Ebu Hureyre'nin 'Allahım beni hicri 60 tarihine ulaştırma. Mervanilerin ve çocuk iktidarların iktidarıyla tanışmak istemiyorum' dediği aktarılır. Bir Çin atasözü ise şöyledir: "It's better to be a dog in a peaceful time than be a man in a chaotic period/ İstikrarlı dönemlerinin köpeği olmak kargaşa dönemlerinin eri olmaktan yeğdir." Bu gerçek, kargaşa ve devrim süreçlerinde sürekli olarak yaşanıyor. Suriye'de sosyal ve ekonomik düzen dibe vururken insanlar eczanelerin önlerinde kuyruk oluşturuyorlar. En fazla müsekkin yani sakinleştirici hapların bu dönemde tüketildiği gözlenmektedir. Son yıllarda dünya yorgun hale gelmiş ve insanlar bezgin düşmüşlerdir. Kuveytli Abdullah Fehd Nefisi bir taraftan Arap liderlerinin 60 yıldır şeytanla aynı yatakta yattıklarını söylerken diğer taraftan da olaylar karşısında yorgun ve bezgin düştüklerine tanıklık etmektedir. Devrim ve değişim yılları zor yıllar olup yerleşik norm ve düzenleri kaldırdığından içtimai ve sosyal anlamda karışıklıklar meydana getirmektedir. Zihinler karışmakta ve gönüller bulanmaktadır. Sosyal düzen ve ilişkilerin bozulmasına da neden olmaktadır. Fransız Devrimi vaktiyle büyük bir sosyal kargaşa ve eski dille hercü merce vesile olmuştur.
Devrimler kurulu düzenleri yıksa ve milletlerin ve toplumların başını dik tutsa da bedeli ağır olmuştur. ABD'de yaşayan Fransız asıllı Laure Murat:'ın L'homme qui se prenait pour Napoléon başlıklı kitabı Fransız devriminin siyasi veya sosyal sonuçlarından ziyade psikolojik sonuçları üzerinde duruyor ve karanlıkta kalmış bir noktayı aydınlatıyor. Murat'ın yazdığına göre, Fransız Devriminden sonra toplum içinde psikolojik gelgitler büyük bir karamsarlığa ve onun ötesinde akıl hastalıklarının yaygınlaşmasına neden olmuştur. Savaşların psikolojik etkileri üzerine çok sayıda kitap ve araştırma yayınlanmıştır. Lakin devrimlerin halklar üzerindeki etkisi üzerine yeteri kadar araştırma ve yayın yapılmamıştır. Bu etkileri yanyana getirdiğinizde karşınıza tarih ve olayların cinnet terkibi çıkıyor. İslam dünyasında kargaşa yıllarında Mehdi ve peygamberlik müddeileri çıkmaktadır. Fransa'da ise Napolyon'un kendisi veya Napolyon'un çocuğu olduğunu iddia edenler ortaya çıkmıştır. Keza İslam dünyasında Saddam, Kenan Evren gibi siyasi liderler de kendilerini de Gaulle'e benzetmişler ve Evren bir gün ihtiyaç olması halinde de Gaulle gibi geri döneceğini söylemiştir. Demirel bunu Churchill üzerinden yapmıştır.
*
Yazar Laure Murat 'tarih cinnet getirir mi?' sorusuna tarih içinde çıktığı yolculukla cevap aramıştır. Doktor raporları arasında gezinen Laure Murat bu raporlar kendisini Napolyon sanan çok sayıda hasta vakasına götürmüştür. Bu gerçeklerden yola çıkan Murat, siyasetçi ile delilik arasında bir bağ olup olmadığını veya siyasetçinin toplumları pençesi altına alan cinnet iklimlerini oluşturmakta bir dahlinin olup olmadığını sorguluyor. Büyük olaylar büyük cinnetlere davetiye mi çıkartıyor? Hezeyan arkeolojisi için müellif 18 ve 19'uncu yüzyıla ilişkin psikiyatri doktorlarının raporları arasında yaklaşık 3 yıl boyunca bir gezinti veya seyrüsefer yapmış ve sonuçta siyasi ortamların hezeyanları nasıl tetiklediğinin bilimsel tanığı haline gelmiş. Yazar ideoloji ile patoloji arasında bir köprü kuruyor ve devrim sürecinde ikisi arasındaki mesafenin ya kalktığını ya da daraldığını ifade ediyor. Fransa'da imparatorluktan cumhuriyete geçişte dört devrim yaşandığını ve bunların cumhuriyet öncesindeki evrelere işaret ettiğini belirtiyor.
*
Kişiyi tanımak için genel olarak şu kriter kullanılır: Dostunu söyle sana kim oluğunu söyleyeyim! Yöneticileri tanımak için de şu kural geçerlidir: Delilere davranışını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim! Fransa'daki devrim süreci toplu idamlar süreci olarak anılmıştır. Günde en az 3 idam gerçekleşmektedir ve devrim sürecinde idamların sayısı 17 bini aşmıştır. Fransız Devrimi'nin sembolü darağacı haline gelmiştir. Raspier'in ortadan kaldırıldığı gün 68 kişi idam edilmiştir. Fransız devrimi genellikle Temmuz ayı ile anılmıştır. İttihatçıların devrimi de ve Arap İttihatçısı olan Nasır'ın devrimi de üzerinde 23 Temmuz damgasını taşımaktadır. Fransız Devrimi çılgınlık halinin zirve yaptığı bir dönemdir. Devrim sürecinde bütün ailesini gözleri önünde kaybeden bir kadın dengesini nasıl koruyabilir? Böyle bir şeye imkan var mıdır? Ya da bütün ömrünü servet biriktirmekle meşgul olan bir adam bir anda bütün servetini kaybettiğinde nasıl sağlıklı biri olarak hayatına devam edebilir? 17 Ekim devriminden sonra benzeri arazlar Rusya' da da görülmüştür. Hatta toplumda akıl hastası olmaya bile müsaade edilmemekte ve akıl hastalarının ortalıkta dolaşmaması için sanatoryumlara kapatılmaktadırlar. Irak'ta da işgal sonrası aynı olmuş ve nispeten varlıklı olan Sünni kesimler servetin el değiştirmesi sonrası fakru zaruret içine düşmüştür. Arap Baharıyla birlikte Fransız Devrimi süreci bu dünyada da yaşanmaktadır. Lakin bir farkla ki, gelen rejimler değil giden rejimler Fransız Devriminin çılgınlığını yapmakta ve halkı katletmektedir. Fransa, cumhuriyet rejimine kadar 1789, 1830, 1848 ve 1871 devrimlerini yaşamış ve bu devrimler bütün dünyayı da etkilemiş ve bunun sonucunda cumhuriyet ve laiklik rejimine ulaşılmıştır. Esasen İttihat Terakki ve Nasır tipli liderlerin kurmuş oldukları sistemler de Fransız Devrimi'nin bir ürünüdür. Köken birliği vardır. Kardeşlik, eşitlik ve adalet sloganı ortak slogandır ve Fransız Devrimi'nden etkilenen Osmanlı aydınları da cumhuriyet rejimine tav olmuşlardı. Bu açıdan esasında Fransız Devrimi'ni Arap Baharı değil Arap Baharı'nın devirdiği rejimler temsil etmektedir. Yine de bütün devrim süreçleri travmatiktir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



