Oturduğum yerin otoparkı sarı çizgilerle tanzim edilmiş. Aracını park etmek isteyen birisinden beklenen, sarı çizgilerle mahdut alana aracını bırakmasından öte bir şey değil. Yerdeki çizgiler haricinde de ilave bir ikaz levhası yer almıyor ve yer almasına da lüzum yok halihazırda. Aklını, mantığını ucundan da olsa kullanabilen ve iyi-kötü şehirde yaşayan birisi için arabasını iki çizginin arasına park etmek işten bile sayılmaz. Ancak, gelin görün ki, bu kadar basit ve sıradan bir kural bile bazılarına öylesine karmaşık (!) ve zorlayıcı (!) gelebiliyor. Eldeki verilere baksa (araba, park yeri, yerdeki sarı çizgiler) ve aklı ile mantıki bir çıkarım yapabilse (isterse benzer örneklerden kopya da çekebilir) bile, arabasını iki çizgi arasına park etmesi sonucuna ulaşması en az 2 saniye sürecektir. Buna rağmen, kimileri çizginin üzerine veya iki arabalık yere tek araba şeklinde park edebiliyor. Bilmemkaç bin liralık arabalara biniliyor, ancak araba kadar değeri olmayan kimseler söz konusu olabiliyor maalesef.
Bahsi geçen bu husus, bir apartman veya site yönetimi sorunu değildir. Burada konu edilmesi gereken, bu kadar basit bir durumda bile böylesine mantıksız ve idraksiz bir sonuca ulaşabilen zihinler sorunudur. Muhakeme yapamayan insanlar var önümüzde. Kendisinden başka kimselerin yaşamadığını veya kendisinden başka kimsenin herhangi bir değer ifade etmediğini söyler bu davranış şekli. Mantıki çıkarımları geçtik, çevreye, insanlara karşı mahcubiyet duymak bile bu saçma davranıştan insanı alıkoyabilir halbuki. Buna rağmen, böylesine bencil, düşüncesiz, mantıksız bir harekete hala rast gelebiliyoruz.
Bu durum biraz da, toplumumuzun disipline olamama, normlara, ölçütlere göre kendisini ayarlayamaması ile ilgili. İstanbul'un günümüzde geldiği "modern köy" hali de bu durumu doğruluyor bir bakıma. Başı boş, keyfi davranan, hareket eden kitleler, kuralları her fırsatta esneten, ihlal eden bir anlayışla (elbette basiretsiz idareler eliyle bu durumun normalleştirilmesi de sözkonusu) koca bir şehri büyük bir keşmekeşe ve gittikçe şişen bir balona çevirdiler. Çarpık, kırık dökük, çoğunluğu ruhsatsız binalardan müteşekkil beton yığını ilçeler meydana geldi mesela. Aynı mantalite, nereye gitse, nereye nüfuz etse, suya damlayan mürekkep misali sirayet ettiği yeri kirletiyor, mundar ediyor. Kurallara riayet etmeye çalışmak ve uymak, bu zihniyetin gözünde ya "enayilik"tir ya da "uyanık olamamaktır". Otorite karşısında ezilip büzülme, arkasından ise her türlü dolabı çevirme şeklinde özetlenebilecek toplumumuzun "şark kurnazlığı" maalesef etkisini arttırarak devam ediyor. '80 sonrasının "gözü açılan", "köşe dönmeci", "benmerkezli", "patavatsız" ve "çıkarcı" insan tipi artık her yerde ve daha da güçlü. Kuşatılmışlık hali ne yazık ki bazılarına hiç tuhaf da gelmiyor şimdilerde. Tersine, milletin gözünü açtığına inandırıyorlar kendilerini.
Hala tam manasıyla sözlü kültürden yazılı kültüre geçemediğimiz gibi teamül, gelenek, görenek safhasından da kurallara riayet etme noktasına varamadık. Akdeniz insanına özgü sıcak kanlılığımız "dalgacı" bir özellikle buluşuyor ve yaşamımızın ana hatları her daim bir kuralsızlık, sistemsizlik eksenine yerleşiveriyor. Günlük hayattan bir örnek verelim. İnsanların halen minibüs diye bir ulaşım aracını tercih etmeleri mesela. (Mecburiyet hallerini hariç tutuyoruz) Bahsi geçen toplu taşıma vasıtasının ne insani koşulları sağladığından, ne de belli bir sistem dahilinde çalıştığından bahsetmek mümkün değil. İçindeki mahdut koltuk adedine rağmen kadın-erkek, sıkış tıkış, lebaleb insanlarla dolar ve ne zaman, nerede duracağı da bir meçhuldür. Yanaşacağı bir durak olmadığı gibi yolun kenarına bile yaklaşmaya gerek görmez çoğunlukla. Allah aşkına, belli nitelikleri haiz ve iyi-kötü bir yaşam kalitesine ulaşmış memleketlerin hangisinde böylesi bir sistemsizlik görüntüsüne rastlayabiliriz? Sistemsizlik, kuralsızlık yaşamımızın temel direğidir gerçekten.
Disipline olmak adına insanların belli normlara uyum sağlaması gerekliyken, söz konusu kuralları, normları insanlara uydurmaya çalışıyorduk önceden, halen de devam ediyoruz. Aynen, işin gerektirdiği özelliklere göre adam bulmak yerine, adamına göre iş bulmak gibi. Eğitimli insan sayısının artması, sözümona bilinçli insan miktarında beklenen bir artışa sebep olmuyor demek ki. İnsanlar, şehir hayatının gerektirdiği ortak bir bilince, kültüre ve sorumluluk duygusuna kendilerini sıkan bir mengene gibi baktıkça da bu kuralsızlık eğilimi devam edip de gidecek. Ortak paydanın esprisi de burada işte. Milyonlarca farklı insan nispetinde oluşacak milyonlarca farklı algıyı, yaklaşımı vs. mümkün mertebe bir orta yola sevk edebilmek, bir ortak norma dönüştürebilmek. Gelin görün ki, kurallara saygılı olmak yine de geçer akçe değil.
Gündelik yaşamdan örneklerle devam edelim. Tüm araçlar kendi şeritlerinde sıkışık trafiğe rağmen ilerlemeye çalışırlarken, bir tanesi emniyet şeridinden hızla geçip gidiyor. Veyahut ambulansın peşine takılan fırsatçı tipler mesela. Emniyet şeridini usulsüz kullanan bir kural ihlali yapar ve bir müeyyidesi vardır bunun. Ancak, ambulansın açtığı yoldan giden fırsatçı, görünürde bir kuralı çiğnemez. Burada da, vicdani ve insani bir eksiklik söz konusu oluyor. Her şeyi sistematize etmek de çözüm olmayabilir bize.
Dünya üzerinde sadece ve sadece kendisinin yer aldığını düşünen, aklını, mantığını, vicdanını kullanmayı zul gören, disipline olmayı özgürlüğünün (!) kısıtlanması olarak algılayan bir insan potansiyeli, yaşadığı şehre veya ülkeye ne katabilir ki? Yaptığı ticarette dürüst olacağının, vereceği kararda adaleti gözeteceğinin, her daim Hakk'tan yana olacağının (kendi menfaati aleyhine olsa dahi) garantisi var mıdır acaba? Bu şehre, bu ülkeye gerekli olan dosdoğru, ilkeli, bilinçli, insanlara ve kurallara saygılı fertlerdir. Yolda yürümesini, arabasını park etmesini bilmeyen, kuralsızlıkla var olan, nefes alırken bile insanlara zarar veren insan tipi, fuzuli oksijen tüketimine hizmet edecektir sadece. Ve insan olmak da zordur son tahlilde.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



