Geçen hafta sonunu Gaziantep'te geçirdik. Türkiye Yazarlar Birliği Gaziantep Şubesi ile Gazikent Üniversitesi'nin "2011 Mehmet Akif Ersoy Yılı" etkinlikleri bağlamında gerçekleştirdikleri bir dizi kültürel icraat, bizi güneyin bu gözde şehrine çekmişti.
"Bir dizi" tamlamasının içeriğini "Yaşayan Mehmet Akif Ersoy", "Türkçemiz Nereye Gidiyor?", "Şiir Dinletisi" gibi, iki güne yayılmış faaliyetler oluşturuyordu.
Birbiriyle ilintisiz gibi görülen üç ayrı konunun tek organizasyon çatısı altında icra edilmesi zor yürütülebilir bir süreç gibi görülse de, gerek TYB gerekse Gazikent Üniversitesi, bu işten yüz aklarıyla çıkabildiler.
25 Mart 2011 günü saat 14.30'da gerçekleştirilen "Yaşayan Mehmet Akif Ersoy" paneline maalesef katılamadım. Ulaşımda yaşadığım küçük bir gecikme, çok istediğim halde, Gazikent Üniversitesi rektörü İbrahim Özdemir'in yönetiminde gerçekleşen bu oturuma katılmamı engelledi. Panelistleri D. Mehmet Doğan, Turan Karataş, Nazif Öztürk, Adem Çevik olan bu oturumun oldukça başarılı bir şekilde tamamlandığını öğrendim.
Bir gün sonra, saat 10.30'da Uğur Plaza'da yapılan "Türkçemiz Nereye Gidiyor?" panelini Gaziantep Üniversitesi hocalarından Halil İbrahim Yakar yönetti. Bu oturumda Hicabi Kırlangıç, Behiye Köksal, D. Mehmet Doğan, M. Atilla Maraş, Sabiha Doğan, Selami Güder, Mehtap Yılmaz sırasıyla söz alan panelistlerdi. Oldukça istifade ettiğim bu panelde konuşulanları buraya tek tek çıkarmak elbette mümkün. Fakat, ben bunu yapmak yerine D. Mehmet Doğan'ın çarpıcı iki cümlesiyle yetineceğim: "Dil devrimi yaşasaydı dilimiz yok olacaktı. Böylesi bir devamlılık Türkçe için felaket olacaktı."
Aynı günün akşamı saat 19.30'da Şahinbey Belediyesi Konferans Salonu'nda düzenlenen 1. Ayıntap Şiir Şöleni, etkinliklerin tacı niteliğindeydi. Hicabi Kırlangıç, M. Atilla Maraş, Hüseyin Türkmen, Talip Işık, Sergül Vural, Murat Soyak, İsmail Özmel, Bünyamin K., Hayriye Ünal, İdris Ekinci, Behiye Köksel ve Suriye'den katılan Zahid el Malih, Zekeriya el Massas, Muhammed Hasan Abdulmuhsin, Gazianteplileri şiirle buluşturdular.
Seyahat merkezli muhabbetlerde halk şu cümleyle mukabelede bulunur: "Yediğin içtiğin senin olsun, gördüklerini anlat." Nedense bazı şehirlere yapılan yolculuklar işbu edepli cümleyi unutturur insana. Diğer bir ifade ile, bazı şehirler, işbu cümlenin anlamına gizlenmiş olan sınavı kaybettirir seyyahların muhatapları olanlara. Gaziantep, köklü yemek kültürüne sahip olması hasebiyle, söz konusu şehirlerin başında gelir. Demem odur ki bir seyyahın Gaziantep'e yol uğrattığını duyan muhatap, seyyahın yediğini içtiğini de merak ediverir. Aranızdaki meraklı taifesine tam da burada şöyle bir soruyla karşılık vereyim: Bütün dünyaya yayılan bir şöhretin sahibi olan Gaziantep mutfağının merak edilecek neyi kalmıştır? Ve ekleyeyim, ey siz, şimdiye kadar bu mutfağın tadına bakmayanlar takımı, acele ediniz, ahir ömrünüzde bir kez sahici bir lezzetle damağınızı hemdem ettiriniz!
Yediğim içtiğim benim oldu, görüp yaşadıklarımdan bazı ayrıntıları anlatayım.
Bir defa şunu mutlaka kaydetmeliyim. Gaziantep benim için keyifli bir sürprizin şehri oldu. Şöyle ki, 27 yıldan beri görüşemediğimiz, hatta haberleşemediğimiz bir arkadaşımla yollarımız tekrar kesişti burada. Fikret Hırçın ile Buca Eğitim Fakültesi'ndeki öğrenciliğimizin ilk yıllarında kurduğumuz arkadaşlık, benim sancılı yüksek öğrenim hayatım dolayısıyla kesintiye uğramıştı. Şairdik ve aynı fikrin yolcusuyduk Fikret'le o öğrencilik yıllarında. Sonraki yıllarda ben kendi içimde bir kurtuluşa ermiştim. Yaşadığım taze sürecin başka hayatlarda da vuku bulacağını nasıl da unutmuşum. Bizleri Marksist şairlerle sınava tabi tutan Fikret Hırçın'la, yıllar sonra Gaziantep'in güzel bir camiinde Allah'a baş eğer, secde eder vaziyette buluşmak, şükürler olsun, nasıl bir duygudur, izah etmem mümkün mü? Şu kadarını söyleyeyim: "Şehrimize bir Müslüman gelmiş, kalkın ona gidelim." dediğim "Davet" şiirimi o akşamki şiir şöleninde kardeşim Fikret Hırçın'a ithaf ettim...
Arkadaşlarla yol kesişmesi deyince, 15 yıldan sonra yine işbu Gaziantep seyahatinde hasret giderdiğimiz ilahiyatçı ve karikatürist Mustafa Oktay Gamga kardeşimin adını da zikredeyim; şahane bir insandır, Gaziantepliler kıymetini bilmelidir...
Gaziantep'te yüreklerimizi hırpalayan, gönüllerimizi göynüten en önemli mekân Şehreküstü'deki "Savaş Müzesi" oldu. İlk bakışta ürpertici bir adla karşı karşıya gelir gibi olsanız da, bu mekânın içine adım attığınızda, söz konusu adlandırmanın manidarlığını kavrıyorsunuz. Zira bu müzenin Gazianteplilerin Fransız işgalcilerine ve onların işbirlikçisi olanlara karşı giriştiği savunma savaşının aziz hatıralarını taşıdığını bilirseniz, ne demek istediğimi anlarsınız. Fransızların "çelik çemberi"ni kıran Gaziantepliler arasından birkaç isim seçsem, biliyorum diğerlerine haksızlık olacak. Başka da çarem yok, bari kadın direnişçileri tercih edeyim: Yirik Fatma, Köşker Hoppası, Çellonun Kızı Emine ve oyun oynamak yerine, mermi kovanı toplayan Gaziantepli çocuklar...
İnsanımızın Gaziantep bağlamında bilmesi, tanıması, hayatından ibret alması gereken başka kahramanlar da var. Şahinbey, Karayılan (Molla Mehmet) ve diğerleri... Bu kahramanları haklarında yazılmış şiirlerle yâd ettik. Molla Mehmet'in mezarı başında Fatihalar okuduk.
Birkaç manzum metinle tekrar yâd edelim:
"Ben Antepliyim Şahinim Ağam/ Mavzer omzuma yük,/ Ben yumruklarımla dövüşeceğim/ Yumruklarım memleket kadar büyük" (Yavuz Bülent Bakiler)
"Karayılan der ki: Harbe oturak,/ Kilis yollarından kelle getirek,/ Fransız adını bütün batırak,/ Vurun Antepliler, namus günüdür." (Anonim; Nazım Hikmet üçüncü dizesi farklı bir metni "Kuvâyi Milliye Destanı Birinci Bap"ta iktibas etmiştir. "nerde düşman varsa orda bitirek.')
"Ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk/ Günahlarım kadar ömrüm vardır/ Ağarmayan saçımı güneşe tutuyorum/ Saçlarımı acının elinde unutuyorum/ Parmaklarımdan süt içmeye çağırıyorum seni/ Ben güneyli çocuk arkadaşım ben güneyli çocuk" (Sezai Karakoç, "Kara Yılan" başlıklı şiirinden)
Gaziantep'te başka tarihî ve kültürel mekânlara da yolumuz düştü: Şeyh Camii, Gaziantep Mevlevihanesi, Bakırcılar Çarşısı, Alaüddevle Camii bunlardan bazılarıydı.
Bir de Gaziantep seyahatimde payıma düşen kültürel materyalin kaydını düşeyim: Şahinbey Belediyesi'nin bir kültür hizmeti olarak takdim edilen "Kendini Kurtaran Şehir: Antep Harbi Belgeseli DVD'si" ve "Mehmed Akif Ersoy kitap ve CD'si"...
Şairlerimizden birkaç kitap: Sergül Vural'ın "Süveyda", Abdulhadi Bay'ın "Farkında mısın?", Gülhun Ertilav'ın "Su Misali" adlı şiir kitapları; Mehmet Atilla Maraş'ın bir "Urfa Şehrengizi" olarak hazırladığı "Rüya Şehir Urfa" adlı kitabı ile İsmail Özmel'in iki kitabı: "Kültür ve Tarih Sohbetleri" ile "Dil ve Edebiyat Yazıları"...
Son olarak, Gaziantep'te kültür, sanat ve edebiyata omuz vermiş dostları, özellikle de TYB Gaziantep Şubesi Başkanı Hanefi Akın ile yardımcısı Reşit Güngör Kalkan'ı yaptıkları özverili çalışmalarından ötürü tebrik ediyor, başarılarının devamını diliyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



