İsrail bütün hazırlıklarını tamamlayıp, yedek askerlerini de silahaltına aldıktan sonra Gazze'ye yönelik geniş, kapsamlı ve uzun sürecek imha saldırısına başladı. Bugün takviye birlikleri ile korkunç katliamlarına bir yenisini eklemek için can atıyor. Hiçbir uluslararası kuralı, hiçbir insanî hassasiyeti tanımıyor. En ölümcül silahlarını Gazze üzerinde deniyor, en ağır birliklerini Gazze'ye gönderiyor.
Yahudilerin bütün vahşetlerine karşı Gazze direniyor. Halit Meşal bu direnişin devam edeceğini, teslimiyetin söz konusu olmadığını ilan ediyor: "Direnişi durdurmamızı isteyenlerin mantığı abes. Saldırganın ve işgalcinin sorumluluğunu aklarken, hapsedilen ve işgal edilen kurbanı suçluyorlar. Ev yapımı roketlerimiz dünyaya karşı protesto çığlığımızdır. İsrail ve onun Amerikalı ve Avrupalı sponsorları sessizce öldürülmemizi istiyor. Sessizce ölmeyeceğiz. Gazzeliler boyun eğdirilmemeye her zamankinden daha kararlı. Davalarının haklılığıyla silahlanmış savaşçılarımız işgal ordusuna çok sayıda kayıp verdirdi ve topraklarıyla halklarını savunmak için savaşmayı sürdürecek. Özgür olma irademizi hiçbir şey yenemez."
İlk günlerde başta Türkiye olmak üzere pek çok ülke ve halk bu saldırıların durması için gereken çabaları ve çalışmaları ortaya koydu. Başbakanımız Suriye, Ürdün, Suudi Arabistan gezilerine çıktı. Dünyanın yılbaşı için eğlencelere daldığı saatlerde saldırıların durması için bu ziyaretleri gerçekleştiren bir başbakan izledik.
Cumhurbaşkanı Gül de, -bu makama seçildiğinde kendisini ilk kutlayan-, Amerikan başkanı ile geçen hafta bir telefon görüşmesi yaptı. Konu Gazze. Başkan Bush, ateşkes için ilk şartı bildiriyor Gül'e; "HAMAS ateş açmayacak. İsrail'e düzenlediği roket saldırılarına son verecek."
Nasıl bir cevap verildi, sınırlar nasıl çizildi, İsrail'den, Gazze'den, Filistin'den ve HAMAS'tan nasıl söz edildi bilmiyoruz. Zira Türk tarafından henüz bir açıklama gelmedi. Fakat gelen başka bir açıklama var. Gül saldırının ilk günlerinde, İsrail Cumhurbaşkanı Shimon Peres'i arayarak bir telefon görüşmesi yaptı. Gazze'deki durumun ele alındığı görüşmede Cumhurbaşkanımız, siyasi ve insani durumdan duydukları endişeyi, ateşkesin bir an önce sağlanmasını ve insani yardımların kesintisiz devamının önemini vurguladı. Ancak, İsrail vahşete susamışlığından hiçbir şey kaybetmeden saldırılarına devam ediyor.
Üzerinden iki hafta geçti. BM bir an evle ateşkesin sağlanması için gerekli diplomatik ve siyasî çalışmalara hız verdi. İsrail, duymadı bile.
Gazze'yi yerle bir eden Yahudiler zaman zaman saldırılarına üç saatlik aralar verdiler. Bu aralarda insanî yardım ekipleri Gazze'ye girip en acil yardımları ulaştırdılar. Yahudiler hastane, ambulans, sağlık görevlisi, evlere sığınanlar, okullara sığınanlar başta olmak üzere ulaşabildiği her noktayı vurdular, vuruyorlar. Gazze'nin nüfusunun önemli bir kısmı bu saldırılarda şehadete eriyor. Karadan, havadan ve denizden devam eden kuşatmanın tek amacı anlaşılan Gazze'de tek bir Müslüman bırakmamak.
Daha ilk günlerden itibaren bütün dünya -başta İslâm âlemi- İsrail'in karşısına çıkacak tek güç, İsrail'i durduracak tek kuvvet olarak Türkiye'yi görüyordu. Şam'daki mitingde atılan "Türkiye, Telaviv'i vur" sloganları sadece Suriye'nin değil, bütün İslâm âleminin arzusudur. Yine, savaşın ilk günlerinde Meclis'e askerimizin Gazze'ye gitmesi için gerekli kanuni düzenlemelerin geleceği söyleniyordu. Gazze'de imha ve katliam bütün hızıyla sürüyor ama Türkiye'nin en küçük bir ciddi adım attığı söylenemez. İlk günlerin sıcaklığı sadece başbakan için bir olumlu kanaat sağladı ancak bugün için Türkiye'nin de Yahudilere engel olamadığı aşikâr. Arap dünyası henüz kendi içinde toplanıp da bir çare aramak çabasında değil. İran, en sert perdeden İsrail aleyhine konuşuyor fakat onun da İsrail'i caydıracak etkili bir hamlesini henüz görmedik. İslâm ülkelerinin liderleri zannediyorum en çok da bu saldırıları nasıl olur da kendimiz için bir seçim yatırımı haline dönüştürürüz onun hesabını yapıyor. Şayet bugüne kadar ortaya ciddi bir siyasî veya askerî hamle konulmuş olabilseydi, Yahudilerin şimdi kendi topraklarına dönmesi, Gazze'nin insanî yardım kuruluşlarıyla yeniden hayata döndürülmesi gerekirdi.
Yahudiler, mülkiyeti halen Türkiye'de olan Filistin'in bir şehrinden olanca intikamlarını alıyorlar. Bu intikam onların sapkın ve karanlık inançlarının bir tezahürü olarak beliriyor.
Bölgede ateşkes İsrail ile HAMAS arasında imzalanacak. İsrail çoktan masaya oturmaya hazır da HAMAS'ın buna bir türlü yanaşmadığına dair bir kanaat oluşturuluyor kamuoyunda. Gazze, Filistin toprağı ve şu anda bölgenin meşru yönetimini HAMAS'ın elinde. Türkiye Gazze için siyasî ve diplomatik faaliyetlerde bulunuyor ama daha ne Halit Meşal'le ne de İsmail Haniye ile konuşuldu, görüşüldü.
İsrail ve hatta İsrail yandaşı dünya, Türkiye'yi suçlamaya, adeta daha baştan Türkiye'nin elini kolunu bağlamaya başladı. Türkiye, bu savaşta taraf olmakla ve HAMAS'ın taleplerini dillendirmekle suçlanıyor. Suçlayan İsrail ve İsrail medyası. Türkiye ciddi hiçbir siyasî ve askerî yaptırımda bulunamazken, Yahudiler büyükelçilerini çekmek tehdidini savurdular. Yahudiler Gazze'yi yok etmek amacıyla başlattıkları "Dökme kurşun" harekâtını, dünyada hiç kimseyi dikkate almadan sürdürüyor. Yeryüzünün azgınları ve sapkınlarına Gazze onurla, sabırla ve şehadetle direniyor.
Gazze'nin yanında dualarıyla, yardımlarıyla yeryüzünün vakur insanları, Müslümanları vardır. Bu savaş, İslâm ülkelerinin halklarına, başlarındaki yöneticilerin durumunu bir kez daha gözden geçirme fırsatı verecektir. Filistin'in şerefini savunabilenler ile Yahudilere karşı çaresiz kalanlar bir tutulmayacak elbette.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



