Tarihin soylu direnişlerini anıtlaştıran şiirdir. Büyük şairler büyük dâva insanıdırlar. Onlar tarihin en soylu anıtlarını dikerler. Büyük savaşçılar canlarını ortaya koyarlar. Kanlarıyla ve canlarıyla kendilerini Allah'a adarlar. Bu, insanın kendisi için yapabileceği en büyük bir fedakârlıktır. Onlar Allah katında en seçkin yerlerini alırlar.
Filistin Direnişi şimdilik Gazze ile sınırlanmış olsa da bu dava salt bir ilin bir bölgenin direnişi değildir. Dünya Müslümanları adına Kutlu Kudüs'ün soylu bekçiliğini ve koruyuculuğunu yaparlar. Kanları Filistin topraklarına karılan şehitler elbette Allah katında en iyi yerlerini alacaklar. Bunda kuşku yok.
Zamanı daraltmak, bir büyük direnişi küçültmek için karşı bir savaş yaşanıyor. Bu savaşın doğrudan ve dolaylı tarafları var. Bu büyük direnişi küçültmek, daraltmak, anlamsızlaştırmak da savaşın bir başka cephesini oluşturuyor.
Bulunduğumuz yüzyılın bu soylu direnişini geleceğe bırakacak güçlü kalem sahiplerine gereksinim var.
Mehmed Âkif Çanakkale zaferini anıtlaştırmasaydı, Çanakkale tarihin kuru yaprakları arasında sıradanlığa terk edilecek ve yitecekti. Çanakkale Şehitlerine adanmış o büyük destansı şiiri büyük bir hamaset örneğidir. Fakat hamaset şiirinin de bir doruğudur. Bu şiir hem edebiyat tarihinde yerini almıştır, hem de bir milletin zaferinin anıtı olma görevini üstlenmiştir. Çanakkale destanı yazılmamış olsaydı bu zafer bugün belki de hiç anımsanmayacaktı.
Üstat Necip Fazıl'ın "Sakarya Türküsü" şiiri bir başka hamaset örneği ve doruğu. Bu bir milletin ruhunun yücelişini bir başka biçimde yansıtır. Necip Fazıl'ın bu şiirini küçümseyenler, şiir sanatı bakımından bir değer biçmeyenler bir milletin ruh yüceliğinden yoksundurlar.
Üstat Sezai Karakoç medeniyetimizin büyük destansı şiirini farklı düzlemlerde ortaya koydu. Büyük medeniyetimizin ruh direnişini bir bütün olarak ortaya koydu.
Cahit Zarifoğlu son dönemlerine Hama, Afganistan dram ve direnişlerinin şiirini yazdı. Tarihe tanıklık etti.
Kâmil Eşfak Berki usta kalemiyle Mostar köprüsünü Bosna Savaşında kültür tarihi yok edilirken yazdı. Bu şiir kültür tarihine açılan savaşa bir tanıklıktır. Filistin direnişine destek veren Rachel Corie'yi yazdı. Anlamlı bir karşı koyuştu.
Necat Çavuş, Müslümanların direnişini anıtlaştıran ve şiirle karşı koyan, şiirle cephede yer alan Amerika şiirini yazdı.
Başka şairler de elbette bu kervana katıldılar. Hepsini saygıyla anmak gerekiyor.
Bu şiirler bu büyük sanatçıları küçültmediği, bir zaaf oluşturmadığı gibi onları daha da yüceltti. Tarihe anlam kazandıran bu şiirler hem edebiyat, hem kültür tarihinde hak ettikleri yerlerini alacaklardır.
Sevgili Efendimizin yanında yer alan şairler de şiirle tarihe tanıklık ettiler.
Şiir hayatın dışında değildir.
Günümüz şair ve sanatçıları batının karanlık ruhundan etkilendiklerinden, psikolojik savaşın etkisinde kaldıklarından kendi davalarından ve soylu direnişlerinden utanıyorlar. Onu sahiplenmekten korkuyorlar. Bir Müslüman şairin göstereceği duyarlıktan yoksunlar.
Bu biraz da kimi çevrelerde hoş görünme duygusundan kaynaklanıyor.
Soylu şairlerimiz kendi işlerine baktılar.
Sağcılara, solculara bakmadan kendi işlerini yaptılar.
Bu dönemi anıtlaştıracak şairlerin soylu sesine gereksinim var.
Zaman hızlı akıyor. Birçok şey zamanla unutulacak yitip gidecek.
Fakat insanın güçlü soluğu şiir asla tarihin zaferlerini unutturmayacak.
Onların kalemlerinden damlayan mürekkep, şehitlerin damlayan kanlarından daha etkilidir. Mürekkebin aziz kılınmasının bir nedeni olmalı.
Şiir Sevgili Efendimizin bize bir ruhsatıdır. Biz o ruhsatı hakkıyla yerinde kullanmak zorundayız.
Sanatçıların sesi çok etkilidir.
Bu etkiyi insanlık üzerine ağdırmak gerek.
Tarihin sayfalarında şiirle yer almak gerekir.
Medeniyetler buluşması adı altında batının bize karşı olan savaşını göz ardı ediyorlar. Batı Medeniyeti İslâm medeniyeti ile büyük bir savaştadır.
Dinler arası diyalog bir yanıltmadan başka bir şey değildir. Allah'ın kitabında: "Allah'ın katında din sadece ve yalnızca İslâm'dır." İbrahimi dinler adı altında bizi efsunlaştırmaya çalışıyorlar. Ne İncil, ne Tevrat Allah'ın gönderdiği kitaplardır. Sonradan devşirilmiş kitaplardır. Andre Gide bu İncil, Tanrı'nın gönderdiği bir kitap değildir, tanrısal değildir. Hükümleri yoktur diye yakınır. Bizim Müslümanlara ne oluyor da Hıristiyanlığı ve Museviliği Müslümanlara sevdirmeye ve meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Bu da dolaylı ve bir başka savaştır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



