Yeni Vatikan Büyükelçimiz Prof. Kenan Gürsoy'la yapılmış bir röportaj okudum. Muhabir ona dindarlığın, felsefecinin önüne engeller koyup koymadığını soruyor, o da:
"Bence kimse alınmasın, ama gerçek mânâda dindarsanız her şeyi sorgulayabilmelisiniz" diyor. "Hakikate bir şekilde inanıyorsanız onu farklı açılardan görmek zorundasınız."
Evet, bence de İslâmî kesimin en büyük sıkıntısının bu olduğu gibi bir gerçek var. Düşünmenin, sorgulamının, gerçeğin öbür yüzünü görmenin ve bilmenin önü kesiliyor. Hakikate varılacak yollar, iktidar uğruna, rant uğruna, saltanat uğruna, işbirlikçilerle işbirliği uğruna tıkanıyor. Gündemdeki sorunlara bakın. Tek sesli medya ne yazık ki yandaş medya denilen aynı zamanda İslâmî olma vasfını iddia eden medyadır. Gerçeğin öteki yüzünü ne yazıkki, öğrenebilmeniz yasaklanıyor.
Ümraniye soruşturmasındaki insan hakları ihlallerinden (iki yıldır gözaltı adına tutuklu bulundurmak gibi), özellikle yargıya, TSK'ya ve polise siyasi vesayet koyma konularında doğruları, yani "hakikat"i, Müslüman okurlara anlatamıyor; bunu, küçümsediğimiz holding basınına bırakıyorsunuz. PKK ile savaşan askerleri uydurma gizli tanıklarla deşifre ediyorsunuz. Sonra da "bu halk senin başını keser" diyebilen vekillerle (!) Kürt açılımı yapmaya kalkıyorsunuz.
Prof. Gürsoy'un dedesi Kenan Rufai Hazretlerini, kitaplarından tanımıştım. Daha doğrusu Kenan Rufai Hazretlerinin, Prof. Gürsoy'un dedesi olduğu hiç aklıma gelmemişti. Onu TRT'deki programlarında, rastladıkça izlerdim. Bir dergah terbiyesi almış olduğu belliydi.
Rahmetli Nihat Sami Banarlı hocamız, bizi Çapa'dayken, bu grupla tanıştırmıştı. Semiha Ayverdi Hanım'ın evine de arkadaşlarımı götürmüştü. Ben neden bu gezilere katılmamıştım, hatırlamıyorum. Ama Nezihe Araz'ın okula geldiğini hatırlıyorum. Allah kendisine rahmet etsin.
"Yirminci yüzyılın ışığında İslâmiyet" adlı bir kitabı vardır Kenan Rufai Hazretlerinin. Bir zât, bu ismi, "İslâmiyetin Işığında Yirminci Yüzyıl" olarak düzeltirdi. İlk tasavvuf sevgimi belki de bu kitapla kazanmışımdır. Nezihe Araz, Semiha Ayverdi, Sofi Huri ve Safiye Erol'un müşterek yazdıkları bölüm ise, gerçek bir "beyin fırtınasıydı".
Bu konuya devam edeceğim inşaallah.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



