"Prof. Dr. Vamık Volkan, açılım için iyimser. Ancak bir uyarısı var. Volkan, çok net ve açık konuştu: Öcalan kesinlikle sürece dahil edilmemeli."
-BASINDAN--
Hangi vicdandır ki sızlamadan, burkulmadan, hatta bin parça olmadan olayları takip edip, kendine hayatın imkânlarından pay çıkarabilsin?..
Zulüm, Hulâgû'nun zulmünü aşmış, kan-revan sokaklarımız 13. Yüzyıl Bağdat'ının çanına ot tıkamıştır.
Otuz senede kırk bin ana kuzusu ( iğfal edilip kandırılmış olanları da acıyla anıyor ve kayıp sayıya dahil ediyorum) toprağa düşürüldü. Ölenlerin, öldürülenlerin arkasından acılar cinnetinin boğduğu daha kim bilir kaç vatan evladı bu hesabın dışındadır.
Bu yürek yakıcı, akıl dondurucu manzara kimin eseridir; kimin hüneridir, hangi deccalın yol göstericiliğinde sergilenmiştir!?..
Soruları alabildiğine çoğaltmak, her sualin sırtına binlerce acıyı sarmak, gözyaşlarını deryalarla yarıştırmak...
Bunlar, zor şeyler değil; ne var ki Müslüman, kötülükleri eliyle, diliyle önlemek zorundadır. Şâyet bunlara muktedir değilse, o takdirde ve hiç olmazsa o fiillerin faillerine karşı tavır almalı, buğz etmelidir ki, bu da imanın en zayıf halidir.
İyi güzel de, bunlar neyin çözümü olacak ki?.. Acı ve ızdırap yükünün tellalları ortalığı zâten "kel alinin bağı"na döndürmediler mi?.. Hatta daha işin başındayken bile âkil insanlar bir "tuzak" ın tezgahlanmakta olduğunu haykırmadılar mı?..
İktidar ve yandaşları, toplumsal problemlerin giderilmesinde, iktidarın birinci elden sorumluluk taşıdığının gâlibâ ve hâlâ farkında bile değil. Hatta iktidar olduğunun ve iktidarın sorumluluk sınırlarının neleri kapsadığının da bilincinde değil...
Belki daha acısı: İktidar nimetlerinden beslenmenin, her bir yol ve imkanından yararlanmanın enva-ı çeşidine vâkıf iken sorumluluğuna bîgâne tavır alması yalnız düşündürücü değil aynı zamanda da ibret vericidir.
Aklı başında insanların, yeri geldikçe kullandığı bazı mefhumlar vardır: "isim-müsemma" ilişkisi gibi. İsimin müsemmaya, müsemmanın da isme uygun olması arzu edilir. Güllük-gülistanlık bir vadide çölü ve serabı çağrıştıracak tesmiyeler(isimlendirmeler) hoş karşılanmaz. İsimlendirmeler o kadar önemlidir ki, ebeveyninin birinci vazifesi evladına anlamlı, hoş,güzel ve latif isimler koymak...
Yazışma ve konuşmalarda da cümleler "efradını cami, ağyarını mânî" olmalıdır. Nitelendirme veya isimlendirme öyle yapılmalıdır ki daha konu açılıp tartışılmadan maksadın neler olduğu anlaşılabilmelidir. Hele sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel meseleler tartışılıp onlara çözümler üretilecek ise isimlendirme de nitelendirme de konunun kendisi kadar önem taşır!..
Yazının başında, içimiz kan ağlayarak ifade ettiğimiz gibi ülkemiz otuz yıldır "karabasan"ların tasallutu altındadır. Analar yasta, babalar feryâd-ü figanda, vâdîler kan gölü hâlinde... Otuz yıl, kırk bin insan... Yıkılan umutlar, kırılan kalpler, düşmanlara peşkeş çekile husumet fırsatları... Dile kolay...
Yetki ve imkânlar siyâsî iktidarındır amma ülke müşterek değerimizdir; birileri ülke imkânlarını çalsa-çırpsa, soyup soğana çevirse de, bilmemiz gerekir ki, sorumluluktaki payımız azalmaz.
Hele, altı yüz yıllık imparatorluk geçmişimiz var iken... Üç kıt'a ve 22 milyon km. karelik toprak üzerinde hükümran iken; onlarca etnik farklılık, bir o kadar farklı din ve daha ziyade mezhep ve meşrep mensubu insan bir arada kardeşçe yaşamışken... Ne oldu ki dünün kardeşleri bugün birbirinin boğazına sarılır oldu. Altı yüz sene "Birlikte Rahmet, ayrılıkta azap vardır" temel ilkesini benimsemiş olan kardeşlere ne oldu da bu hallere dûçar oldular?..
Sual bu... Ve bu sualin cevabı ne "terörist başında" ne de "müstemlekeci artıkların" ın ayağında... Hatta, ne de, ilâhî hikmetleri kâle almayan, inancıyla, örfüyle, âdetiyle, feraset ve şuuruyla kavgalı akılsızlıklardadır.
Bugün, şirazesi bozulmuş ne kadar Müslüman ülke varsa, onların aklı başında her bir üyesi tarihi bir gerçeğin âhini ve hasretini çekmektedir: Osmanlı'nın devlette tesis etmeyi başardığı adalet, eğitim ve kardeşlik...
Daha, adını koymakta başarılı olamadığınız toplumsal ve ölümcül bir problemin"nasıl çözüleceği"nin cevabı yok görünürlerde... İktidar ve yandaşlarıyla, onların "mal bulmuş Mağrîbî" liklerine balıklama dalan Parlamento muhalefetinin bu önemli sınavda "yüzlerinin ak" olduğu söylenemez. Zira, probleme ad bulmada başarılı olmak bir yana, münasip görüp taktıkları kulplarla yeni handikaplara yeni-yeni zemin açmışlardır :"Kürt açılımı...", "Demokratik açılım", "Avrupa birliğine uyum", "kırk katır mı, kırk satır mı" tekerlemesine benzeyen " kriterler..." gibi...
Üç kıtalı bir devlet değilsek de, bir avuçluk coğrafyamızda bile onlarca etnik yapı, bir o kadar inanç biçimi kardeşçe yaşamaya devam ederken, birinin eksiği, yoksulluğu ne ise diğerinde de âlâsı varken; bunlardan birine sahip çıkarak tüm diğerlerini göz ardı etmek iki kötülüğü birlikte getirir: Birincisi ayrıcalık ve haksızlık ki bu yeni şebekelerin oluşmasına fırsat verir.; ikincisi de, cinayet şebekesinin fütursuzca ilan etmeye çalıştığı "otuz yıllık savaştan zaferle çıkma" propagandası; böyle bir netice daha da tehlikelidir.
Yolu tesadüfen Kandil'e düşmüş bir basın mensubu "vatan hâini" muamelesine tâbî tutulurken; "Kürt açılımı" keşfinden(!) sonra Devletin hemen bütün kesimlerinin PKK'yı, Kandil'i, Apo'yu, İmralı'yı, Yol haritalarını... yeni yorumlarla yorumlama gayretlerinin temelindeki cinneti fark edip tedbiri buna göre almamak, bu zehir kupasından şerbet ummak, "zehirden şifa beklemek gibidir..."
"Kürt açılımı, bölgeye demokrasi..." gibi bizatihi kendi içerisinde ayrılığı besleyen kavramlardan ben de rahatsızım, aklı başında olan inancı sağlam kürt kökenli kardeşlerimiz de rahatsızdır.
Asırlar boyu Müslüman düşmanlığı ile beslenmiş haçlı artıkları hâlâ örnek ve çözüme çare olarak önümüze getirilmektedir İngiltere, İspanya, Fransa... Osmanlı'nın altı yüz yıllık kardeşlik simgeleyen "âbide sistem"i ise kasten unutturulmak istenilmektedir. Konunun uzmanı Prof. Dr. Vamık Volkan'a göre: "Abdullah Öcalan'ın başlattığı süreç ölümlerle doludur... O, o sürecin sembolü. Öyle bir dönemin sembolünü barışçıl bir sürece sokarsanız millet allak bullak olur. O zaman konuşma durur..."
APO ve fanatikleri için "APO" dan başka bir mesele yoktur.
Bizim sorumlularımızın maşallah "eş başkanlığı, kriterleri, IMF'leri, AB'ye tutkun kara sevdalıkları... Ve bir de tarihimizden kopuklukları dillere destan doğrusu...
Beyler, önünüze konulan kriptoları okumayı bırakın da birazcık olsun tarihimize, altı yüz yıllık tarihimize bakın!..
Eeee... Gitti beyler paşalar, kimlere kaldı köşeler!?..


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



