dile gelerek, Ey Müslüman, gel, bak benim arkamda Yahudi var, buraya gizlendi, benim arkamda, gel onu cezalandır" diyecek."
Öyle görünüyor ki, Yahudiler haddi iyice aştıkları zaman böyle bir cezaya çarptırılacaklar. Fakat Peygamberimize inanmadıklarını söyleyen Yahudilerin başlarına geleceklerden korkmaları hiç de şaşırtıcı değil, çünkü buna benzer cezalardan Tevrat'ta da söz edilmektedir:
"İsrail kirlendi (...) Çünkü sahtekârlık ediyorlar. Ve evlere hırsız giriyor, dışarıda ise haydut çeteleri soyuyor." (Hoşea Bab 6-7).
"Çünkü İsrail kendini yaratanı unuttu ve saraylar yaptı ve Yahuda duvarlı şehirlerini çoğalttı. Fakat onun şehirleri üzerine ateşi göndereceğim. Ve onun saraylarını yiyip bitirecek. (...) kötülük ektiniz, fesat biçtiniz.
Komşusunun sınırının yerini değiştiren lanetli olsun. Bütün kavim amin diyecek. (...) Garibin, öksüzün ve dulkadının hakkını yiyen lanetli olsun ve bütün kavim amin diyecek. (...) Gizlice komşusunu vuran lanetli olsun. Bütün kavim amin diyecek. Suçsuz adamı öldürmek için rüşvet alan lanetli olsun. Bütün kavim amin diyecek. Bu şeriatın sözlerini yapmak için onları tasdik etmeyen lanetli olsun ve bütün kavim amin diyecek." (Tensiye, Bab 28).
Bilindiği ve bu metinlerde de görüldüğü gibi, Yahudiler böyle suçları daha önce yaptılar ve ağır cezalara müstahak oldukları için lanetli olular. Bütün kavimler bunlardan nefret ettiler.
Bugün de Gazze halkının seçtiği Hamas'a karşı halkı cezalandırmak için Filistinlilere 60 yıldır yaptıkları işkence ve katliamları tekrarlamaya başladılar. Elbette bu cinayetleri görüp de üç maymunu oynamak bırakın Müslümanlığı, insanlığa bile yakışmaz. O yüzden bugün Gazze ve genel olarak Filistinlilere 60 yıldır reva görülen işkence ve katliamlara tepki göstermek bir insanlık borcudur. Bu borcu da herke kendi çapında ve kendi diliyle yapacaktır.
Gazze'ye ses vermek bir insanlık borcudur
Geçen haftaki Gazze için Toplu Bir Ses Vermeliyiz adlı yazımda, Gazze için yapılan mitingler kadar vazgeçilmez bulduğum bir çağrı yapmıştım şair ve yazarlarımıza... Bunun güzel yankıları oldu. Bir kısmı bana da gelen bu şiir metinleri yanında, Yeni Dünya dergisinin Perşembe akşamı organize ettiği Şiir Gecesi, bu toplu ses çağrısına yine toplu bir cevap mahiyetindeydi. Geceye katılan şair dostlarla birlikte, Yeni Dünya dergisinin genel yayın yönetmeni Mahmut Bıyıklı'yı da kutluyorum. Bu geceye katılan şair dostlardan bir olan Nurettin Durman'ın internette dolaştığı için bana da ulaşan şiirinin ilk kıtasını buraya alıyorum:
"Taşın Rüzgâr Hızında Konuştuğudur" başlıklı bu şiirin üç kıtasından biri aynen şöyle:
"Bir taş; bir taş daha. Bir taş; bak
geliyor kurşun, gözü kanlı simge,
çöl mahpusu ve rüsva; gülü kırmızı olan
beyaza şan veren hallaç vay;
zehirli bir ok mu değdi kalbine söyle?
Bir taş, bir kurşun, bir gül, bir yürek
kanayan toprağın olmaz elbette söküp ciğerini
çakallara, kunduzlara olmaz elbette
köpürten bir haylama çıkınca ortaya
toprak ki alıyor tohumu, eviriyor çeviriyor
bir güzel devirip aşk ediyor sonra
yılları peşinden çeke çeke geceye doğru."
Öte yandan, 10 gündür elimin altında olan başka bir sanatçı tepkisini buraya almak istiyorum. "Bir sanatçı babanın Filistin isyanı" adıyla yazılmış, tiyatro oyuncusu olan Ahmet Yenilmez'in bana da ulaşan bu çığlığından bazı bölümleri sizinle paylaşmak istiyorum:
"Ben bir tiyatro sanatçısı, bir baba, en önemlisi de yaratılmışların en şereflisi olan insan olarak utanıyorum ve bu utancımı kamuoyu ile paylaşmak istiyorum.(...)
Kızım Ayşe Hanzade'nin gözlerine bakamıyorum. Çünkü Filistin'de onlarca yüzlerce Ayşeler can veriyor. Ben kızımın gece üstünü örterken kondurduğum buse ile uyanırken Filistin'de Ayşeler gece uykusundan uyanamıyor bile!/Yüreğim yanıyor!/Yakışmıyor bize!"


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



