Parlamento'da grubu bulunan siyasi partilerin bazı temsilcilerinin gayrı nizami ağız yapısını, biz anlatmaktan bıktık; fakat onlar bu üslubu devam ettirmekten bıkmadılar. Milletin vekili olarak orada bulunan bu kişiler kibar, nezih ve nezaket üzerine kurulmuş bir konuşma ve iletişim üslubunu beceremiyorlar mı acaba? Burası Türkiye! Saygı, edep, incelik, centilmenlik üslubunun hakim olduğu o kadar zengin iletişim örneklerine sahibiz ki... Ayrıca, dünyada halkın problemlerini çözme görevini üstlenmiş yöneticilerin nasıl bir iletişim üslubu ile görev yaptıklarını incelemeleri de işlerine yarar. Yeter ki, kafalarını şöyle bir kaldırıp etraflarına baksınlar.
Dilini hakaret, argo ve incitici kötü kelimelere alıştırmış olan siyasetçi görüntüsü, vatandaşlarımızı tedirgin etmeye yetiyor. Onların saldırgan sözlerinin çocuklarına kötü örnek olmasından korkuyorlar. Hele, salı günleri Meclis'te yapılan grup konuşmalarındaki karşılıklı hakaret içeren sözleri duymamak için TV haberlerini dinlemeyenler bile var. Halk, çeşitli vesilelerle rahatsızlığını defalarca dile getirmesine rağmen, siyasilerin ısrarla bu frensiz üslubu sürdürmelerinin sebebi ne ola ki? Yoksa, sepette pamukları mı tükendi? Gerilim ve hakareti sermaye haline mi getirdiler? Bunu yapmazlarsa, varlıklarını devam ettiremeyeceklerinden mi korkuyorlar?
Örnek olması açısından, siyasi parti yetkililerinin birbirine karşı söyledikleri frensiz sözlerden bazısını üzülerek hatırlatmak istiyorum: "Edep ve iz'andan mahrum olan kişi", "kalpazan", "hezeyan olan konuşma", "siyasete girip köşeyi ben mi döndüm?", "o dili koparacağız", "kasaplığa özenmişler", "tehdit ve şantajdan sabıkalı olanlar", "platonik aşk yaşıyorlar", "Ergenekon avukatları", "uzayda mı yaşıyorsunuz?" Daha bunlar gibi "Can çıkar, huy çıkmaz" sözünü hatırlatan nice argo, hakaret ve kötü söz içeren ifadeler... Üslub-u lisan, aynıyle insan.
Karikatüristler, gerilim ve hakaret içeren sözler sarf eden ve söyledikleri sözlerin arkasında durmayan siyasileri; ayı, maymun, ampül kafalı, dansöz gibi aşağılayıcı benzetmeler içeren çizgilerle tasvir ediyorlar. Bu onur kırıcı karikatürlerden rahatsız olmayan, hatta tabii karşılayan siyasilerin ruh hali size garip gelmiyor mu? Yoksa, liderlerdeki gerilim ve hakaret dilinin bir uzantısı mıdır bu karikatürler?
Gazeteci Can Dündar, günlük hayatta şahit olduğumuz vahşet, saldırganlık ve şiddet olaylarının, liderlerin hakaret ve gerilim içeren üslubuyla çok yakından ilgisi olduğunu; yöneticilerin yanlış üslubunun dalga dalga halka yansıdığını şöyle anlatıyor: "Liderler hakaret perdesinden konuştukça, o dil küfür olup tribüne çıkıyor, tokat olup evlere sızıyor, bıçak olup dağlara hükmediyor. Dilde başlayan şiddet, gün geliyor, onu başlatanın çözmesi gereken devasa bir soruna dönüşüyor. Ve tabii saldırgan dili kullananların, şiddetten yakınmaya hakkı da kalmıyor. Saldırgan dilin hızla dalga dalga tabana yayıldığını, giderek kana bulandığını göz ardı etmeyin." (Milliyet, 11. 11. 2010)
Halkın önünde bulunanlar, kullandıkları gerilim ve hakaret üslubuyla, insanımıza nasıl bir kötülük ettiklerini keşke bir anlayabilseler!.. İnsanlar kavga ede ede değil, konuşa konuşa anlaşırlar, noktasına bir ulaşabilseler!.. Liderlerin birbirine laf yetiştirme yarışına girmeleri, ülkenin problemlerinin yüz üstü bırakılmasına sebep oluyor. Ülkemizin acil çözüm bekleyen pek çok meselesi ortada duruken, çözüm mevkiinde bulunanların birbiriyle cedelleşmesi ülkemizin en büyük problemi. Sağlıklı bir iletişim dili tutturup bir araya gelebilme anlayışına sahip olmayanların ülkemize verebileceği çok fazla bir şey olduğunu düşünmüyorum. Olsa olsa çözümün önünü tıkar, milletimizi acı ve gözyaşına boğarlar. Halkımız; hakaret, polemik, gerilim, argo ve aşağılayıcı bir üslup kullanmayı marifet sanan frensiz siyasileri çok iyi tanımalı, ilk seçimde onlara güzel bir ders vererek ülkeyi kaos ortamından kurtarmalıdır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




