Sincaplar o kadar unutkan olmasaydı, yabani sandığımız milyonlarca ağaç nasıl yetişecekti? 'Birileri' de uykuyu unutmayıp 'çokları' gibi gecelerini uykuya feda etseydi, medeniyetler nasıl kurulacaktı?
Gündüzler genelde bize ait değildir. Okulda, işte, sokakta, trafikte, kışlada, evde... Hep 'başka birileri'nin istediği gibi yaşamak, onların dediklerini yapmak zorundayız. Akıl Oyunları'nın matematikçisi John Nash gibi müthiş bir otokontrol ile kendi sitemini kuranlar ne kadar az! Belki de Okulsuz Toplum kitabının yazarı İvan İllich ve onun takipçisi radikal (romantik) program tasarımcısı Pestalozzi gibi herkesi -şimdikine nispetle tamamen- kendi başına bırakmanın vaktidir. Fakat bunun için gece olmasını beklemek lazım gelir.
Geceler olmasaydı veya uykuyu dinleyip uykuyla dinlenseydi herkes, teslim verseydi uykunun o yumuşacık kollarına kendini... Onca aşk şiirini kim söylerdi, bir asker nasıl içli bir mektup yazardı anacağızına serhat boyundan, ne anlamı kalırdı 'üç- beş nöbeti'nin, onca savaş planını hangi komutan yapardı, onca fabrikayı kim kollardı, onca formül teorem nasıl bulunurdu? Geceler olmasaydı, hangi ölüm güzel olurdu?
Geceler olmasaydı, nasıl gecenin abidi olurdu gündüzün mücahidi? Nasıl kılınırdı teheccüd namazı ve nasıl kazanılırdı Hak rızası, riyadan uzak?
Geceler olmasaydı, nasıl kalkardık sahura, ne fark kalırdı bizim orucumuzla ehl-i kitabınki arasında ve Ramazan davulcuları -o güzel insanlar- ne yapardı? Ne yapardı gece bekçileri, çoğunlukla başka iş yapamayan, illa ki 'günleri tersten giyen o suskun adamlar'.
Bir gece Muhammed'e Çalap'tan nasıl gelirdi Burak?
Bir anne nasıl sabaha kadar beşik sallardı ve bir baba iş yerinde konuyla alakalı nasıl sorguya çekilirdi şefi tarafından?
Geceler, o uzun kış geceleri olmasaydı, bir torun nasıl av hikâyeleri dinlerdi dedesinden, babaannesinin yaptığı kestane kebabını yerken?
Fırıncının market tezgâhtarından ne farkı kalırdı?
Geceler olmasaydı, kokoreççi Âdem Usta ne yapardı? Sokak kestanecileri ile nasıl ahbap olurdu? Taksici esnafı kızını istediğinde o kadar naz yapar mıydı ana- babalar? Ve bir taksici gece tarifesi açmazdı vardiyadan dönen işçiye veya ıssız bir yerde şüpheli bir şahıs tarafından...
Nasıl zengin görünürdü uykuda herkes ve bir gecede nasıl zengin veya fakir olurdu insanlar?
Nasıl geçerdi uzun otobüs yolculukları o sıcakta? Bir tren nasıl bozabilirdi gecenin sessizliğini sireniyle?
Geceler olmasaydı, TRT niye yayını keserdi?
Nasıl ilan edilirdi en güzel aşklar? (Yaz geceleri, gündüzleri gibi hareketli ve 'canlı' olabilir. Fakat kısa olduğu için, yaz gecesi ilan edilen aşkların miadı kısa olabilir. 'Yaz aşkı' denen şey, bunun için de uygun düşmez bize.)
'Onları seyredecek birileri olmasaydı, kaç kişi Mercedes otomobil alırdı?' Geceler olmasaydı, kim kurtulurdu gündüzün riyasından?
Ve geceler olmasaydı, nasıl methiyeler dizerdik geceye?
Unutmamalı: Geceleyin tozu dumana katmak için gündüz vakti toz duman yutmaya değer.
Gece yolcuları
Seyyid Kutup, günde ortalama on saat okurmuş. Endülüslü İbn-i Rüşd, hayatında sadece iki gece kitap okumamış; evlendiği ve babasının vefat ettiği geceler... Ömer Nasuhî Bilmen, eline geçen eserleri bir gecede okur bitirirmiş. Çoğu kez validesinin gaz lambasına üflemesiyle uyumak zorunda kalırmış.
Sürekli okumak için saçını uzatıp duvardaki çiviye bağlayan ve uyukladığı zaman acıdan uyanan... Uyumamak için soğuk kış gecelerinde ensesine kar koyan... Gerek çiğnerken gerek def-i hacette vakit israfı olmasın diye çorba vs ile midesini avutan âlimlerimiz vardı.
Gündüz vakti bile uykuda olanlar olduğu gibi, gece uykuda geçirdiklerini zannettiğimiz birkaç saatte bile tefekkür halinde olanlar da var.
Peki, ya şimdi...
Emine Şenlikoğlu; 'biz kelle koltukta yazdık, siz bari kadife koltukta okuyun' demiş, mücadeleden uzak kalanlara. Kur'an Kursu'nda Karabaş Tecvidi talim ederken hocalarımız da buna benzer bir uyarı yaparlardı rahle başında dizüstü uyumayı becerenlere: 'Ulema ay ışığında yazmış, siz florasan ışığında okuyamıyorsunuz.' Yeri gelmişken soralım: Geceler olmasaydı, nasıl tevarüs ederdi onca el yazması kitap ve nasıl yakılırdı, nasıl gömülürdü veya tren vagonlarında nasıl götürülürdü bilinmez(!) yerlere?
Gece Yarısı Güneşi isimli romanında, okuyucuyu Taç Mahal'den Kuzey kutup kuşağına kadar birçok farklı coğrafyada müthiş bir rehberlikle dolaştıran Refik Özdek, kuzey kutbu ülkelerinde görülen bir olaydan bahseder. Malum olay; güneşin ufuk çizgisi boyunca bütün gün dönmesidir. Sabahtan akşama değil, tüm gün... Buradan ilhamla kitabına isim yapmıştır bu güneşi ve aşkına da bu isimle hitap etmiştir. Düşünüyorum da gece olmayınca -ki senede altı ay gece olmuyor- nasıl bir hayat sürüyor insanlar, en basitinden yukarıda saydıklarımıza nasıl bakarlar acaba?
Murat Menteş'ten duyduk: "Kıyas en basit düşünme biçimidir. Bir şeyin hikmetini anlamak istiyorsanız, kıyasla yetinemezsiniz." Gündüz Vassaf da Cehenneme Övgü kitabında şöyle der: "Kıyaslama dar ufuklu bir benlik temeline dayalıdır, dünyayı ve deneyimlerini biriktirmeye ve düzenlemeye yönelik etnosantrik (etnik kökencilik) bencil bir girişimdir. Bu sebeplerden ötürü 'gündüz'e dokunmamaya çalıştık. Ona da diyeceklerimiz var elbette.
Not: Geceyi övecekseniz, bunu gündüz vakti yapamazsınız. Gecenin arkasından konuşmak olur yaptığınız.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



