Agos Gazetesi'nin son sayısında Şükrü Saraçoğlu stadının resmine gömülen şu satırlar dikkat çekici: "Kadıköy'deki Şükrü Saraçoğlu Stadyumu, 'Papazın çayırı' diye anılan ve Katolik cemaatine ait bir arazi üzerinde kurulu. Bu arazi, 1932'de Fenerbahçe Kulübü'ne '1 Lira' bedelle devredilmişti."
Agos'ta vakıf mallarının iadesi ile ilgili AK Parti tarafından çıkarılan Kanun Hükmünde Kararname'nin 'cemaate göre' eksikleri de dile getiriliyor. Nedir bunlar;
KHK'daki sorunlar
1. Yapılan değişikliğin öncelikle 36 beyannamesine kayıtlı taşınmazlar ile mülk iadesini sınırlı tutması, bir mal beyannamesi olarak hazırlanan ve akabinde cemaat vakıflarının mal varlığını sınırlayan hukuka aykırılığı devam ettiriyor.
2. KHK uyarınca 'kamulaştırma'ların uygulama dışında bırakılması önemli bir sorun. Çünkü Türkiye'de kamulaştırmalar, hakkaniyetli bir zemine oturmuyor.
3. KHK 36 Beyannamesi uyarınca eski sahibine iade edilen mülklerin tazmin edilmesini öngörmüyor. Oysa bu durumdaki Tuzla Çocuk Kampı veya Bomonti Mıhitaryan Rahipleri İlkokulu binası, devletin haksız iade kararının ardından, eski sahipleri tarafından satılmıştı. Bu durumda, bu mülklerle ilgili bir tazminat ödenmeyecek.
4. Mezarlıklar, bazı vakıflarca "mal" kategorisinde değerlendirilmediği için 36 Beyannamesi'ne eklenmemişti. KHK mezarlık tescillerini beyannamede bulunma koşuluna bağladığı için, bu durumda olan mezarlıklar vakıflar adına tescil edilmeme tehlikesiyle karşı karşıya.
5. KHK'de yer alan, "Hazine, VGM, belediye ve il özel idaresi adına kayıtlı taşınmazlar" ifadesi yeterli değil. Maddeye, mazbut vakıflar adına kayıtlı taşınmazların da eklenmesi gerekirdi.
6. 12 aylık başvuru süreci çok kısa.
7. Vakıflar Meclisi'nin neye göre olumlu karar vereceği, bunun kriterlerinin ne olduğu soruları yanıt bekliyor.
8. Düzenleme, vasiyetlerin yargı tarafından iptali sonucunda vakıfların elinden alınan mülkler konusunda uygulamada yaşanan sorunların çözümüne dair bir yenilik getirmiyor.
9. Bir vakfın veya dini kurumun tüzel kişiliği olmadığı gerekçesiyle el konulan mülklerle ilgili çözüm hâlâ yok... Örneğin bazı Katolik ve Süryani vakıf mallarıyla ilgili bir tazmin öngörmüyor.
10. Daha önceki uygulamalarda bürokrasinin fazlalığı, bulunamayan veya bulunması mümkün olmayan belgelerin talep edilmesi, bütün kayıtların devlette mevcut olmasına rağmen tüm ispat yükünün cemaat vakıflarına bırakılması gibi sebeplerle hem süreç çok yavaş ilerlemiş, hem de yıldırıcı ve yorucu bir etki yaratmıştı. Yönetmeliğin taraflar arasında makul bir işlem yükümlülüğü getirmesi gerekir.
Şike iddiaları ile zor günler geçiren Fenerbahçespor camiasına bir şok da Ermeni cemaatinden gelir mi dersiniz?
Fatih Altaylı'nın şişe aşkının sebebi belli oldu!
Türk basın tarihinin klasik unutulmazlarındandır..
Erol Simavi'nin patronajındaki Hürriyet Gazetesi'nde yayınlanan bir haber halen konuşulur..
Haberin içeriği 'kırmızı et'le ilgili.
Haberde özetle, 'kırmızı etin kolestrolü azdırdığı, artırdığı bu yüzden tüketicilerin tavuk eti yemeleri' salık verilmektedir..
Gerçek daha sonra anlaşılır; Hürriyet'in patronu Erol Simavi'nin tavuk çiftlikleri vardır ve okur bu çiftliklere yönlendirilmektedir...
Bilinçaltına böyle bir algı salgılanmaktadır...
Şimdi de Fatih Altaylı...
Habertürk Gazetesi ve gazetenin Genel Yayın Yönetmeni durup dururken, birden 'pet şişe'nin zararlarından dem vurmaya başladı..
Altaylı, 'Plastik kapların ne kadar zararlı olduğundan, mutlaka suların cam kaplara boşaltılması gerektiğinden' söz etmeye başladı..
Hürriyet'in tavuk eti aşkı gibi Fatih Altaylı'nın cam şişe aşkının nedeni de nihayet belli oldu...
Habertürk'ün patronu Turgay Ciner'in Türkiye'nin önde gelen cam hammaddesi üreticisi olduğu ortaya çıktı...
Hoş, Altaylı da Hürriyet ekolünden geliyor...
Cam kap bana göre de plastikten elbette daha yararlı.
Ama, söyleyene değil söyletene bak!
Koca koca prof'lar da kalkıp yeni bir durummuş gibi yazılar yazmazlar mı?
Altaylı değil ama Umur Talu köşesinde benzer bir yazı yazsın, söz eve hemen bir cam kap alacağım...
Odasına bile girilemeyen bürokrat!
Milli saraylarla ilgili yazıma oldukça fazla tepki aldım...
Kimi, "Ohooo, onlar ne ki, ne torpilliler geliyor buraya, bugüne kadar hiç basına yansımayan.."
Kimi, "Kardeşim sen CHP'li misin? Bu yazdıklarınla CHP'lilerin ekmeğine yağ sürüyorsun. Bırak bu işleri.."
Kimi, "Bu yazdıklarınla kimi kastettin? İsim verebilir misin? İsim vermezsen namertsin.."
Ama bir TBMM çalışanından gelen tepki tümünü bastırdı; "Kardeşim eksik yazıyorsun... Biz daha dertlerimizi anlatmak için üstlerimizin odasına bile giremiyoruz...Hele biri var ki lan'lı lun'lu konuşuyor.."
TBMM Başkanı Cemil Çiçek'e duyurulur...
Gurbetçilere çektirilen bu çile reva mı?
Selamün aleykum Adnan bey. Sizi Millî Gazete'den takip ediyorum. Son günlerde ulaşımla ilgili yazılarınız çok güzel. Ben İsveç'te yaşayan bir Millî Görüşçüyüm. Ulaşımla ilgili yazılarınızı okuyunca bu yaz Cihanbeyli-Konya arasında yaşadığım bir sıkıntımı sizinle paylaşmak istedim. Bu yolda radara yakalandım... Polise, "Yolda hız levhası olmadığını" söyledim. Polis bana, "Hız limitlerini gümrüklerde öğrenmen gerekiyordu.." demesin mi?
Türkiye'nin karayollarına hız tabelası dikecek kadar parası yok mu Allah aşkına? Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım'a bu durumu duyurmak isterim. Benim hızıma gelince; Cihanbeyli-Konya arasında hız limiti saatte 110 km imiş, ben saatte 120 km hız yapmışım. Bu hızla gitmemin nedeni ise İstanbul'dan araba kiralamıştım, gördüğüm levhadaki 120 rakamı hafızamda kalmış... Selamlar. (MİKAİL KULBAY-İSVEÇ)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



