Türkiye'nin orta yaş manzarasına baktığımız zaman gençlere bilgi ve hikmeti öğretme zaruretinin her geçen gün arttığını görüyoruz. Neden orta yaş derseniz, kendinizi sorunun tam da orta yerinde bulmuş olursunuz. İsmet Özel, Zor Zamanda Konuşmak kitabında 'Türkiye gençleri olmayan bir ülkedir, çünkü ihtiyarları yoktur' derken yıllar öncesinde bedenle uyumsuz yaş sorununu gündeme getirmiş, fakat ne yazık ki o gün de onu anlayan çok az kişi olmuştu.
Orta yaş bu ülkenin berhava edilen gençliğinin fotoğrafıdır. Biyolojik yaşıyla uyumlu bir kafa taşımayan insanlar dünün gençleridir aynı zamanda. Bu insanların yaşlılıklarına da ömür periyotlarına çok muvafık olmayacağını şimdiden kestirmek mümkün. Bu nasıl memlekettir ki geri dönüşüme gönderdiğimiz gençlik ham maddesinden sanki yaşlılar imal ediliyor.
Genç dimağların bilgi ve hikmetle irtibatları acilen sağlanması gerekir. Yoksa sadece birbirini anlamayan değil aynı zamanda kendine müdrik olmayan bir gençlikle karşılaşmamız kaçınılmaz olacaktır.
İnsan aklını ancak bilgiyle sağlama alır. Kalbinde barındırdıklarının vehim değil hakikat olduğunu ise insan ancak hikmetle fark eder. Arayışı olan adamın hakikati bulma sevgi ve coşkusundan bahsedilebilir. Kim ki aramayı yitirmiştir o kaybolmuş demektir. Kim de aramayı unutmuştur, o bulduğunu şeyin o olduğunun farkında bile değildir.
Felsefe, şiir ve nükte bu arayışta eşlik eder insana. Üçü de yoksa insanın gençlik yürüyüşünde mukallit, uyumsuz ve camittir. Bugün gençlerin en mahrum oldukları üç sahadır bunlar. Kaçışa doğru gidene felsefenin yapabileceği bir şey yoktur. İç ahengini yitirene şiirin sağlayacağı bir ortamdan bahsedilemez. Eğer yoksa hayatında düşündürürken gülümseten ya da gülümsetirken düşündüren bir şey, her yer alabildiğine ıssız ve kımıltısızdır.
Şair Mustafa Özçelik aynı zamanda uzun yıllar eğitime emek vermiş bir isim. Gençlerin bu üç hayatı kavrama noktasına sahip olabilmeleri için çok önemli çalışmalara imza atıyor. Bir taraftan ülkeyi adım adım dolaşarak Mehmet Akif ruhunu anlatırken diğer yandan da bu toprakların asli değerlerini kavratmaya çalışıyor. Özçelik'in yaptığı bir nevi üzeri örtülmek isteneni açmak, unutturulmaya çalışılanı hatırlatmak. Onun için Yunus'u dize dize çizgi çizgi Anadolu coğrafyasına nakşetmek için gece gündüz demiyor, koşuşturuyor. Bu koşuşturmalarda akan terin bereketi de eksik olmuyor üzerinden. Funda Koçer Yeşilyurt'la birlikte hazırladıkları Minyatürlerle Menakıb-ı Yunus Emre çalışması işte bu bereketin mahsulü.
Karaman Valiliği tarafından basılan albüm niteliğindeki bu eser ilk defa Yunus Emre menkıbelerini bir bütünlük içerisinde bir araya getirmiş. Çalışmanın bir başka özgün tarafı da hikâyelerin bir minyatürist (Funda Koçer Yeşilyurt) gözüyle anlatılıp resmedilmiş olması. Yunus Emre ile ilgili menkıbelerin kaynağına gelince, bu konuda da kitapta ayrıntılı bilgi verilmiş. Yunus menkıbelerinin en önemlisinin Menakıb-ı Hacı Bektaş Veli (Velayetname) olduğunu öğreniyoruz buradan. Yunus'a sevgisinden ötürü halk tarafından söylenen rivayetler de vardır. Bu çalışma aynı zamanda Türk insanının Yunus'u nasıl yaşatıp çoğalttığını da ortaya koyuyor.
Mustafa Özçelik'in Funda Koçer Yeşilyurt'la birlikte hazırladıkları aynı tarz çalışmalardan bir diğeri de Menakıb-ı Nasrettin Hoca albümüdür. Bu çalışma da Akşehir Belediyesi Kültür Yayınlarından çıkmış. Hocanın gülerek doğduğunu beyan eden menkıbeden yine Hoca'nın ölüm döşeğindeki halini beyan eden hikâyeye kadar oldukça ilgi çekici, gülümsetici hikâyeler yer alıyor bu çalışmada. Özçelik'in önsözde belirttiği gibi bu Nasrettin Hoca çalışması aynı zamanda Hoca'ya ters, eksik ve yanlış bakışları da ayıklayıcı nitelikte. Aydınların ideolojik bakışı, bilim adamlarının belgelerle sınırlı dar bakış açısı net bir Nasrettin Hoca fotoğrafına ulaşmayı engelliyor. Galiba en somut, en doğru ve en samimi bakış yine de halkın bakışı. Halkın bakışı olmasaydı zaten bu menkıbelerin ortaya çıkma imkânı da olmayacaktı. Özçelik'in Anadolu ve Dünya Bilgesi Nasreddin Hoca adıyla yine Akşehir Belediyesi yayınlarından çıkan her yönüyle Nasrettin Hoca'yı anlatan kitabı da alanında tek olma özelliğine sahip. Gerçekten de bu konuda muhtasar çalışma ya da fıkra derlemelerinin dışında fazlaca bir çalışma göremiyoruz. Belki de yitirdiğimiz hikmetin bir parçası da bu sahaya düştüğü için Özçelik gayet isabetli bir arama çalışması yapmıştır. Kuşaklara şaklabanlıkla nüktedanlık arasındaki mesafeyi ancak bu tür gayretli çalışmalarla öğretebiliriz. Yunus'u Hoca Nasrettin'le birlikte öğrenen genç kuşaklar bunun bir hikmete işaret ettiğini çok geçmeden fark edecek, en önemlisi hikmet denilince hiçbir gencin aklına artık sadece Nazım Hikmet gelmeyecektir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



