Ülkemizde sinemanın varlığı, arz-talep dengesi ve gelişimi konusunda atılan adımlar pahası nispetinde değer kazanıyor. Sanatın genelinde olduğu gibi sinemada da o kadar ilginç bir arz-talep dengesi var ki, talebin mi arza, arzın mı talebe gebe olduğunu belirtmek oldukça zor.
Bu zorluğa rağmen en azından şeklen belirtilebilecek olan unsur, sinemseverin ulaşabileceği kaynakların çokluğunun talebi de doğruda ve fazlasıyla etkilediğidir.
Gelinen noktada internet çok ciddi bir açığı kapamakla beraber, kağıdın yerini hiçbir şey tutmuyor. Yazılı alanda sinema konusundaki yayınların sayısı artmakla beraber, beklenen ya da olması gereken dereceye ulaşmadığı da bir gerçek.
Sinema eleştirilerinin yer aldığı, film tanıtımlarının sinemasevere yol gösterdiği, sinema ile ilgili daha birçok açıdan bilgi deposu olarak hizmet edecek olan bu yayınların hayata geçirilmesi kadar okura ulaş(tırıl)ması da sıkıntı oluyor.
İşte bütün bu bakış açısı ile konuyu 'Film Arası'na bağlamak istiyorum. Yeni bir yayın organı olan Film Arası, bahsettiğim çerçevede bir hizmet amacı güdüyor.
Sepya Yayıncılık bünyesinde yayın hayatına merhaba diyen Film Arası sinema dergisi, ilk sayısıyla yayın hayatına merhaba dedi. Bir grup sinemasever tarafından hazırlanan ve okuyucularına ücretsiz olarak ulaşmayı hedefleyen dergi, sade tasarımı ve farklı ebadıyla da dikkat çekiyor.
Derginin editörü Ahmet Toklu, amaçlarının Film Arası'nı sinemaseverlerin yazı ve düşüncelerini paylaştıkları özgün ve özgür bir ortama dönüştürmek olduğunu söylüyor. Sinemaya gönül vermiş herkes yazılarını dergiye gönderebilecek. Dergi ücretsiz olarak Türkiye genelinde okuyuculara ulaşacak.
Film kritikleri, kitap tanıtımları, röportajlar ve köşe yazılarının yer aldığı dergide orta sayfa röportajı öne çıkıyor. Gülcan Tezcan'ın 'Kamera Arkası' adıyla ilkini yaptığı röportajın konuğu ise Yusuf Üçlemesi'nin yönetmeni Semih Kaplanoğlu. 'Türk Filmlerinde Din, Mezarlığa Hapsedilmiş' cümlesiyle önemli bir tespitte bulunan Kaplanoğlu'nun röportajında, kendisinin sinema yolculuğuna dair çarpıcı açıklamalar yer alıyor.
Ahmet Toklu, Zilan Adalı, İpek Tanır, Levend Saka ve Suat Köçer'in köşe yazılarıyla katıldığı dergide keyifli soruların yöneltildiği Ayak Üstü isminde tek sayfalık bir röportaj da bulunuyor. Röportajın ilk konuğu, Sıfır Dediğimde filminin yönetmeni Gökhan Yorgancıgil, en az sorular kadar keyifli cevaplar vermiş. Derginin son sayfasında ise Yavuz Turgul'un Züğürt Ağa filminden çarpıcı bir fotoğraf, tam sayfa olarak yer alıyor.
Dergiye ulaşmak için filmarasidergisi@gmail.com ve www.sepyakitap.com adreslerini kullanabilirsiniz.
Gişede yabancı istilası
Bir ülke sinemasının gelişiminin önündeki en büyük engelin, sinema tekellerini olduğunu daha önceki yazılarımızda ifade etmiştik. Buun bir göstergesi olarak yaz sezonunda Türkiye'de neredeyse hiç film gösterilmiyor. Yaz mevsiminin ölü sezon olmasının bir gerçek olmasının yanında, sinema salonlarında şu an yabancı filmlerin gösteridiği ve rantın onlara gittiği de bir gerçek. Ülkemiz sinemasının sektör haline gelemediğinin en bariz örneklerindendir bu. Oysa endüstri haline gelmiş bir ülke sinemasında sezonu hiçbir dönemi yabancı yapımlara teslim edilmez.
Boxoffice Türkiye verilerine göre geçtiğimiz hafta vizyonda olan filmler sıralamasında ilk 10'da tek Türkiye yapımı film yok. 11. sırada ise Eyvah Eyvah yer alıyor. Yani ölü sezon dahi olsa yüz binlerce izleyici alternatifsiz bırakılıyor ve gişe yabancı filmlere teslim ediliyor. Dönemsel olmakla beraber bunun getirisi olarak izleyicide bir alışkanlık oluşuyor.
Yıllık verilere bakılırsa 2010'da sinemaya giden izleyici sayısı 28.008.849. geçtiğimiz yıl 36 milyondan fazla sinemasever film salonlarını doldurmuş. Türkiye'de haftalık izeyici sayısı ölü dönemde 200-300 bin civarında. En canlı döneminde ise 700 bin ile bir milyon üzeri sayılar gişeye yansıyor. Sonbahardan yılbaşına kadar iddialı yapımların vizyona gireceğini düşünürsek izleyici sayısının geçen yılı aşabileceğini varsayabiliriz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



