Türkiye, ekonomisiyle, sosyal yapısıyla, sanatıyla, insanlığıyla, ahlakıyla tam bir çürümüşlük ortamına doğru son sürat koşuyor. Özellikle sanat ve sanatçılık duruşu bağlamında çürümüşlük, artık vicdanları bile sızlatan bir boyuta taşınıyor. Gerçek sanatçı duruşu sağlayabilen, bu duruştan insanların zihinlerinde ve kulaklarında farklı boyutlar ortaya koyabilmiş sanatçı sayısı ise bir elin parmaklarından bile daha az. Daha önce de kendisiyle birkaç kez röportaj yaptığım arabesk müziğin taçsız kralı Orhan Gencebay'ı hatırlarsınız. Orhan Gencebay, toplumsal tüm okların kendisine yöneldiği bir dönemde, Türk Sanat, Türk Halk ve Türk Tasavvuf Müziği'ne yeni formlar katarak, bambaşka ve heryönüyle yepyeni bir ufku ortaya koyan yeni bir müzik türünü insanlarımıza hediye etti. Her birisi çok farklı tarz ve üslupta, her birisi diğerinden güzel bu eserler, günümüzde birer klasik olarak bir çok sanatçı tarafından okunuyor, yeniden harmanlanıyor, yeni yorumlarla kulaklarımıza farklı bir dünyanın ezgilerini sunuyor. Orhan Gencebay, bedavadan müzisyen sıfatını kazanmış bir isim değil. Türk Sanat Müziği'nin, Türk Halk Müziği'nin, Türk Tasavvuf Müziği'nin, Pop'un, Caz'ın bir çok formunu da eserlerine yansıtarak, ortaya koyduğu bestelere çok farklı tatları ve lezzetleri katmış, özellikle bağlama alanında bu işin üstadlarını kıskandıracak nitelikte zirveye tırmanmıştır.
Kendisiyle yaptığımız bir röportajımızda, çok beğendiğimiz Gönül Dağı eserini yorumlamasını istemiştim. Gönül Dağı'nın içinde kullanılan "Ney"in, Japonların bizim Ney'imize benzer bir enstrümanı olduğunu söylemiş, bestedeki Ankara yürüyüşünün Türk Halk Müziği'nin en önemli formlarından birisi olduğunu ifade etmişti.
Orhan Gencebay, farklıydı, aykırıydı, klişelere bağlı değildi. Onun ortaya koyduğu müziğe uzun süre "arabesk" diye burun kıvrıldı. Oysa, müziğimize getirilen bu yepyeni forma insanlarımız sahip çıktı. Gencebay'ı uzunca yıllar bağırlarına bastılar, onun müziğinin yaşaması için ona desteklerini esirgemediler. Eğer o dönemde yerelden evrensele uzanabilecek bir atmosferi kuşatabilmek adına, Orhan Gencebay'a daha çok sahip çıkılabilmiş olsaydı, sanat camiasından yeterli desteği alabilmiş olsaydı, belki de dünyanın her yerinde Orhan Gencebay ismini görebilecektik.
Bütün bunları neden yazıyoruz... Geçtiğimiz günlerde twitter denilen sosyal paylaşım sitesinde Piyanist Fazıl Say, Orhan Gencebay hakkında, "Arabesk faşizmdir. Orhan Gencebay 3. sınıf bir müzisyendir. Haa kibar adamdır. Ama kibar adam olmak meslek değil" gibi, hakarete varan, Orhan Gencebay'ın müzisyenliğini küçümseyen şeyler yazdı.
Gülersiniz, geçersiniz... Ama, kendisini Türkiye'de müziğin belli bir noktasına koymuş, sözleri genel geçer bir insanın bu değerlendirmeleri inanın herkes gibi bizim de asabımızı bozdu. Kendi yaptığı müzik dışında başka her şeyi küçümseyen, kendisine olmadık payeler biçen, Türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük müzisyenlerinden Orhan Gencebay'a dil uzatma cüretinde bulunan Piyanist Fazıl Say'ı, kendi hezeyanlarıyla baş başa bırakıyoruz.
Orhan Gencebay, Fazıl Say kendisine bunları söyledi diye küçülmez. Aksine daha da büyür! Zira, O'nun Türk insanına ve Türk Sanatına bıraktığı miras, bir hezeyan ve laf kalabalığıyla ortadan kaldırılamaz. Biz dilerdik ki, bu sözü söyledikten sonra sanat camiasının tümü bir araya gelsin ve bu densize, "Haddini bil" deklarasyonu yayınlasın...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



