Müslümanların ne iyi yapıp ne yapamayacakları veya neyi yapmamaları gerektiği gibi konular, icraat organları Müslümanların eline geçtiğinde daha bir tartışılır oldu. AK Part iktidarının -bu niteleme kullanılmasa da- Müslümanların icra organlarını elinde tuttuğu durum olarak değerlendirdiğimizde sinema da tartışılan konular arasına giriyor.
Kimin neyi iyi yapıp neyi yapmayacağına, mevzu olan kişiler dışındakilerin karar veriyor olması başlı başına fecaat. Hele konu sinema olunca değerlendirme organları, İslam'ı ve Müslümanları bilmeyen tiplere kalıyor. Tarih, bu tür tartışmaları yazdı, yazıyor ve yazacak. Meselenin polemik boyutunu bir tarafa bırakıp, Müslümanların sinemada ne yapıp/yapamayacakları konusunda bir şeyler yazmak istiyorum.
En başta, görsel olanın helalliği/haramlığı konusunda hala geneli bütün olarak tatmin edecek kanı hakim değil. Evine televizyon sokmayan çok sayıda Müslüman mevcut. Bunun bir getirisi olarak elbette sinema salonlarına da gidilmiyor. Hoş, evinde televizyon 24 saat kapanmamasına rağmen kendilerini sinema salonlarında göremediğimiz Müslümanların sayısı daha fazla ya, neyse. İşte mesele böylesine garip bir düzlemde resmoluyor.
Birçok Müslümanın bu zamana kadar sinemadan kaçmasının haklı sebepleri var elbet. Türkiye sinema tarihine bakıldığında, ideolojik olarak sinemanın uzun dönem İslam'ı ve Müslümanları karalar şekilde işlev görmesine bir de cinselliğe teslim olunan dönemler eklenince, Müslümanlar ister istemez sinemadan beri durdu. 'Herşeye rağmen sinema' deyip direnenler ise Beyaz Sinema, Milli Sinema ya da İslami Sinema şeklinde anılan hareketi ortaya çıkardı.
Beyaz Sinema, bir dönem üzerinde çok tartışılan ancak artık varlığından eser olmayan bir anlayıştı. İslami değerlere dikkat çekilerek toplumdaki ahlaki yozlaşmanın boyutlarının anlatıldığı ve sonrasında da doğru yol olarak İslam'ın işaret edildiği bu filmler üslup açısından bugün için çok demode kalmış durumda. Kendi dönemleri içerisindeki etkilerini değerlendirip Yücel Çakmaklı, Mesut Uçakan ve İsmail Güneş gibi yönetmenleri saygıyla anmak lazım. Çakmaklı'yı ayrıca rahmetle yad etmek boynumuzun borcu.
Peki sonra ne oldu? Bir dönem kelimenin tam anlamıyla salonları 'kasıp kavuran' bu sinema neden 'bitti'. Bitti diyorum çünkü gerçekten artık yok. Yok olmasının sebebi, üslup ve tarz olarak bugün için artık ilgi çekmeyecek, daha da önemlisi sinema açısından kıymeti harbiyesi olmayacak durumdadır. Yapılan işleri küçümsemek ya da kötülemek maksadında olmadığımı belirtmeden geçemeyeceğim. Çünkü Müslümanların eleştiri konusunda da olgunlaşmamış oldukları bir gerçek.
Dil açısından didaktik, teknik olarak standartları aşamayan, özgünlük bakımından bir şey vermeyen sinema dili, bugün için demode olmanın ötesinde gereksizdir. Popüler sinemanın bugün içine düştüğü durum ya da aslında hep içinde olduğu durum buydu. Sinema bir sanat ise icra edilen bu sanatın belli şartları ve kendine mahsus yanları olmalıydı.
Hep vurgulamaya çalıştığım gibi İran sineması, ülkemizde Müslümanların nasıl sinema yapmaları gerektiği konusuna en güzel örnektir. Sinemacılar tarafından özellikle bir dil oturtmak açısından hayata geçirilmese de İnkılap ile gelen kısıtlamalar Yeni İran Sineması denen olguyu doğurdu.
Peki biz ne yapacağız?
Beyaz Sinema artık yok derken, eski haliyle var olamaz ve olmamalı da zaten demeye çalışıyorum. Ne Kelebek, ne Takva, ne Büşra bu kavramı dolduramaz (Müslüman bazı sinemacılar tarafından bu kapsamda değerlendirilmeleri açısından mevzu ettim. Yoksa benim nazarımda Büşra ile Takva zaten hiçbir şekilde bu kapsama giremez).
Yapılacak olan şey sinemanın sanat boyutuna eğilmek ve bir dil kapsamında işler ortaya koymaktır. Ülkemizde bunu güzel bir şekilde yapanlar var. Bal ve Uzak İhtimal bir dil sahibi olma noktasında güzel örnekler. Maalesef örnekleri artırmak biraz zor.
Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim ki, genç Müslümanlar bu durumdan rahatsız ve kesinlikle orta vadede sinemamıza damgasını vuracak bir nesil geliyor. Bugünün genç Müslümanlarının rahatsızlık duymalarından duyduğum memnuniyeti belirtmek isterim. Zira rahatsız olmak, haksız ve eksik olmaktan evladır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



