Usame Bin Ladin'i marka yapıp "İslam ve Terör" gibi gösterenlere kutlu olsun! İslamı "terör"ize eden "egemen güçler" kendi pençeleriyle oluşturduğu bir canavarı kendi pençeleriyle yok ettiler! Bunu da sanki zafer kazanmış gibi medyaya lanse ettiler.
Ladin öldürüldü mü bilmiyorum ama bu konuda öyle çok şüpheler var ki... Bir kere ölüsünün bile "photoshop" olduğu ortaya çıktı. Dakika bir, gol bir!
İkincisi; ölüsünün Hint Okyanusu'na atıldığını söylüyorlar. Oysa ne tatmin edici bir fotoğraf, ne de bir belge... Hiçbir şey yok. Ama kesin olan iki şey var, Obama başkanlığı ikinci kez garantiledi. İkincisi, Usame Bin Ladin defteri kapandı. Amerika yahut Obama, "Ladin" kartını bir daha oynamamak üzere çöpe attı. .
Ladin'in ölümünü "Geronimo öldü" parolasıyla duyurdu Amerikalılar. Güya, Başkan ve adamları maç izler gibi bir odaya kapanmış ve operasyonu izlemiş... Ardından o haber geliyor ve "zafer" çığlıkları atıyorlar. Geronimo benzetmesine Kızılderililer şaşkın ve tepkili... Bu benzetmeyi kim yaparsa yapsın doğru bulmadıklarını söylüyorlar.
Geronimo bir terörist değildi. Vatan haini de... O "beyazların işgaline karşı" vatanını savunan bir kahramandı. Apache kabilesi için o bir lider olarak görülüyordu. Geronimo, Amerikan hükümetine karşı savaşan son savaşçıydı. Çünkü ailesi ve kabilesi katledilmişti... Adına kitaplar yazıldı, filmler çevrildi. Kimi filmlerde deri yüzen bir kasap, kimi filmlerde kötü kahraman olarak gösterildi. Ama onun efsane olduğu tartışılmaz bir gerçek. Apache şeflerinin hepsi, onun görüşüne ve gücüne saygı duyardı. Çünkü o bir "şef" değil, ot toplayan ve yaralara merhem yapan basit bir kızılderiliydi. Ama kararlılığı ve mücadeleci tavrı onu Kızılderililer arasında çok saygın bir yere oturttu.
1870'de yakalanıp revezvasyon bölgesine (San Carlos) yerleştirilen Geronimo üç kez kaçtığında tekrar yakalanıp kampa getirildi. Dördüncü denemesinde başarılı oldu ve yakalanamadı. Peşine 500 izci ve 3 bin Meksikalı asker düştü. İzciler onu buldu ve rezervasyon bölgesine geri götürüldü.
Özgür ruhlu Geronimo bir yıl sonra 35 savaşçı, 109 kadın, çocuk ve gençle bu bölgeden beşinci kez kaçmayı başardı. İzini kaybettirdi ve bulunamadı.
Ne yazık ki, Geronimo'nun izine rastlayamayan süvariler köylere saldırıp kadın ve çocukları katletmeye başlamışlardı. Geronimo sonunda dayanamadı ve halkına zarar gelmemesi için teslim oldu. Oklahoma'daki Fort Sill'e yerleştirildi. Bir çevirmen aracılığıyla hayatını kaydettirdi Geronimo... İlk sözleri, "Ne söylüyorsam onu yaz. Beyazlar her şeyi açıkça bildikleri halde şimdi diyorlar ki, ben kötü biriymişim. Hatta oradakilerin en kötüsüymüşüm. Ben ne yaptım ki? Ağaçların gölgesinde ailemle birlikte yaşayıp gidiyordum."
Kızılderilileri katletmek gibi bir devlet politikası güden işgalci "beyaz"lar, gün oldu, devran döndü, Ladin'i bahane ederek İslam coğrafyasına girdi ve petrol yataklarından rant elde edebilmek uğruna masum binlerce sivilleri katletti. Tarih değişse de bunların yaptıkları hep aynı. Ardından kan ve gözyaşı bıraktılar. Ellerinda kan, dillerinde yalan eksik olmadı.
İslamı "terör"le yan yana getirerek bilinçaltı operasyon başlattılar. İslam anlayışını "terör"le zihinlere çakmak için önce Hollywood'u kullandılar. Dünyanın en çok kazanan aktörlerini kullanarak "İslamci terörist (!) zihniyetini beyinlere yavaş yavaş kazıdılar. Halbuki İslam ve terör yan yana anılmayacak kadar zıt kutupları oluşturuyordu.
Bu iddiayı atan "egemen güçler"in tarihine yani geçmişine baktığınızda bile işgal, kan, gözyaşı olduğu bilinen bir gerçek. İslam tarihine baktığınızda ise, medeniyet, ilim, irfan, marifet ve fen göreceksiniz. Değil mi ki, Avrupa'da rönesansı başlatan "Müslüman İlim öncüleri"ydi.
Dünya tarihi bir sır değil. Ama tarihi, yalanlarla ters yüz ederek, gelecek kuşakları yanılttılar!
İslam "terör" değildir. Çünkü; Asr-ı saadetten beridir Peygamberimizin çizdiği yol belli... Hoşgörü, düzen, adalet... İslam medeniyetinin özü, Peygamberimizin (s.a.v.) veda hutbesinde gizlidir. Kainatın Efendisi, bu hitabenin ardında aslında bir takım soysal reformların temelini atmış, fakirin zengin tarafından her türlü istismarı yasaklamış, faizi kaldırmıştır. Erkeklere, hanımlarına iyi muamele temelerini emretmiş, ırk ve memleket farkını tamamen ortadan kaldırmıştır. Yani Arab'ın, Acem'e üstünlüğünü reddetmiş, bütün insanlığın aslında tek bir ırka mensup olduğunu anlatmış. Ayrıca, can, mal, namus ve şerefin mukaddes olduğunu ilan etmiş... İnsanların tarağın dişleri gibi eşit olduğunu, kendi özüne, canına, malına, düşüncesine ve her şeyine dorunulmazlık getirmiştir. Yani Fahr-ı Kainat Efendimiz, insanların kaybetmiş olduğu haklarını yeniden ortaya koyarak bir medeniyet dersi vermiştir.
Veda Hutbesi hukuki açıdan değerlendirildiğinde "insan hakları"na getirdiği değerler açıktır. Dini, ilmi, sosyal idari, siyasi ve ailevi bir takım hak ve vazifeler ortada. Bu hutbenin sosyolojik tarih açısından da önemi inkar edilemez. Düşünün, bir devrim niteliğinde sayılacak bazı hak ve vazifelerle ilgili hükümler varken, insanlık "insan hakları"nı 1215 yılında İngilizlerin kendileri için kabul ettiği "Magna Charta Libertatum" yani Büyük Hürriyet akitnamesi"ne götürmektedir. Ancak bu sözleşme, doğrudan kral ve vatandaşları arasında değil, kral ile vatandaşı temsilen "Lord"lar arasındaki bir takım hak ve yükümlülükleri kapsıyordu.
Fransız ihtilali ile birlikte insan hakları gündeme gelmiş ve daha yeni yeni insan hakları beyannamesi yayınlanıyordu. Malum, Birleşmiş Milletler 1948 yılında hazırladığı "İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi" ile son şeklini almış.
Yani "insan hakları" konusunda mensubu bulunduğumuz dinimiz konuyu asırlar önce konuyu gündeme getirmiş geleceğin, hukuk, siyaset ve idare dünyasının çok yönlü etki bırakmış. Hal böyleyken ısrarla konuyu "terörize" edenler kendi geçmişine bakmıyor, aynalardan kaçıyorlar.
Egemen güçler, "İslam" gibi özü barış, sevgi olan bir dini, terörün başına "sıfat" olarak koyarak, kanlı geçmişlerini ve sefih medeniyetini gizlemek istemişlerdir.
İslamın barış, esenlik, hoşgörü, düzen ve adalet demek olduğunu tarih ispat etmiştir. Adı "Barış" olan bir dini, bunun tersi ne kadar kavram varsa onunla yaftalamak, gerçek dışı ve "kandırmacadan" başka bir şey değildir.
Usame Bin Ladin'in ölümü, sözde"terörü" bitirmez. Çünkü terörü başlatanlar emin olun, başka bir terör üreteceklerdir. Dün olduğu gibi, bugün de.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



