1) Hukukî anlamda "devlet" statüsü hâlâ meşkuk sayılabilecek İsrail, Batı, ABD ve BM nezdinde "devlet" biçiminde muamele görmüştür. Asıl sorunun kaynağı buradadır.
2) "Görünüşte devlet" olarak İsrail sürekli toprak kazanımı sağlamıştır. BM'nin karşıt tüm kararlarına rağmen.
3)Filistin halkının katliamlar ile birlikte çeşitli şekillerde göçe zorlanarak, hayat hakkı ihlâl edilerek ve ilkelliğin örnekleri olarak binbir türlü baskı uygulanarak nüfusu azaltılmıştır.
4)Yahudiliğin bağnaz ve kindar yorumuyla ırkçı, zorba ve teokratik bir yönetim ya da rejim olarak "İsrail" oluşturulmuş, oluşumu sürdürülmektedir.
Sadece bu somut veriler bile İsrail'in soykırım suçlusu olarak tanımlanmasına yeter. Eğer BM, kendisinin yayımladığı Bildiriler'e riayet edebilseydi İsrail'i soykırımcı, Filistin halkını da soykırım kurbanı olarak ilan etmesi gerekirdi. Karamsal yönden böyle olması, uygulama bakımından tam aksi yönde gelişmesinde Batı da, ABD ve BM de, elbette Ortadoğu rejimleri de herhangi bir beis, sakınca görmemekteler.
Aslında bu ve benzer türden haklı, mantıklı, insanî yaklaşımlar, değerlendirmeler, yorumlar ve açıklamalar, bir noktadan sonra İsrail'in gerçekliğinin delili olarak kabul edilmeye başlanmaktadır. Dolayısıyla insanlık değerleri, ahlâk kuralları ve hukuk ilkeleri bilindikleri ölçüde anlamsızlığa, değersizliğe dönüştürülmektedir. Ortadoğu'da, dünyada bir Filistin sorunu vardır ama asla çözümlenmesine izin verilmeyen bir sorundur bu. Ancak görünüşte.
Çünkü, Yahudiliğin ruhundan kanırtılarak çıkartılmış "İsrail"in somut gerçekliğe dönüştürülmesinin nedeni, hatta kaynağı budur. Bir an için, şöyle veya böyle Filistin sorunu çözümlenmiş varsayalım. "İsrail"in somut gerçekliğinin anlamı, nedeni, bahanesi kalabilir mi? Bunun bir sanal, örüntülenmiş, görünüşte bir gerçeklik olduğu kendiliğinden ortaya çıkar. Nitekim dünya kamuoyuna seslerini ve görüşlerini duyuramayan Yahudi inanışına içten bağlı Yahudiler zaten "İsrail"e özünden karşı gelmişlerdir. En basitinden Filistin'in yerli Yahudisinin değil, göçmen (Eşkanaziler gibi) Yahudiler'in gerçeğidir "İsrail."
Aynı şekilde, Filistin sorununun çözümlenmesi durumunda Ortadoğu'nun karanlık, kirli, onursuz, yeteneksiz sefih yönetimlerinin birgün bile ayakta kalmaları mümkün olamaz. İslâm'ın, Müslümanların, İslâm uygarlığının yeniden dirilişinin önünde duran, önüne konulmuş en büyük engel budur. Müslüman halklar, inançları gereği insanca yaşamaya niyet eder ve karar verirlerse, yapmaları elzem ilk şey bu yönetimleri alaşağı etmektir, köklü bir devrimi gerçekleştirmektir. Çünkü bunlar, Müslüman halkların yönetilmelerini Batı emperyalizminin uzun süreçte kuramsal olarak geliştirdiği "devşirme sistemi"nin XX.yy. başlarından itibaren uygulamasıdır.
Gazze katliamına başlamadan bir kaç gün önce İsrail, Türkiye ve Mısır'ı ziyaret ediyor. 19 Aralık'ta sözde altı aylık ateşkes sona erecek. Ama bu iki ülkenin yetkilileri bu ani ziyaretleri olağan bir ziyaret olarak kabul edecekler! Ondan sonra da kalkıp "bu bize bir saygısızlıktır" tarzında aymazca bir beyanda bulunarak safdilliğini ortaya koyarak, inanılmasını bekleyeceksin! Sen BOP'un eşbaşkanlığını, "Medeniyetler İttikakı" yutturmacasanın cafcaflı başkanlığını üstleneceksin, Amerika'daki Yahudi lobilerinin ödüllerini hiç bir şekilde rahatsızlık duymadan kabul edeceksin, sonra da kükreyeceksin! Sözümona "kırgınlığını" ancak ve sadece İsrail yönetimi anlar. Bir de dersini iyi ezberlemen için Ortadoğu'nun sefih yönetimlerinde takrir etmek üzere geziye çıkabilirsin!
Söylenecek ve yapılacak tesbit şudur: Ortadoğu'nun Filistin sorunu değil, "İsrail sorunu" vardır. Müslüman halkların kalbine Batı emperyalizminin sapladığı paslı hançer yani.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



