Vaktiyle bir e-grup ortamında Cahit Zarifoğlu'nun bir şiirini paylaşmıştım. Öncü şairin "Böyle Ol Böyle Söyle" şiiriydi bu. Zarifoğlu bu şiirinde (kendi imlasıyla yazayım) Türkiyede, Cezayirde, Kenyada, Eskimolar ülkesinde, Çinde, Afganistanda, velhasıl dünyanın her bir tarafında Müslüman olarak dünyaya gelen "Milyarlarca milyarlarca çocuk"tan bahsediyordu. Onların kimliğine bürünerek, elini ve dilini Allah'a açıyor, sağaltıcı ve diriltici bir münacatta bulunuyordu: "Önce besmele/En güzel kelime (...) Allahım/Peygamber efendimiz/Hangi şerlerden sığındıysa sana/Upuzak tut benden de onları// Allahım/Yol boyunca/Tarih boyunca/Başıboş bırakma bizi"
Hiç unutmam, o günlerde şiir ile ilgili her bir şeye burnunu sokarak adından bahsettirmeye, böylece gündemde kalmaya heveslenen bir yeniyetme şair, hemen klavyeye sarılmış, güya bir karşı duruş sergileyerek, ukalaca itirazda bulunmuştu: "Nereden uydurdunuz bu metni, Zarifoğlu'nun böyle bir şiiri yoktur!" İşin kötüsü, bu şahıs sağda solda adından 'İslamcı şair' diye bahsettirmeye de başlamıştı. Üzgünüm, 'tepkisel şair'imiz özellikle 'resmiyetçi' ortamlarda hâlâ bu sıfatla anılıyor. Hatta kimi etkinliklerde adı gündeme getirilip işgal destekçisi bir yerli gibi kullanılıyor.
Hatırlıyorum -gerçi gelen mesajı silmedim, hâlâ arşivimdedir-, olur olmadık hallerde bodoslama dalışlar sergileyen bu 'kardeş'imiz, Zarifoğlu'nun böyle bir şiiri olmadığına dair iddiasını, bilmezliği bir yana, yazışmanın vuku bulduğu e-grubun 'sol' ağırlıklı katılımcılarına şirin gözükmek refleksiyle ileri sürüyordu.
Şimdi durduk yere, bu geçmiş zaman hadisesini tozlu raflardan alıp niye gündeme getirdim? Gâvur kollayıcılığını tenkit etmek için başka bir giriş paragrafı oluşturamaz mıydım?
Elbette oluşturabilirdim. Haydi deneyelim...
Mesela, haber niteliğinde görülen şu satırlara öncelik tanıyabilirdim: "Geçenlerde muhafazakâr bir edebiyat kulübünün düzenlediği okuma şöleninde ilginç sahneler yaşandı. Kulübün önde gelen tertipçileri davetli seçiminde mühim bir hassasiyet göstererek kendilerini 'öteki' kabul eden 'kesim'den bir hayli 'yazın' ustasını katılımcı olarak programa davet etti. Böylece, iki karşıt tutum, aynı sofrada buluşmuş oldu." Tabii, bu satırları yorumsuz bırakamazdım, bunlar için küçük bir yorum da yapmam gerekirdi. Fakat bunu göze almam, başlı başına bir riskti: Yazımı kimse okumazdı!
Şöyle başlasaydım nasıl olurdu: "Geçenlerde bir sebeple şahsıma e-mektup yazan [uyduralım bir isim] Parantez dergisi editörü neler döktürmüş dersiniz? 'Bizim için yazarın kimliği önemli değil. İster Mecusi olsun, ister Put sevici; ister gâvur olsun, ister Müslüman. Biz yazıya bakarız, biz yazına inanırız.' Abonelerine, [var sayalım ki] Mevlâna'nın Mesnevi'sini hediye eden bu derginin böyle düşünen bir editörle iş tutması, beni şaşırttı. Şaşırtmadı, şoke etti!" Hayır hayır, bu giriş paragrafı kimseyi doyurmaz, kandırmazdı. Dolayısıyla yine okuyucusuz kalırdım...
Bir başka giriş denemesi, mahalli bir gazete haberi: "Şehrimizde yirmincisi düzenlenen şiir akşamına davetli olduğu halde katılmayan meşhur şair Ataol P, 'Çok ısrar edildi, hatta her tür keyfiyet verici imkânlar önüme serildi. Fakat benim bu 'öteki'lerle birlikte anılmam mümkün değildir. Bu yüzden reddettim o davetçileri.' dedi." [Devam edelim mahalli gazetemizi okumaya.] "Öğrendiğimize göre şair P, programı hazırlayanların zihniyetini benimsemediği için, sundukları bütün imkânlara rağmen, katılmayı reddetmiştir. Bununla birlikte, şiir akşamının hazırlayıcıları, her şeye rağmen şair Ataol P'yi, yaptığı negatif ayrımcılıktan ötürü kınamayı düşünmediklerini söylemişlerdir."
Haklısınız, olmuyor; iyi bir giriş cümlesi kuramıyorum. Anlaşıldı, boşuna bir çaba benimkisi. Bu durumda en iyisi, şu sese kulak vermek; bakın, sadede gelme makamı bizi çağırıyor: Nicedir çevremizde fena bir seküler-leş-me düşkünlüğü var. Said Çekmegil "haramda şifa arayan" böyleleri için sanki daha kibar bir isimlendirme yapıyor: "Modernist kompleksliler..."
Bilmem bir 'bilmez' kişi daha çıkıp, yapacağım şu alıntıya itiraz eder ve Cahit Zarifoğlu'nun böyle cümleleri yoktur der mi? Ama sağolsun Mustafa Özçelik, onun mektuplarını derleyip toparladı da, bir delil elde ettik. Bakın bir mektubunda ne diyor Zarifoğlu: "Gerçekleştirilmesi gereken tam anlamıyla 'Müslüman sanatçı' olmaktır. (...) Madem sözü, kendimizi de katarak 'Müslüman sanatçı' olmak noktasına getirdik, burada temayüz etmenin, rehber olmanın, makbul şeyler yazmanın yollarını da söyleyelim. İlkin Allah korkusu bu açıdan, yazılan her cümlenin sorumluluğunun idraki... Zinhar bir tek vakit olsun, namazı bile bile, göz göre göre kazaya bırakmamak, sabah namazlarını mümkünse camide kılmak, her an pırıl pırıl temiz olmak, her bakımdan ve hep Allah ve Peygamberi konuşan kişileri arayıp bulmak ve kendine kötülüklerden nasıl el etek çektiğini maddi delillerle ispat etmek, eylem halinde." (Cahit Zarifoğlu, Mektuplar, [Hazırlayan: Mustafa Özçelik], Beyan Yay., İst., 2010, s. 106)
"Garp mağdurluğu"na müptela olanlar, seküler hoşluk ve boşluk seviyesizliğine düşenler, biliyorum, bunlara burun kıvıracaktır... Zira, onlar, kendilerince bir tatlı su ortamı oluşturma hevesindedirler. Bu ortam, bir takım maddi menfaatlerle örülü olup cazip kazançları içermektedir. Nihayetinde resmiyetçilik makamı üzere bulunmak, baş ağrıtmayacak sakin bir limandır. Eh, onlar için yaşasın vaktin veletliği...
İsterseniz şöyle bitirelim bu yazıyı: "... Artık dileyen iman etsin, dileyen gâvur olsun..." (Kehf-29).
Adresimiz: P. K. 205, Ulucami, Bursa
Web: www.edebiyathayatmemat.blogcu.com


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



