Sahil kasabasının onca albenisine karşın. O rengârenk çiçekler arasında. Uçsuz bucaksız zeytin ağaçlarının esintisine rağmen.
Asma dallarının serin gölgesinde.
Çamların, söğütlerin, meyve ağaçlarının harmonisinde.
Yaseminlerin, hanımelilerinin kokuları içinde.
Garipti yaşlı adam.
İşler iyi gitmiyordu.
Yeri burası değildi.
Çocukları çok ısrar etmiş, O da onları kıramamış, yanlarına gelmişti ama.
Hüzünlüydü, tedirgindi, huzursuzdu.
Ailesinin yemek hazırladığı bahçedeki masaya otururken bile rahatsızdı.
Sırtını sokağa dönerek oturuyor.
Yanındaki ve karşısındaki yazlık evlerin balkonlarında, bahçelerinde güneşlenen yarı çıplak insanlara bakmamaya gayret ediyor.
Sık sık buraya gelmemesi gerektiğini vurguluyordu.
Çocukları, "baba bize ne, biz onlar gibi miyiz, kendi eksenimizden ayrılmıyoruz" deseler de.
İçi içini yiyor, iyice tedirginleşiyordu.
Bu yüzden sahile gitmeye yanaşmıyordu.
Eşinin, "haydi biz de denize ayaklarımızı sokalım" demesine pek aldırmıyordu.
Nihayet ikna olmuş, deniz kenarına gidip, kumlara ağrıyan ayaklarını sokmuştu.
Fakat etrafındakilerden çok rahatsız olmuştu.
Başını kaldıramamıştı utancından.
İnsanlar çırılçıplaktı.
Hayatında hiç elbisesiz insan görmemişti.
Televizyonda görse dahi, hemen kanal değiştirir, bakmazdı.
Ama etrafında sevmediği görüntüler ne çoktu.
Biraz sıcaktan ama en fazla utançtan kıpkırmızı olmuş, kendisine kızmıştı.
Ne işi vardı buralarda.
Ne güzel camisine gidip gelmektedir, oturduğu mahallede.
O mazbut muhitte, kimse böyle gezmemekte, insanlar yaşlılara saygı göstermektedir.
Büyükler de küçüklerine dualar etmektedir.
Oysa burada kimse, kimseyi tanımamaktadır.
Bitişik evde sabaha kadar kahkahalar, sesler kesilmemekte.
İçkiler içilmekte.
Zinalar normal görülmektedir.
Mahallesinde insanlar, saygı ile "hayırlı günler hafız amca, iyi akşamlar hoca amca" derken.
Bunlar yanından geçerken bile selam vermemektedirler.
Bir selamı duymayalı epey olmuştur.
Bu yüzden tutturmuştur; "çocuklar beni evime götürün, gayrı dermanım kalmadı. Burada çok mutsuzum. Hiç huzurum kalmadı".
Evlatları şiddetle itiraz ederler:
"Hayır, bütün sene görüşemiyoruz. Zaten farklı şehirlerde yaşıyoruz. Bari şurada, birlikte birkaç gün geçirelim".
İyi de gittikçe morali bozulmaya başlamıştır.
Mis gibi havaya karşın.
Parlak güneş, nefis bir manzara Onun ruhunu mutmain etmemektedir.
Bir göçmen kuş gibi ürkek durmaktadır.
Nihayet, oğlunun kulağına fısıldamış "yavrum, garip kaldım buralarda. Benim iyiliğimi istiyorsanız, derhal evime götürün, gayrı tahammülüm kalmadı".
Oğlu "peki" demiş, babasının mutsuzluğunu görüp, dönüş hazırlığına başlamıştı.
Bu göçmen kuşun garipliğini bitirmek için, eve dönüş kararı almışlardı.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



