Gazetecilik; gençliği harekete geçirip kitleyi demokrasi karşıtı hareketlerle belirlemekse... Yok, ben almayayım!
Gazetecilik; Protestolarda polisi şiddet yanlısı göstermekse... Aman, beni öksürtür!
Gazetecilik; sivil dikta, sivil darbe konularını sık sık manşetlere taşıyıp, karamsar tablo çizmekse... Üstü kalsın!
Gazetecilik; TSK'yı tahrik edici yayın yapmak, yargıyı taraflı göstermekse... Önden siz buyurun!
Gazetecilik; karanlık odalarda sivil hayatın dibine dinamit koyup, sonra da "sivil faşizm" naraları atmaksa... Kalemimi kırarım daha iyi!
Hiçbir meslek, bu kadar "iğdiş" edilmedi.
Bir gazetecinin komplonun içinde olabilme ihtimali vardır. Ama bir grup gazetecinin organizeli biçimde bir suçun içinde yer alması, nasıl izah edilebilir.
Talimatlar notlar biçiminde alınıyor ve uygulama safhasına geçiliyor. Savcılık "deliller" üzerine hareket ediyor ve tutuklama kararı alıyor. Sonra bu meslektaşlarımız hiçbir şey olmamış gibi objektiflere profilden "demokrasi kahramanı" pozu veriyorlar. Anlaşılır gibi değil.
Gazeteciden edebiyatçı olur, şair olur... Araştırmacı, soruşturmacı, televizyoncu ve ressam olur. Hatta, grafiker, radyocu, sinemacı, tiyatrocu olur... Ama "darbeci" olmaz. Burası Türkiye... Gazeteciden "darbeci" olduğunu da gördük. Karanlık eller, karanlık "oda"larda karanlık belge hazırlayan karanlık gazeteci yetiştiriyor. Sonra "faaş" olunca, pişkin pişkin sırıtıp "basın özgürlüğü" nerede diyorlar.
Peki "basın meslek ilkeleri" nerede?
Hani, 1986'da bir grup gazeteci-yazar toplanmış Basın Konseyi'ni kurmuştu ya...
İşte o konsey, "basın meslek ilkeleri"ni kamuoyuna deklare etmişti.
Geçerli bir sebebi vardı, "Medyanın apolitikleşme ve magazinleşmeye kaymasıyla oluşan sorunları ve ilkesiz yayıncılık anlayışını gidermek"ti.
Gazeteci Oktay Ekşi'nin başında bulunduğu ve aşağıda isimleri bulunan Hasan Cemal, Güneri Cıvaoğlu, Yalçın Doğan, Güngör Mengi, Rauf Tamer gibi isimler bu "ilkelerin" altına imza basmıştı.
Üstelik tırnak içinde "İletişim özgürlüğünü ülkemizde insanca yaşamanın, saydam bir yönetime kavuşmanın ve demokratik sistemin temel koşulu sayan biz gazeteciler" diyerek.
Dahası bu gazeteci büyüklerimiz bir de söz verdiler:
"Gazetecilikte temel işlevin, gerçekleri bulup bozmadan, abartmadan kamouyona yansıtmak olduğunu göz önünde tutarak..."
Bu maddelerin bir kısmına bir göz atalım.
Mesela, "Yayınlarda hiç kimse; ırkı, cinsiyeti, sosyal düzeyi ve dini inançları nedeniyle kınanamaz, aşağılanamaz" deniyor.
Gerçekten öyle mi:
Medyanın bir kısmı dini inançları nedeniyle 28 Şubat'ın zeminini hazırladı. İnancından dolayı başını örten kızlarımız bırakın ünersiteye girmeyi, kapılardan adeta püskürtüldü(!). Bu tür olayların medyaya bakan yönü ne acıdır ki, aşağılayıcıydı. İnancından dolayı insanlar hakarete uğradı. O manşetler hâlâ hafızalarda taptaze duruyor. Ya şimdi ortaya çıkan belgelere ne demeli?
Bir başka "ilke"ye bakalım, "Düşünce, vicdan ve ifade özgürlüğünü sınırlayıcı; genel ahlak anlayışını, din duygularını, aile kurumunun temel dayanaklarını sarsıcı ya da incitici yayın yapılamaz."
Gerçekten öyle mi:
Ne yazık ki, "yapılamaz" denen şey "yapıldı." Düşünce ve ifade özgürlüğü sınırlandırıldı. Genel "ahlak anlayışsızlığı" gazetelerin birinci sayfasından çarşaf çarşaf verildi. Gayr-ı ahlaki resimler manşetlerin yanına damga pulu gibi yapıştırılarak gençlerin zihinleri bulandırıldı. Ailenin temel dinamiklerini sarsıcı yayınlar üçüncü sayfadan verildi.
Başka bir "ilke"ye bakalım, "Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumları yapmaktan sakınır" deniyor.
Realiteye bakalım:
Bazıları bugün tetikçilik yapıyor. Ajanlık yapıyor. İsrail'e gidip eğitim görüyor. Taşıdığı sıfatın saygınlığı bir tarafa kaygı uyandıran yöntem ve tutum içinde potansiyel bir tehlike oluşturuyor.
Örnekleri çoğaltabiliriz.
Görülüyor ki, basın ilkeleri "ilkesizlik" üzerine kurulmuş. Var olan ilkeler sadece kağıt üstünde bırakılmış, uygulama yok.
Evvela, Basın Konseyi Eski Başkanının bile ilkeleri bir kenara bırakıp, ekranlardan "darbesevicilik" yapması, onun kendi mesleğinden ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. Başkaları ne yapmaz.
Eğer "tutuklamalar" gerçekten "gazetecilik mesleği" ile ilgiliyse, hepimiz tek yürek olalım.
Ama yok, "başka şey"lerden içeri alınıyorlarsa, yani "gazetecilik dışı başka işler"le ilgiliyse o zaman kimsenin "özgür basın" demeye hakkı yok.
Çünkü ortaya saçılan bilgilere bakılırsa bunlar bir "gazetecinin" yapacağı işler gibi gelmiyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



