Dilimizle ilgili güzel haberler alıyoruz. Son güzel haber, Simurg yayınevinden geldi. Simurg yayınevi "Dünyada Türkolojinin adresi" sloganıyla kurulmuş, kısa zamanda bu sloganın içini fazlasıyla doldurmuştur. Yayınevi, Marmara Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı hocalarından Zuhal Kültüral'ın hazırladığı Galatât Sözlükleri adlı eseri okurla buluşturdu. Galat; "yanlış, yanılma, hata, sehv" anlamına geliyor. Namazda yaptığımız sehvi, sehiv secdesi ile düzeltebiliyoruz. Dilde, yazıda veya konuşmada yaptığımız sehvleri ise dilciler düzeltiyor.
Türkçede galatlar konusunda ilk eser Kemalpaşazade'nin Risale-i Sakatât-ı Avâm adlı Arapça kaleme aldığı risaledir. İkinci eser ise, Şeyhülislâm Ebussud Efendinin, Sakatât-ı Avam adlı küçük risalesidir. Bu eser Türkçedir. Bu tarihlerden sonra farklı isimler tarafından Galatât sözlükleri hazırlanmıştır. İlk eserler bize gösteriyor ki, Türkçe'de yapılan yanlışları düzeltmek, avamı Türkçe konusunda bilgilendirmek, halkı Türkçe'nin doğru kullanımı konusunda uyarmak için en yüksek rütbeli ilim adamlarımız, âlimlerimiz meseleyi ele almışlardır. Medrese hem Türkçe'nin hem de Arapça'nın usulüne uygun öğretildiği, dilde asla riayet edildiği, ilmin hakim olduğu mekandır. Ancak avam için bir tashihe ihtiyaç vardır.
Bu ihtiyaç bugün o günlerden belki daha fazladır. O gün avamın dili tashih edilirken bugün okumuş zümrenin de, üniversite mezunlarının da dilindeki tashih ihtiyacı katlanarak büyümektedir.
Türkçemizde artık birer deyim olan, galat-ı meşhur ve galat-ı fahiş tabirleri buradan gelmektedir. Galat-ı meşhur; yanlış olduğu halde bir kısmı herkesçe benimsenip kullanılan kelimelere denir. Galat-ı fahiş ise, hiçbir şekilde kullanımı uygun görülmeyen kelimelerdir.
Dil devrimi yaşamış bir dilin, galatlarından arınması için şairler, edipler, devlet adamları, kültür adamları ve kültür kurumları ile televizyon tarafından yeniden ve büyük bir tashih ameliyesine ihtiyaç duyması tabiidir. Zira yıkıcı badireler sadece dildeki kelimeleri yıkmamış, bir kültür değişikliğine de sebep olmuştur.
Her şeye rağmen dilin büyük ahengine sahip çıkan, kendini bu ahengin, bu dil geleneğinin içinde kendini mesut hisseden edebiyatçılar dilimizin sesini de, ritmini de aslından koparmadan yenilemişler, tarihî uyum sürecine katkıda bulunmuşlardır.
Zuhal Kültüral Hocanın hazırladığı eser, bu alandaki çalışmalarda ilktir ve önemli bir adımdır. Zira bu eserde galatlar konusunda yazılmış olan sözlükler tanıtılmış; Galatât sözlüklerindeki bütün maddeler kronolojik ve alfabetik olarak tam bir sözlük halinde Latin harflerine aktarılmıştır. Bütün Galatât sözlükleri yeniden bir düzen içinde önümüze konulmuştur.
Eser sadece bu teknik yönü ile mi ön plana çıkmaktadır? Bugün Batı'dan gelen kelime akını karşısında çaresizlik içinde kalanlara da bir rehber olmaktadır. Osmanlı aydını temel olarak Arapça ve Farsça'dan alınan kelimeleri Türkçe içinde ve doğru biçimde -aslına uygun olarak- almasını ve kullanmasını bilmiştir. Gelen kelimelerin dildeki yanlış kullanımı konusunda dönemin âlimleri gerekli uyarıları yapmışlar, hataların düzeltilmesi için topluma yol göstermişledir. Bugün Batı'dan gelen kelime akınını kimseler engelleyememekte ve hatta bir kısım insanımız bu akının tesiri altında anadillerinden uzaklaşmaktadırlar.
Dil yanlışlarının düzletilmesi konusunda gazete sütunlarında, dergi sayfalarında yazılar, makaleler kaleme alınmaktadır. Bu konuda üzerine büyük görevler düşen TDK de, halka çok azı ulaşan bir yayın faaliyetinin içindedir. Türkiye'de yaşanılan büyük ideolojik kamplaşmanın en büyük sıkıntısı dilde görülmüştür. Tabiatıyla bu konuda zikredilen her isim maalesef ya bu ideolojik zeminin bir yansıması olmakta ya da hakikaten böyle olmasa bile meseleye başka türlü bir izah getirilememektedir. Sadece dilde değil, hayatın her alanında ve bilhassa kültür meselelerinde aslı muhafaza edenlere, asla sadakat gösterenlere, aslına uygun yararlı eserler, çalışmalar ortaya koyanlara, büyük tarihî mirastan uzaklaşmayanlara ve kendini bu kültür coğrafyasının ve haritasının içinde görenlere itibar ediyorum.
Sözlükten neler öğrenebiliyoruz? Bu konuya sınırlarımız içinde birkaç misalle değinelim. Sözlük bize, pek çok kelimenin etimolojisini, ilk kullanım şeklini vermektedir. Acente kelimesi, İtalyanca ajanta'dan dilimize geçmiştir ve "vekillik" anlamına gelmektedir. Bugün ajans ve acente kelimelerinin temel manasında da "vekillik" vardır. Bizim adımıza işlerimizi takip eden, yürüten bizi temsil eden, vekilimiz olan kurum. Anadolu; Rum lisanında "şark" manasınadır. Bugün sahibi olmakla ve vatan kılmakla övündüğümüz toprakların adı bile ilginçtir ki, Türkçe değildir. Rumcadan geçen bir başka kelimemiz daha vardır; efendi. Sözlük, anlamını; "Tilka-i nefsinden emredici âmir" olarak veriyor. Türkçemizde bugün Resulullah için en sık ve yaygın kullandığımız kelime, Efendimizdir. Elbette son derece büyük bir tazimin, hürmetin ifadesi olarak söylüyoruz. Fakat kelimenin aslı yine Rumca...
Sözlükte verilen en dikkat çekici kelimelerden biri de doktor'dur. Bugün doktoru tabip manasında kullanıyoruz. Acaba ne kadar doğru? Doktor, Latincede, "âlim ve fazıl" manasındadır. Aslında bizim dilimizde doktorun karşılığı tabip değil, hekimdir. Hekim, hikmet sahibi, âlim ve fazıl demektir. Lokman, bundan dolayı Hekim'dir. Bugün doktor'un âlim ve fazıl manası, akademi dünyasında yaşamaktadır. Yüksek lisansından sonra doktoraya başlayan ve bu çalışmasını tamamlayıp -ilmin herhangi bir dalındaki bütün çalışmalar buna dâhildir, tıptan hukuka, edebiyattan iktisada kadar- bir jüri huzurunda eserini savunanın yeni unvanı artık doktor'dur. Doktor, ihtisas sahibi, âlim ve fazıl kimse demektir.
Kültüral Hocanın bu kıymetli çalışması ilgililerine dil alanındaki çalışmalarda rehberlik edecek, yeni ufuklar açacaktır. Kitaba Simurg yayınevinin 0212 292 27 12 telefonundan ulaşılabilir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




