Osmanlı deyip geçmeyin! Osmanlı'yı anlata anlata bitiremezsiniz. Bir devlet altı yüzyıl sürmüşse bunun çok ciddi arkaplanı olmalıdır. Bir gösterge olarak yayınlanan layihalarda, tembihnamelerde, nizamnamelerde bunu anlamak, görmek mümkündür. Nitekim bahsi geçen belgelere baktığımızda şu konular oldukça dikkat çekicidir: Hıristiyanların şarabı sokaklarda tulum ile taşımamaları yasaklanır, Hıristiyanların İstanbul'a şarap getirebilmelerine izin verilir, Müslüman halkın Gayr-i Müslimlere esir satmamaları istenir, İslâm mahalleleri arasında Hıristiyanların meyhâne açmamaları talep edilir. Bunun yanı sıra Gayr-i Müslimlerin İslâmî kıyafette gezmelerine şiddetle karşı çıkılır. İstanbul'daki Mûsevîlerle Hıristiyanların şapka giymelerine dâir kadılar tarafından kurallar konulur, Ebû Eyyub-i Ensâri civârında Hıristiyanların yerleşmelerine izin verilmez.*
Bu başlıklar altında arka arkaya nizamnameler yayınlanır. Aşağıda okuyacağınız konular bunun açık örnekleridir. Bu noktada bahsi geçen nizamnameleri aktarmadan önce bir hususun altını çizeyim. Metinlerin özgün hallerini aynen aktarmakta fayda mülahaza ediyorum. Okuyucu dostların anlamak için biraz sözlük karıştırmaları malum olduğu üzere faydadan hali değildir. Umarım bu talebim hüsnü kabul görür...
Hıristiyanların şarabı sokaklarda tulumla taşımamalarına dâir:
Galata Kadısı'na hüküm ki, Sûdde-i Saâdet'ime mektub gönderip, mahmiye-i Galata a'yânından cem-i kesir meclis-i şer'e gelip, bazı karyelerden Galata iskelelerine hamr gemileri geldikde kefere tâifesi harmlarını mahzenlerine fıçı ile alıp gitmeyip tulumlarıyla taşıyıp şehir içinde gezip müselmanların libâsına dokuna dokuna alıp götürdüklerinden ve bundan akdem tulum ile hamr taşıyan kefere ile bir def'a meclis-i şer'de mürâfaa olundukda bu hususda zikrolunan kefereyi hâkim ta'zîr-i şedîd ve haps-i medîd ile zecretmek lâzımdır deyû meftî-ü'z-zemân verdiği fetvâ mucebince men edip elimize hüccet vermiş iken hâliyen memnu' olmayıp i'nâd edip, min-ba'd Galata'ta tulum ile hamr taşınmamasına Hükm-i Şerifim verilmek ricasına arz etmeğin büyürdüm ki, min ba'd mezbur kefereye tulum ile hamr taşıtmayıp şer'- i şerife muhâlif kimesneye iş etdirmeyesin. (Galata'da Hammallar Kethudâsı Şeyh Abdulkerim'e verildi) Fi 15 Zilhicce 979/29 Nisan 1572.
Hıristiyanların İstanbul'a şarap getirebilmelerine dâir:
İstanbul Kadısı'na hüküm ki, bundan akdem Kefere tâifesi şehirlere hamr getirmekden men' olunup resm-i hamrden ferâgat olunmuş iken kefere gerû hîle ile hamr getirip resmi alınmamağla Beytü'l-Mâle küllî zarar ve noksan lâzım gelmeğin husûs-ı mezbûr istiftâ olunup ehl-i zimmetin getirdikleri hamrden nısf öşür ve cüz'î ihamrden tamam öşür alınmak meşru'dur. Lâkin Cum'a namazı kılınır şehirlere alâniyeten hamr getirmek aslâ meşrû' değildir. Hufyeten getirdikleri takdirce bir birine a'lâniyeten bey' eylemek ve müselmana bey eylemek dahi meşrû değildir. Bir birine bey' eylediklerin dahî aslâ izhâr eylemeyeler deyû a'lemü'l-ulemâi'l-mü tebahhirin müftî-i zaman-dâmet fezâilühû-fetvâ vermeğin fe- tâvâ-yı şerîf mucebince amel olunmak üzere öşr-i hamr içün ber-vech-i emânet emin ta'yin olunup vech-i meşrûh üzere Hükm-i Hümâyûn'um dahî verilmiş idi. Hâlen Yahûd ve Nasârâ târifesi mahrûse-i İstanbul'da Fetâva'yı şerife ve emr-i hümâyûnuma mugâyir fıçılar ve variller ve tulumlar ile alâniyeden hamr ve arak getirdikleri ve düğünler edip meclislerinde çalgı çalıp cem'iyet eyledikleri i'lâm olunmağın buyurdum ki, vusûl buldukda Yahûd ve Nasârâ tâifesine ve mahrûse-i mezbûra kapucılarma gereği gibi tenbih ve te'kid eyleyesin ki şehre alâniyeten fıçı ve varil ve tulumlar ile hamr ve arak getirtmeyip keııdü nefisleri içün gece ile hufyeten (s.72) getirdiklerin dahi müselmana satmayıp ve bir birine bey' eylediklerinde dahi hufyeten verip evlerin meyhâne eylemeyip alâniyeten hamr ve ark satdırmayıp ve düğünlerinde çalgı çaldırmayıp a'lâniyeten ol makûle cem'iyet etdirmeyip şe- âyir-ı küfr izhârından ziyâde ihtiyât edip, şer'-i şerife ve emr- i münîfe muhâlif bir ferde iş etdirmeyesin. Eslemeyip hilaf -ı şer'-i şerîf ve emr-i münîf iş edenleri ba'de's-subût mecâl vermeyip, haps eyleyip isim ve resimleriyle yazıp Südde-i Saâdet'ime arz eyleyesin ki onun hakkında emr-i celilil-kadrim ne vechile sâdır olur ise mûcibi ile emel eyleyesin. (Dîvanda Divân kâtiplerinden Ali ile gönderildi) Fî 23 Rebiyilevvel 981/23 Temmuz 1573.
Gayr-i Müslimlere esir satılmamasına dâir:
İstanbul Kadısı'na hüküm ki, hâlen esirci tâifesi Yahûdî ve Nâsrânî tâifesine esir bey eyleyip satılan esirlerin ba'zı müselman olup ve ba'zı dahi tâze olup müselman olmağa kâbil iken aldıkları esirleri Yahûdî ve Nasrânî eyleyip hilâf-ı şer'-i şerif iş eyledilkeri i'lâm olunmağın büyürdüm ki, var- dıkda esirci tâifesine muhkem tenbih ve yasak eyleyesiıı ki min-ba'd esirleri Yahûdî ve Nasârâ tâifesine bey eylemeyip esirlerin eğer yaşlısın ve eğer gencin cümlesi ehl-i islâma satıp emr-i şerifime muhâlif Yahûdî ve Nasârâ tâifesine aslâ esir bey' eylemeyeler. Ba'ede't-teııbîh eslemeyip Yahûdî ve Nasârâ taâifesine kimesne esir satdığı ma'lûm ola alan ve satan ele getirilip küreğe konulmak mukarredir. Ona göre tenbih ve yasak eylemekte ihtimâm eyleyesin ve ellerinde bulunanları dahî a'le't-ta'cîl müselmanlara bey' etdiresin. Emr-i şerifime muhâlif aslâ bir ferde teallül etdirmeyesin. Yahûdî ve Nasârâ tâifesine tenbih eyleyesin ki, min ba'd esir alıp satmaya. (Subaşı'ya verildi) Fi 27 Ramazan 983/10 Ocak 1576.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



