Pek rahatsız olmayız, tam da seçim arifesinde.
Bu mobilya ve beyaz eşya trafiğinin gayri meşru yol kat ettiğini.
Hani bütün bir yıl değil de, henüz seçime haftalar kalmışken dağ taş geçen tırlar bulaşık ve çamaşır makinesi taşıyor.
Oysa Tunceli köylerinde su yoktur.
Bu makineler nasıl çalışacaktır.
Dağıtanlar iyi bilmektedir ama.
Bir kadının, isterse mağarada yaşasın, hayallerini süsleyen makineleri vermektedir ya kara siyasanın şövalyeleri.
Gerisi oy olarak gelecektir mutlaka.
Oysa insan, onuru ile yaşayıp, sadakaya avuç açmayıp kendi alın teri ile hayalini kurduğu eşyayı alsa daha soylu kalsa.
Siyasetçinin halkına ahlaksızlık aşılaması da bizim toprakların kara talihi.
Ne mundar bir anlayış.
Ey halkım sen cama, bacaya bak, bir gün kapın çalınıp düşlerin gerçek olur karlar üzerinde bir eşya ile karşılaşabilirsin.
Hangi türünden ahlaksızlığın boyutu yok ki.
Yollar rengârenk balonlarla sanki karnaval havasında.
Hani kriz falan yok da, çok müreffeh bir ülke sanacak gören de.
Çarşı Pazar ölüm sessizliğinde.
Dükkânlar bomboş
Bir tezgâhtar kıza soruyorum.
Neden kimse yok.
Gece on bir de evine giden genç kız ayak ağrılarından yatamadığını, hafta sonu da bu mağazada çalıştığını ama müşterilerin bıçak gibi kesildiğini, kimi satışların da ertesi günü iade ekstresi ile uğraştıklarını anlatıyor.
Fakat krizin ayak sesleri ile insanlar korkulu bir bekleyişte olmalarına karşın yaklaşmakta bile değil, krizin tam kalbinde ölümüne bir hayat yarışı sürerken.
Hafife almalar.
Kriz bize bir şey yapmaz ayakları.
Biz krizlere şerbetliyiz iddiaları.
Nasıl olsa öğretmen, doktor, işçi yaz tatilinde; köyünde bağında bahçesinde çalışmış kışlık fasulye, bulgurunu getirmiştir.
Aç kalmayacaktır.
İyi de herkes toprak soylu değil ki bu ülkede.
Onların şen şatır tarlalarında çalışmalarını seyreden topraksız milyonlar ne yapacaktır.
Kapılarını çalacak komşunun bir tabak makarna getirmesini mi bekleyecektir işsizler.
Bu acıklı tabloya rağmen partiler yine o bildik hovardalıkta.
Bayrak, afiş, pankart yarışında.
Bilhassa yerlerini koruyan belediye başkanları, sanki babalarının paraları ile bastırıyorlar kendi reklâmlarını yapan o afişleri.
Hani eskiden anarşistler vardı bütün bunların hesabını erdemlice sorardı.
Yok, artık anarşist yoksuluyuz da.
Ahlaksızlıkta sınır tanımıyoruz.
Kayınları, kardeşleri aday yapılmayınca rozetlerini atan çarşaflı kadınların tavrı da bir etik fakirliği.
Kocanı, kardeşini belediye başkan adayı yapınca iyi CHP.
Aday olmayınca iftiralar, basın toplantıları ile rüşvetçi parti.
Biz milletçe, hepimiz, her kesimden çoktan etik olanı, erdemi, hep beraber gömüp ortadan kaldırmışız.
Bundan daha derin bir dert olabilir mi?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




