İnsanı, benzerlerinden (diğer insanlardan) ayıran en önemli özelliği belki de tutarlı olması. Fikir sahibi olması ve bu fikrinde sağlam durabilmesi. Zamana ve zemine göre renk değiştirmeyen, bir şahsın/kurumun kendi ile nasıl geçindiğine bakmadan duruş sergileyebilen kişilere her alanda ihtiyaç var. Sinemada da öyle elbet.
Sanat denilen alanın en genci ve belki de en önemlisi olarak defaatle vurgulamaya çalıştığım sinemada, var olabilmek, ama belki de daha önemlisi kalabilmek, hatırlanabilmek için tutarlı olmak şart. İster yönetmen, ister senarist, ister eleştirmen, ister oyuncu. Var sayılabilmek istiyorsanız tutarlı olacaksınız; o zaman tutulacaksınız.
Tutarlılık meselesini düşününce hep aklıma ilk gelen isimlerdendir, Muhsin Makhalbaf. İran Sineması'nın en ilginç isimlerinden. Müthiş bir değişim yaşıyor.
Şah döneminde silah kullanıp hapse girecek derecede İran İslam Devrimi'nin destekçisi. Sonrasında ise kültürel alanda devrimin yine önemli aktörlerinden. Yeni İran Sineması'nın da en mühim isimlerinden. Hemen her ortamda adını zikretmekten bıkmayacağım çok özel eserlere imza attı (Kilim ve Selam Sinema gibi).
Ama öyle bir dönem geliyor ki, Makhmalbaf, kendini ve devrimi sorgulamaya başlıyor. Sonuç ise eski Makhmalbaf ile hiç alakası olmayan yepyeni bir adam. Artık ülkesinden uzakta yaşıyor. 'rejim muhalifi' nitelemesiyle Batı basınına makaleler yazıyor. Yeni filmlerini ise "İran'dan uzakta" çekiyor. Bu, fiziksel bir mesafeyi ifade eden 'uzaklık' değil. Zihinsel olarak artık İran'dan çok uzakta olduğunu yeni eserlerinden görüyoruz. Artık İran'dan seslenen biri değil, İran'a dışarıdan bakarak ses veren biri. Köklerinden kopar hale gelmiş.
"Değiştiyse belki de doğruyu buldu" diyenler olabilir. Mümkündür. Ancak ortaya koyduğu eserlerden yola çıkarak bir değerlendirme yapıyorum. Bunu sadece bir tespit olarak da alabilirsiniz.
Demem o ki, fikriniz sağlam değil ise hayatın herhangi bir döneminde adını sonradan öğreneceğiniz bir rüzgar sizi sırtına alır ve belki de adını hiçbir zaman öğrenemeyeceğiniz yerlere götürür. İşte bu andan itibaren kendiniz değilsinizdir. Debelenmeniz, çığlık atmanız, bağırıp çağırmanız da bir işe yaramaz. Sessiz kalırsanız da sadece enerjiden tasarruf etmiş olursunuz. Ya kendiniz olarak varsınız, ya da kendinizden bîhaber olarak varsınız; yani yoksunuz.
New York'taki minarelerden birini Bitlis'e taşıyamadınız mı?
Ah benim güzel memleketim. Zihnimin ulaşabildiği her yer bu kavrama girmekle beraber, bu topraklara aidiz. Yani burada var ve burada memleketiz.
Güzel memleketimde ne garip şeyler yaşanıyor. Misal mi... Vereyim...
Sen kalk, Bitlis'ten beş minare alarak taaa Allah'ın New York'unda film çek. Ama New York'ta kullandığın minarelerin hiçbiri Bitlis'te görülemesin. Duymadınız mı yoksa. Mahsun Kırmızıgül'ün New York'ta Beş Minare filmi Bitlis'te gösterilemiyor. Çünkü şehirde sinema salonu yok.
Gülsem mi, ağlasam mı?
Allah aşkına, 10 milyon dolar harcadım diye hava atmasını bilirsiniz de, çekimlerinin bir kısmını yaptığınz şehirde filmin gösterilmesi için bir organizasyon yapamaz mısınız? Bir film makinesi, bir perde ve şehirdeki herhangi bir salon. Son sistem ses düzenini de şart koşmaz kimse, emin olun. Sadece filmi izlemek isterler. Bunu yapmak, film yapımcısının ya da Mahsun Kırmızıgül'ün boynunun borcu değil midir? Belki de ben fazla idealistim. Uçuyorum değil mi? Devlet ve özel sektör bugüne kadar sinema yapmamışsa oraya, bunu suçlusu onlar mı? Düşündüğüm şeye bakın. Başka işim yok herhalde, -zaten tescilli 'Mahsun düşmanı'yım- oturmuş çakacak yer arıyorum.
Türkiye'de 700 salonda filmin gösterilmesi yeter elbet. Zaten Bitlis Belediye Başkanı Fehmi Alaydın da, 25 yıllık bi özlem olduğun söylemiş, bu durumun. "Vatandaşlar, filmi izlemek için Tatvan ilçesine gidiyor. Bitlis'te 25 yıldır sinema salonunun olmadığını düşünürsek, bu yaştaki bir genç hayatında hiç sinemaya gitmemiş oluyor. Bu da bizim için çok önemli bir handikaptır." diyor Alaydın. Tatvan'da var, ancak Bitlis merkezde sinema salonu yok. Zaten nüfusu nedir ki Bitlis'in? Kaç kişi izler ki filmi?
Sinema salonu olmayan iller
Bu arada konu sinema salonlarından açılmışken, Türkiye'de başka kaç ilde sinema yok diye şöyle bir araştırdım. İnternetten bulabildiğim bilgilere bakılacak olursa hâlâ 10 ilde sinema yok. Bunlar Gümüşhane, Ağrı, Iğdır, Ardahan, Muş, Mardin Kilis, Şırnak, Siirt ve Bayburt. Veriler çok sağlıklı olmayabilir. Ancak kesin olan bir şey var ki, hâlâ sinema salonu olmayan illerimiz var.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



