İnsanlık, bugün her zamankinden daha fazla huzur, saadet ve barış içerisinde yaşayabileceği bir dünya özlemi içerisindedir. Bu düşünceden hareketle, yaşanan olaylarının teşhisini doğru yapmak ve doğru tedavi yöntemleri bularak bu vahim gidişata dur demek kaçınılmaz bir zorunluluk olmuştur. Bu zorunluluk gereği, yapılan sömürüye ortak tepki koyabilme kültürünü ve metotlarını geliştirmek, tedbirler almak ve ilerlemek için Müslüman ülkeler kendi aralarında kardeşlik bilincini geliştirerek bir siyasi irade oluşturması elzemdir. Her Müslüman, bu konuda hakkı üstün tutma ve adaleti tesis etme sorumluluğu taşımaktadır.
Sorumluluk aksiyonu gerekli kılar. Uluslararası Müslüman Gençler Kültürel İşbirliği Toplantıları, ortak hedefe doğru yeni bir dünyanın inşasında, yapılan çalışmaların daha ileriye doğru nasıl geliştirileceğini ve çözüm yollarını ortaya koyarak yeni bir aksiyona imza atmıştır. Bu aksiyonun beşinci dev adımı olan Uluslararası Müslüman Gençler Kültürel İşbirliği Toplantısı, "Geleceğimiz; Yeni Bir Dünya: Ne Yapıyoruz, Ne Yapacağız" ana temasıyla gelecekten geriye doğru çalışmanın adımlarını atmaktadır. Geçmiş üzerimize gelecekse, daha ne duruyoruz!
Medeniyetlerin tarihi seyrini kavramadan, geleceğe hazırlanamayız. Ulusçuluk cereyanı ile Birinci Dünya Savaşı sonrası Osmanlı sancağı altında yaşayan Balkanlar, Afrika, Ortadoğu ve Kafkasya toplumlarının nasıl sömürge haline getirildiğini izah etmeden, kuvveti üstün tutanların kendi aralarında İkinci Dünya Savaşı'nı yapmasını da anlayamayız. Kendisiyle savaşan bir düşünceden saadet gelmeyeceğini görmenin vakti geldi.
Soğuk Savaş dönemi denilen sürecin, kültürel işgal olarak nasıl uygulandığını görmek gerekir. 1990 yılında komünizmin iflası ve Sovyetler Birliği'nin dağılması üzerine meydana gelen tek kutuplu dünyada, önce ABD'nin, sonra da AB'nin ırkçı emperyalizmin kontrolü altına girmesiyle dünya yüzyıldan beri, beklediği, özlediği huzur ve barışa kavuşmak şöyle dursun tam tersine adım adım bir felakete doğru sürüklendiğini görüyoruz. Bu durumda, başta İslam âlemi olmak üzere, yeryüzünde bütün sömürülen, ezilen ve vahşete maruz kalan ülkelerin bir araya gelerek, bu vahim gidişata dur demek, başta Müslüman gençler olmak üzere tüm Müslümanlar için kaçınılmaz bir zorunluluk olduğu görülüyor.
İşte tarih şuuru sorumluluğu, geleceğe hazırlanmayı beraberinde getiriyor. D-8 ve onun etrafında 60 Müslüman ülkenin toplanması ve onun da etrafında yeryüzündeki 160 ülkeye dağılmış 7 milyar ezilen insanın toplanması ve Müslüman gençliğin elbirliği ile yapacakları koordineli bir çalışma sonucunda yeni bir dünya kurmak da temel hedef oluyor. İşte tam da bu noktada, Yeni Bir Dünya'nın kurulması için gelecekten geriye doğru çalışmak ve bunu sağlayacak kuruluşlar arasında koordinasyon ve işbirliği sağlamak büyük önem taşımaktadır. Bu ise, geçmişin üzerine geleceği Müslüman gençleri geleceğe hazırlamaktan başka bir şey değildir. Ve bu, fetihten başka bir şey de değildir.
Fetih denince önce Mekke'yi anlarız. Kan dökülmeden bir şehrin nasıl fethedileceğini orada görürüz. Sonra İstanbul gelir. Çünkü İstanbul'un fethi hakkın batıla galip gelmesinin temsilidir. Ancak hakkı üstün tutuğumuzda fethedebiliriz. Fetih şuuru iyice kavranılmadan işbirlikçi anlayış da önlenemez. Yeryüzü bizim için Allah'ın mescidi olduğundan, fethin bütün yeryüzünü kaplaması esastır. Bu yüzden bir bölgeyi değil, bütün dünyayı hedef almayan kurtuluş, kurtuluş değildir. Bu hedef gösteriyor ki; geçmiş üzerimize gelecek.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




