İnsan için, zorlandığı veya çözemediği her şey sorundur. Bir başka ifadeyle sorun olarak telakki ettiklerimiz, bizi zorlayanlar, çözmekte güçlük çektiklerimiz veya çözemediklerimizdir. İnsan zihni bir gün içinde dahi küçüklü büyüklü pek çok meseleyle meşguldür. Bu bağlamda hayat, sorunlarımızı çöze çöze ilerlediğimiz bir yol gibidir; veya uğradığımız her karede bize yöneltilen soruları cevapladığımız, verdiğimiz cevaplara göre de sonraki sorularımızı seçmiş olduğunuz bir oyun. Öyle bir oyun ki, sadece bir kez oynama imkânınız var. Başarısız oldum, yanlış yaptım, sonucu beğenmedim deyip, oyuna en başından başlama şansınız yok. Ama oyun esnasında yöneltilen her bir soruya vereceğiniz cevaplarla, sonucu değiştirebilirsiniz. Ama bizzat oyunun içinde, kaçmadan, terk etmeden oyuna devam ederek...
Bazen küçük bulduğumuz, henüz çok canımızı acıtmadığı için kayıtsız kaldığımız problemlerimizin, bir süre sonra, hayatımızın merkezine gelip oturan, tüm ağırlığıyla kendini hissettiren meselelere dönüştüğünü görürüz. İnsan, işte böylesi zamanlarda düştüğü gafletin şaşkınlığı içindeyken, zihnini artık ahtapot gibi saran bir vakitlerin "önemsiz" soruncuğu karşısında çaresizlik hisseder. Hayatın her alanında bu durumu çağrıştıran örneklere şahit olmak mümkündür. Özellikle insan ilişkileri, bu manada ihmali asla kaldırmaz. İnsanın özellikle yakın çevresiyle kurduğu münasebetlerine en büyük zararı veren, zihinlerde "elde var bir" algısıyla yer bulmasıdır. Böyle bir algı, ilişkinin hak ettiğinden daha az bir ilgiye muhatap kılınmasına, hatta zaman içinde öneminin göz ardı edilmesine neden olur. İşte zihnimizi yoklayabileceğimiz birkaç soru: Eşimize ilişkin zihin arka planımızda neler mevcut? Veya çocuğumuz /çocuklarımız hakkında nasıl yargılar içindeyiz? Bizimle birlikte yaşamaktan mutlular mı? Sevdiklerimize yeterince zaman ayırıyor, o zamanı bizim ve onların tatmin olacağı bir biçimde değerlendiriyor muyuz? Dua ve samimi gayretler olmadan hiç kimseyle sağlıklı bir iletişim kuramayacağımızın farkında mıyız?
Zamanında dürüstçe cevaplandırılmamış bu ve buna benzer soruların, gün gelip evlilikleri bitirdiğine, çocukları evlerinden uzaklaştırdığına, yuvaları dağıttığına maalesef sıklıkla şahit oluyoruz. Gerçekten başlangıçta insanı üzen, fakat çok yıpratmayan bir tavır, aynı şekilde tekrar edildiğinde, ciddi tahribatlara neden olacak kadar etkisini arttırır. Davranışın tahribatı küçük de olsa, yanlış sürekli tekrar edildikçe sabır ve tahammülü azaltır. Bir bardak suyu önce kolaylıkla havaya kaldırıp tutarken, bir kaç saat sonra kolumuz iyice ağrır ve artık tutamaz hale geliriz. Bu zorlanma suyun ağırlığı nedeniyle değildir. Aynı ağırlığın uzun süre taşınmasıdır.
Halbuki her rahatsızlıkta olduğu gibi ilk belirtileri verdiğinde sebebini araştırmış olsaydık, belki de küçük bir müdahaleyle hallolacaktı problemimiz. Bazen kısa bir açıklama, bazen bir tatlı bakış, bazen sabahlara kadar konuşmak tüm güvensizlik kırıntılarını silip süpürünceye dek; bazen biraz acele etmek, bazen biraz geride durmak. Ama yerinde ama zamanında... Aksi halde bir kartopu gibi büyüyerek ilerleyen kaygılar, korkular, güvensizlikler yumağının altında kalmak içten bile değil!
Allah'ın yarattıklarını sevdiğine ve sevdiğini koruduğuna inananlar, karşılarına çıkan sorunlara savaş açmazlar. Akıllarını, bilgi ve yürek gücü ile birleştirip strateji üretirler. Dualarında sonucu talep ettikleri kadar, o sonuca götürecek gayret ve fedakârlık yanında, yöntem ve beceri konusunda da talepte bulunurlar. Okudukları ayet, hadis ver diğer bilgileri, kulaklarından kalplerine indirmeyi başaranlar, kendilerinde hayatlarını şekillendirecek bir istek ve eyleme geçme gücü bulurlar.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



