Bu hafta iki haber ile ülke sinemamızın halini yeniden düşünür oldum (her daim yapageldiğim/yapmamız gereken şey de bu ya, neyse). Konunun biri tam anlamıyla 'tepemi attırırken' diğer ise kuramsal/kavramsal olarak sinemamız ve dünya sineması adına oturup düşünmemi sağladı.
Lafı fazla uzatmayayım...
Bir numaralı sorumlu seyircidir
Birinci haber; bol ödüllü bir filmin, yapım borcu sebebiyle satışa çıkarılması... Evet, yanlış duymadınız. Borcu sebebiyle bir film satılıyor.
Haber özetle şöyle:
"Antalya'da bir Altın Portakal, Adana'da da 4 Altın Koza ödülü alan Onur Ünlü'nün yönettiği 'Beş Şehir' adlı film, yapım sürecindeki borçları nedeniyle icradan satışa çıkarıldı.
Yapımcılığını Eflatun Film'in, senaristliğini ve yönetmenliğini Onur Ünlü'nün üstlendiği, 17. Altın Koza Film Festivali'nde 4 ödül alan 'Beş Şehir' filmi, borçları nedeniyle icradan satışa çıkarıldı. Altın Koza'da En İyi Senaryo (Onur Ünlü), En İyi Erkek Oyuncu (Tansu Biçer), En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu (Beste Bereket) ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Bülent Emin Yarar) olmak üzere toplam 4 ödül alan filmin satışı, Beyoğlu 4. İcra Müdürlüğü tarafından düzenlendi.
Bilirkişi heyetinin 200 bin lira değer biçtiği filmin ilk satışı yüzde 60 değeri üzerinden 18 Şubat'ta gerçekleştirilecek. Bu satışta bir talip çıkmazsa filmin ikinci satışı yüzde 40 değeri üzerinden 80 bin liraya 23 Şubat tarihinde yapılacak. 2009 yapımı 'Beş Şehir', vizyonda kaldığı 5 hafta boyunca 3 bin 511 kişi tarafından izlenmiş ve 26 bin 692 liralık gişe hasılatı elde etmişti."
Spottan da anlayacağınız üzere bu durumdan sizi sorumlu tutacağım. Onur Ünlü gibi sinemamıza yeni bir soluk getiren ismin (ki kendisi İslami hassasiyetleri de olan biridir) son filmi sadece ve sadece 3 bin 511 kişi tarafından izleniyor. Bu ne demek biliyor musunuz? Şu an kapalı olan Emek Sineması'nın 4 seansta, yani bir günde dolmasının yeterli olması demek (önceleri 1050 seyirci kapasitesi olan salon daha sonra 875 koltuk sayısına indirildi).
Yalnızca 10 salonda ve 5 hafta gösterimde kalan filmin hâsılatı, toplam masrafın onda biri kadar bile değildir, diye tahmin ediyorum.
E şimdi ben "Recep İvedik"ten girip, "Yahşi Batı", "New York'ta Beş Minare", "Kutsal Damacana" deyip lafı taaa "Dersimiz Atatürk"e kadar getiririm. Ya Allah'ınızı severseniz, şu filmi izleyecek 17 bin romantik daha çıkmadı mı şu memlekette... Sinema gönüllülerini geçtim artık (bunu nasıl yapıyorsam). Kendini kaybedip toplamda 20 bin kişi "Beş Şehir" için salonlara gidememiş. Allah'ım, nasıl bir ülkede sinema deyu dolanıyoruz...
Onur Ünlü'nün parası pulu olmayan, icra sorunuyla karşılaşacağını bilmesine karşın film çekmeye devam edecek derecede sinema sevdalısı biri olduğunu biliyorum. Peki ya sana ne demeli, ey izleyici? 'İzlemek zorunda mıyım kardeşim' diyeceksen de, sürekli sanat sineması diye saçmalayan bu adamı okumayacaksın.
Yahu 2010'da 40 milyon kişi sinemaya gitti. "Beş Şehir" 10 binde 1 oranı yakalayabilmiş. Geçen yıl "Beş Şehir"den daha az izlenen filmler de var. Her az izlenen film için bu kadar bağırıp çağırmam. Ama Onur Ünlü maddi olarak ayakta durması gereken bir isim ki, adamakıllı filmler yapılsın, izleyicinin seyir zevki, estetik algısı gelişsin, izleyici de piyasayı geliştirsin.
Daha çoook söylemek istediğim şey var. Ancak kalan kısmı kendi kendime halletmek durumundayım. Sadece şu kadarını söyleyeyim; sinemaya biraz merakın varsa, biraz daha dikkat et. Hak eden için bunu yap. Kimin hak edeceğini de bilmiyorsan bir zahmet soruver...
Oscar'a değ(e)meyen "Bal"ın tadı bozuk mu oluyor?
Diğer mesele Semih Kaplanoğlu'nun "Bal" filmiyle alakalı.
Berlin'de Altın Ayı ödüllü alan "Bal", Türkiye'nin Oscar adayı filmi oldu. 'Aday adayı' kategorisinde bir üst tura seçilmeyi bekleyen film, son 9 film arasına giremedi. "Bal" da dâhil 66 filmin aday adayı olduğu 83. Oscar Ödülleri'nde ön elemeyi geçen 9 aday film belli oldu. İki aşamalı bir oylamayla seçilen 'En İyi Yabancı Film Adayları', 25 Ocak'ta 5 aday film olarak açıklanacak.
Filmler şöyle:
1. "Hors la Loi", Cezayir (Rachid Bouchareb)
2. "Incendies", Kanada (Denis Villeneuve)
3. "In a Better World", Danimarka (Susanne Bier)
4. "Dogtooth", Yunanistan (Giorgos Lanthimos)
5. "Confessions", Japonya (Tetsuya Nakashima)
6. "Biutiful", Meksika (Alejandro González Iñárritu)
7. "Life, above All", Güney Afrika (Oliver Schmitz)
8. "Tambien la Lluvia", İspanya (Icíar Bollaín)
9. "Simple Simon", İsveç (Andreas Ohman)
Peki, "Bal"ın Oscar'a aday gösterilmemesi, kıymetsizliğine mi işaret eder... Daha önce de bu sayfada neşrettiğim üzere bu sorunu cevabı 'hayır'dır. Lakin işin bir başka boyutu var. Hep örnek verdiğim gibi; İran Sineması uluslararası alanda boy gösterdikçe büyüdü. Bir sinema tarzı olarak içi doldu, eserlerin. Bu açıdan "Bal" da böyle bir çığır açabilirdi.
"Bal"ı düşündüğümde seçilememesine çok da şaşırmadım aslında. Çünkü "Bal", o kadar 'bizden' ki, bizi bilmeyenlerin, soyut, ironik anlatımlı film tam olarak anlamalarını bekleyemeyiz.
Örnek mi?
Misal; küçük Yusuf, okulda 'okuyamazken' babasının yanında okuyor. Neyi mi; takvim yaprağını... Peki, ne okuyor; bir hadis-i şerif: "Zorlaştırmayınız, kolaylaştırınız."
Bu hadis-i şerifin -hele hele bu dönemde- nasıl bir mana içerdiğini, sinemasal tarz açısından takvim yaprağını kullanılmasının toplumsal olarak neye işaret ettiğini 'bizden' olmayanların anlamaması kadar doğal bir şey yok.
Tek gerekçe bu olamaz elbet. Zira öyle olsaydı Berlin'de de ödül alamazdı. Fakat bunu önemli bir nüans olduğu kanaatindeyim. Çünkü Berlin, bize ABD'den daha 'yakın' bir 'algı'.
Hollywood ile Cannes ve Berlin ve daha benzer birçok dünya sinema merkezleri arasında sinemasal bakış açısından farklar vardır. Cannes'da en son ödül alan "Amcam Önceki Hayatlarını Hatırlıyor" filminin Hollywood'da ödül alacağını düşünmek, yorucu bir zihni lüzumsuzluktan öteye geçemez. Zaten bu film ülkemizde de çok az süreyle ve sadece üç salonda gösterildi. İzleyici sayısı ise 2 bin 407.
Buradan çıkarılacak bir başka sonuç da; ne olursa olsun kendi sinemamızı yapmamız gerektiği. Ödül almak için değil; hakîkati arayış yolunda bir araç olarak sinemayı tanımlayabilmek, hakkıyla 'kullanabilmek' ve meseleyi rayına oturtabilmek için...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



