Sinema ile ilgili kalem oynatmamızdan mütevelli, halkım, hemen her fırsatta film tavsiyesi istiyor. Daha önce birkaç filmden bahsedip tavsiye etmiştim. Şimdi bir liste daha kaleme alacağım.
Önce Rus Sineması ile başlayalım...
Rus Sineması deyince, hatta bana sorarsanız sinema deyince akla gelen ilk isimlerden olması gereken (ve zaten öyle olan) Andrey Tarkovsky, sinema tarihinin en özel yapımlarından birkaçına imza atmış bir yönetmen. Otör (Ateur) yönetmen (yazar-yönetmen; yani filmlerini bütün olarak kendi eseri şeklinde ortaya koyan yönetmen) diye tabir edilen sanatçı şahısların en kıymetlilerinden olan Tarkovsky, her biri birbirinden mühim eserler ortaya koyar. İz Sürücü, 1979 tarihli muhteşem bir Tarkovsky eseridir. Üç adamın (yazar, bilim adamı ve iz sürücü) Bölge'ye (Zone) yolculuğunu ve Bölge'de yaşadıklarını anlatır film. Bölge'ye girmek yasaktır, çünkü Bölge insanın girdiği zaman en içteki dileğini gerçekleştirdiğine inanılan bir odaya sahiptir. Böylesine metafizik bir konu Tarkovsky'nin kavramlara sığmayan sinema diliyle filme alınınca, hayatınız boyunca unutamayacağınız 163 dakika yaşarsınız.
Tarkovsky denilince Andrev Rublev ve Ayna filmlerini çokça duyarsınız. Hiçbirini bir diğerinin önüne ya da arkasına almamakla beraber, bahsi geçen filmlerden önce İz Sürücü'nün yanı sıra Kurban da dimağımda yer eden bir eserdir. Kurban, Tarkovsky'nin teknolojik burjuva uygarlığına ve trajik dünya görüşüne yönelttiği destansı bir eleştiridir. Tarkovsky'nin son filmi olarak 'ustalık eseri' diye niteleyebileceğimiz Kurban, yönetmenin bütün eserlerinde kendini hissettiren metazifizik ya da daha doğru bir ifadeyle manevi havayı iliklerinize kadar hissetmenizi sağlıyor. Kocaman bir malikanenin yanmasını gösterdiği ve 10 dakikaya yakın süren tek plan son sahne ile algılarınızı tazeleme zaruretini hissediyorsunuz. Özellikle kahramanın 'rüyadan uyanmak için uyuduğu rüya öncesi' kameraya (gözlerinize) bakarak ettiği uzunca bir dua var ki, Müslüman olarak amin demekten başka bir şey gelmiyor elinizden.
Rus Sineması, dünya sinemasına yön veren en önemli ülke sinemalarından. Dzigo Vertov ve Sergey Ayzeştayn gibi isimlerle kuramsal olarak da sinemanın oluşumuna katkısı büyük olan ülkede adının anılmasını eserleriyle zaruri kılan bir diğer ismi de Aleksandr Sokurov. 96 dakika süren tek plan muhteşem bir sanat gösterisi Rus Hazine Sandığı, Sokurov'un sinema tarihine adını kazıması için yeterli bir film. Rus tarihinin çeşitli dönemlerinden kesitlerin yer aldığı bir müzede geçen ilginç bir zaman dilimi olan film, deneysel olarak harika bir riski göze alıyor ve bu büyük riskten, en büyük sinema eserlerinden biri doğuyor. Binlerce oyuncu/figüran ile bir buçuk saati aşan tek plan bir film yapmak, delilikten başka bir şeyle ifade edilecekse o da 'sinema'dır.
Sanat sinemasının başat ürünlerinden olan Rus Sineması örneklerinden sonra, tavsiye listelerimde mutlaka numune olarak bulunan Hollywood yapımlarına geçelim.
Önce Wall-E. Film gelecekte (kıyamet sonrası bir evrende) geçer ve iki robot arasındaki romantik ilişkiyi anlatır. Harap edilmiş, kirli ve kuru bir dünyada başlayan hikaye, kendini tüketen modern zaman insanının, kendini tüketmeye dünyayı tüketmekle başladığına işaret eden ironik bir yapım. En pahalı animasyon yapımlarıdan olan Wall-E, hayatımızı düzene sokmak adına bize dayatılan kuralların sadece hayatımızı mahvetmeye yaradığını harikulade göndermelerle işliyor.
Modern zaman ve sistem eleştirisi demişken yakın dönem güzide eserlerinden olan V for Vendetta'yı anmadan geçemeyeceğim. 5 Kasım'ın üzerinden fazla zaman geçmemişken V'yi anmak, 'direnme' kavramının hakkını verme açısından da önemli. Zira V, İngiltere halkını, kendisiyle Guy Fawkes günü olan 5 Kasım'da Parlamento'nun çevresinde buluşmaya davet eder. Zalim düzenin yok olmasının yolu olarak anarşizmi seçer, V. Bu tarihte de parlamento binasını bombayla patlatacaktır. Tarihi gerçekliği de olan bir senaryodur, bu.
Çünkü İngiliz tarihinin en büyük "vatan haini" olarak kabul edilen Fawkes, Kral I. James'e, kraliyet ailesine ve tüm diğer aristokratlara karşı yapılan ve İngiliz tarihinde "Barut komplosu" olarak bilinen olayda aktif olarak rol alır. Kendisinin rolü parlamento binasını havaya uçurmaktır. Ancak son anda engellenir ve Fawkes idam edilir. İşte bu tarihi vakıadan yola çıkılarak hazırlanan bir çizgi romanın sinema uyarlaması olan V for Vendetta, referansını nereden alırsa alsın, zalim düzenin yerle yeksan olmasının tek yolunun halkların uyanması olduğu gerçeğine işaret ediyor.
Bir başka Hollywood yapımı sistem eleştirisi film önerim ise 12 Öfkeli Adam. Sidney Lumet'in yönettiği 1957 yapımı film, bir duruşmada bir jüri üyesinin diğer on bir jüri üyesini şüphelinin suçsuz olduğu konusunda, makul şüphe temelinde, ikna etme çabalarını anlatır. Neredeyse tek mekanda, geçen filmde, iki jüri üyesinin mahkeme binasından ayrılmaları esnasında birbirlerine isimlerini söylemeleri dışında hiç isim kullanılmaz. Davalı "çocuk", tanıklar da "yaşlı adam" ve "karşı sokaktaki kadın" şeklinde anılır. Amerikan adalet sistemi, ama daha çok insanın adalet duygusu ve adaletin sistemler nazarında nasıl sağlanabileceği ya da bunun nasıl bir ütopya olduğunu vurgulayan film, görsel olarak döneminin sinema alışkanlıklarını barındırmakla beraber, kesinlikle izlenmesi gereken mahiyette.
Ve bir başka modernizm/sistem eleştirisi de Tokyo Hikayesi. Dünya sinemasının, nev-i şahsına münhasır yönetmenlerinden Japon Yasujiro Ozu'nun yönettiği 1953 yapımı film, adından da anlaşılacağı üzere, müthiş bir dönüşüm ve modernleşmenin pençesinde bölünmekte olan Japonya'da geçiyor. Taşralı, emekli bir karı-koca, Tokyo'da yaşayan evlenmiş çocuklarını ziyarete giderler. Modern şehir hayatının meşgalesine dalmış olan çocuklarının resmettiği gündelik yaşama şaşırır, büyükler. Planladıklarından az kalırlar Tokyo'da. Zira çocuklarına kırgın, kafaları karışıktır. Dramatik bir şekilde de çocuklar kendilerine geliyor. Eşsiz bir sinema dili olan Ozu'nun kamerası hep aynı seviyededir (90 cm yükseklikte). Sebebi Japon kültürü ile izah edilir. Ayrıca Ozu'nun kamerası hiçbir objektif hareketi de yapmaz (zoom-in, zoom-out). Kaydırma hareketi ise o kadar nadir görünür ki Ozu filmlerinde, hemen gözünüze çarpar. Sabit karelerle belli bir yükseklikte, Ozuvari bir ritm tutturan yönetmen, eşsiz sinema diliyle hemen her filminde olduğu gibi Tokyo Hikayesi'nde de modernizme şerhini düşer.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



