Oruç bir geldi, pîr geldi ve bizi sarmaladı, kuşattı; şimdi de gidiyor. Orucun gidişine üzülmek gerekiyor. Çünkü orucun gidişiyle beraber çoğu nezafet, nezaket ve berekette alıp başını gidiyor.
Ramazan çok mübarek bir ay, diğer aylarda mübarek aylar. Dolayısıyla mübarek aylarda bazı mübarek günlerini çok mübareğe çevirmek, dönüştürmek ise mümkün. Böyle yaptığımız takdirde orucun gelişiyle beraber insanı sarsmasını, örselemesini engellemiş oluruz. Hiç olmazsa her ay bir ya da iki gün oruç tutmayı denersek, oruçla olan ünsiyetimiz daha artar, oruçla daha fazla dost olup hemhal oluruz.
Neyse efendim, Allah'dan bütün ümmet-i Muhammedi'yi nice Ramazanlara ve bayramlara kavuşturmasını niyaz ediyorum. Bütün Müslümanların bayramını canı yürekten kutluyor, bu bayramın İslâm ve insanlık âlemine barış ve huzur getirmesini yine Cenab-ı Hak'dan niyaz ediyorum.
Bu dilek ve temennilerle yazımızı bitirmeyeceğiz elbet. Orucun son günü olması hasebiyle oruçtan ayrılmanın hüznünü, bayrama kavuşmanın sevincini yaşarken biz de birkaç fıkra anlatalım istedik.
Öncelikle Mevlevî dedesiyle ilgili bir fıkrayla başlayalım.
Bir gün Mevlevi Dedesine:
-Sizin giydiğiniz ferâcenin kolu niye bu kadar uzun? diye sormuşlar. Dede Efendi:
-Biz bir günah görürsek bununla örteriz!
şeklinde cevap vermiş...
Aynı suali Bektaşi Babasına tevcih etmişler:
Baba Efendi, sizin cübbenizin kolları neden öyle dar?
Biz günahları ne görür, ne de örteriz... diye cevaplamış...
Okuyucu dostlar daha önce Süleyman Nazif'le Abdullah Cevdet arasında geçen "Öküzlerin gözü olmak" başlıklı yazımızı hatırlayacaklar. Nazif'in Abdullah Cevdet'le ilgili tespitleri, göndermeleri pek çoktur. Nazif'in arkadaşlarının da. Önce hatırlatma babından "öküzlerin gözü" meselesine değinelim:
Doktor Abdullah Cevdet bir gün Süleyman Nazif'e:
Aman efendim der, öyle bir mürettip hatasının kurbanı oldum ki olur şey değil! Bir manzumemde "Vatanın Öksüzüyüm" mısraını yazmıştım. "Vatanın öküzüyüm" diye yayınlandı. Bunu duyan Süleyman Nazif uzun bir kahkahadan sonra şu ifadeyi kullanır:
Buna mürettip hatası demezler, mürettibin sevabı, derler.
Dahası da var: Önceleri Doktor Abdullah Cevdet ile Süleyman Nazif arasında su sızmazken sonraları giderek birbirine düşman olmuşlar. Süleyman Nazif her yerde A. Cevdet'in aleyhinde atıp tutar, ağzına geleni söylermiş.
Derken aradan bir müddet geçtikten sonra Süleyman Nazif Bey vefat etmiş. Abdullah Cevdet cenazesine katıldığı gibi fırsat düştükçe de Nazif'in mezarını ziyaret edermiş.
Bir gün Nazif'in mezarını ziyaretten dönüşte bulunduğu arkadaş ortamında üzüntülerini anlatıyormuş:
Bugün Süleyman Nazif'in mezarını ziyaret ettim, mezarının üzerine eğildim, uzun uzun hasbihâl ettik.
Orada bulunanlardan biri sormuş:
Hasbihâl mi ettiniz? Peki Süleyman Nazif ne dedi? Bir köşede kahvesini içmekte olan Ercümend Ekrem söze karışır:
Ne dediğini ben size söyleyeyim, mutlaka "Bak Abdullah Cevdet! Bu günübirlik gelişlerini, ziyaretlerini saymam. Seni behemehal yatıya beklerim demiştir", der.
Bir başka fıkra ise şöyle:
Midesine pek düşkün; damak tadı gelişmiş paşalardan biri aşçısını yenilemek istemiş. Huzuruna aşçı diye birini getirmişler. Paşa sormuş:
Oğlum yemek pişirmesini bilir misin?
Ağzınıza layık çok güzel yemek yaparım efendim. Pişirdiğim kuzu dolmasının, döktüğüm helvanın, lokmanın tadına doyum olmaz.
Paşa:
Anladım, anladım, teşekkür ederim, haydi sana güle güle, diyerek onu başından savmış. Bir başkasını getirmişler, ona da aynı suali sormuş:
Yemek pişirmesini bilir misin?
Aman efendim, bu da söz mü? Allah sizi inandırsın kollarımı sıvayıp şöyle bir mutfağa girdiğim zaman tatlısı ile tuzlusu ile yemekleri bir çırpıda sıralarım. Pişirdiğim yemeklerin tadı damağınız da kalır.
Paşa:
Maşallah, maşallah, haydi uğurlar ola... diyerek onu da başından savmış.
Bu kez karşısına bir başka aşçı adayını getirmişler. Paşa yine aynı soruyu yöneltmiş:
Aşçı efendi yemek pişirmesini bilir misin?
Efendim ben yemek pişirmesini bilmem. Lâkin yemekle beraber kendim pişerim, şeklinde karşılık vermiş.
Paşa:
İşte aradığım aşçıyı buldum, diyerek adamı işe almış. Tabii verdiği akıllıca cevabı da bir kese altınla ödüllendirmiş...
Efendim huzur ve saadetin hükümran olduğu nice hayırlı bayramlara...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



