İki ay kadar önce bu sütunlarda yayınladığım “Kitâb-ı Aşk ve İskender Pala” adlı yazım büyük alâka gördü. İskender Pala dostumuzun benimseyip akademik hayatının meselesi ve yazı faaliyetinin temeli haline getirdiği Divan şiiri ile ilgili yayınları üzerinde duruşum, bir hakkın teslimi olarak takdir edildi. Demek ki benim gibi pek çok insanın bu konuda bir ihmal gördüğü ortadaydı. Özellikle İskender Pala’nın fıkra ve ansiklopediden romana kadar çeşitli yazı türleriyle Divan şairlerinin dünyasını anlatıp sevdirmek için bu kültürün çevresiyle kaynaklarını, etkilerini, temsilcilerini tabii haliyle yansıtması ve yeni nesillere anlatması bana göre çok önemli.
Şimdi de İskender Pala’nın eski kültürümüzü farklı sunumları üzerinde durmak istiyorum. Çünkü bu da ayrıca takdir edilip yaygınlaşması gereken doğru bir tavırdır: Önceleri ansiklopedik çalışma, ardından gazete yazıları ve Divan Şiiri Okuma Saatleri’nde bizzat muhatabı ile muhabbet atmosferi oluşturma, sonra da roman ve prestij kitapları. Bunlar gerçekte birbirinden farklı yazarlık tavrıdır ve hepsini bir arada yürütmek fevkalâde bir enerji ve gayret gerektirir. Onu kutluyorum…
Babil’de Ölüm ve İstanbul’da Aşk romanı ile Kitâb-ı Aşk adlı kendi yazılarından oluşan özel bir seçme ve bir aşk hikâyesi sanıyorum 100 bin okuyucuya ulaştırıldı. Pozitivist telâkkilerin her alanda yaygınlaştığı bir dünyada bizim kültürümüzün aşk telâkkisinin geniş kitlelere anlatılmasının önemi tartışılamaz. Akademik Divan Şiiri Araştırmaları da bu arada yayınlayan İskender Pala’nın özel finans kurumları için hazırladığı prestij kitapları üzerinde durmak istiyorum. Çünkü bir kültürün aynı anda her çevrede konuşulup tartışılması son derece önemlidir.
İki yıl önce yine bir Mayıs ayında Family Finans Kurumu Yayınları arasında kitaplaşan Fatih’in Şiirleri gibi, bugünlerde Asya Finans Kültür Yayınları arasında günümüz okuyucusu ile buluşturulan Şiirin Sultanları adlı kitabı da üzerinde durulacak bir başarıyı daha ortaya koydu. 1 Haziran akşamı Sepetçiler Kasrı’nda bir basın toplantısı ile tanıtımı yapılan bu kitabın sunumu, şiir yazan her Osmanlı Sultanı’nın portresiyle birlikte bir posterde yer alan şiirlerin aslı ve açıklamasıyla dikkati çekiyordu. Bu da Divan şiiri adına görsel malzemeyi de çok güzel kullanabilen İskender Pala’nın dikkate değer bir başarısıdır ve kültür savaşında kullanılabilecek tüm yayın imkânlarını kullanmaya yönelişi bakımından örnek alınacak niteliktedir. Bundan sonrası artık yine finans kurumlarının ortaya sermaye koyarak yapabilecekleri sinema - tv. filmi ve tiyatro eseri gibi çok geniş kitlelere seslenebilecek çalışmalardır ve İskender Pala bunları da başarabilir.
Fatih’in Şiirleri’nden Şiirin Sultanları’na
Bugüne kadar pek çok alanda sponsorluk yapan Ülker kuruluşlarının sahibi Sabri Ülker’in önsözü ile Fethin 550. yıldönümünde yayınlanan Fatih’in Şiirleri, A. Süheyl Ünver’in desenleriyle kitaplaşmış ve önsözden sonra şiirlerin Latin harflere çevirisi ve açıklamasına yer vererek tıpkı basımını yayınlamıştı. Daha sonra özel bir yayınevi tarafından yayınlanan ve Fetih Şenlikleri’ne de kaynaklık eden bu metinler başka araştırmacılar tarafından da daha geniş çevrelere ulaştırılmıştır.
Böylesine önemli eserlerin kaynak kitaplar halinde yayınlanması çok önemli bir kültür hizmetidir ve biz bunun bir benzerini yıllarca önce Prof. Hikmet Ertaylan’ın Cem Sultan hakkında yaptığını biliyoruz. Fatih’le Kanuni’nin hayatı ve zaferlerinin de böyle büyük prestij kitaplarına konu olması, tarihimizin ihtişamlı zaferlerini büyük şahsiyetlerini ortaya koymak bakımından çok önemli. Öte yandan bu tarihin ruhunu anlatacak eserler de gerekli. Mimar Sinan’ın eserlerinin böyle büyük prestij kitaplarına konu olmasına rağmen roman boy kitaplarla bu eserleri oluşturan ruhun anlatılamaması da ayrı bir eksiklik olarak göze çarpıyor. Bütün bunlar büyük nâşir ister…
Şiirin Sultanları adlı kitabın tanıtımı vesilesiyle bize gönderilen Asya Finans basın bülteninde şu ifadeler dikkati çekiyordu:
“Divan edebiyatı konusundaki araştırmalarıyla tanınan Prof. Dr. İskender Pala’nın bu değerli eserinde, altı yüz yılı aşkın bir süre koca bir imparatorluğa yön vermiş hükümdarlarımızın şimdiye kadar fazla üzerinde durulmamış edebi yönlerini görüp tanıyacak, sultanların kaleminden çıkan şiirleri okudukça onların bazen sevinçli, bazen hüzünlü, ama mutlaka bir hükümdara yakışır iç dünyalarına doğru nezih bir yolculuğa çıkacaksınız.”
Osman ve Orhan Gazi’den V. Mehmed’e kadar 26 Osmanlı Padişahı’nı şiirleri ve hayatıyla ele alan ve minyatürlerle desteklenen bu kitapta, ülkesinin tahtına olduğu kadar yönettiği insanların gönlüne ve söz ülkesine de sultan olan padişahlarımızın şiirleri sergileniyor ve açıklanıyor. Bunlar bir uzmanın dilinden her okuyucunun anlayabileceği sadelikte sunulurken İskender Pala'nın 15 yıllık yayın hayatının başarılarını da ortaya koyuyor. Demek ki bir meseleyi iyi bilen, her seviyeden insana anlatabilecek üslubu da bulabilir. Hem onu, hem de bu kitabı yayınlayan Asya Finans yöneticilerini kutluyorum.
Sepetçiler Kasrı’nda, Asya Finans Kurumu’nun Genel Müdürü Ünal Kabaca’nın kitapta yer alan “Sultanların kaleminden gönüllere” adlı sunuş konuşmasından aldığım şu satırlar bence de önemli:
“Tek bir hareketiyle tüm ekonomik dengeleri değiştirmeye muktedir durumdaki dev holdingler ve şirketler, bu yönleriyle eskinin krallarına ve sultanlarına benziyorlar.
“Günümüzün modern sultanları, bir yandan daha iyi bir saltanat sürmek için kendi çıkarlarını düşünmek, bir yandan da beslendikleri küresel piyasaları olumsuz yönde etkileyecek bir hareketten kaçınmak durumundalar. Bu da, ancak birlik ve dayanışma içinde hep daha iyi bir gelecek için çalışmakla mümkün görünüyor. (….)
“Aynı anda hem tebaasını himaye eden bir hükümdar, hem savaş alanında mert bir kumandan, hem de ülke yönetiminde kusursuz bir idareci olmak kolay olmasa gerek… Osmanlı sultanları arasında dehasıyla yıldız gibi parlayanların yanı sıra zayıflıkları yüzünden silik kalanlar da oldu. Ancak hemen hepsinin ortak sayılabilecek başka bir yönü daha vardı; kimininki saklı kalmış, kimininki aşikâr... Osmanlı sultanları her dönemde sanata büyük önem verdiler, bununla da yetinmeyip bizzat kendileri sanatla ve edebiyatla ilgilendiler. (….)
“Hüznü, neşeyi, inancı, savaşı, barışı, aşkı içinde barındıran şiirlerini okudukça o heybetli sultanlarımızın da her şeyden önce birer insan olduğunu idrak edecek ve onların belki de daha önce hiç bilmediğimiz hassas iç dünyalarını keşfedeceğiz.”
Genel Müdürden sonra eser sahibi olarak kürsüye gelen Prof. Dr. İskender Pala da sultanların iç dünyasıyla şiirlerini karşılaştıran örnekler vererek tarihimizdeki üç Sultan Selim’i birer şiiri ile tanıtmaya çalıştı. Bu konuşmada, üçünün de halkta bilinen imajlarıyla iç dünyalarının ne kadar örtüştüğünü fark ettik. Kitapta biraz da bu bütünleşmeye dikkati çektiğini ifade etti. Böylece, okuma yazma bildiği şüpheli olan Osman Gazi adına kaydedilmiş şiirle Sultan V. Mehmed (Reşat)’a gelinceye kadar Osmanlı Sultanlarının hiçbir devletin tarihinde görülmeyen başarılara imza attığını görmüş olacağız. Dostumuzu bu başarısından ve başarılı sunumundan ötürü bir kere daha kutluyoruz…
“Şiirin Sultanları” ve günümüz okuyucusu
Bir kültürün ifadesi ne kadar tabii ve ne kadar samimi olursa o kadar etkili olur. Biz bunu edebiyat ve medeniyet tarihi boyunca görüyor, bize bugün de bir şey söyleyebilen insanların bu tür özellikler taşıdığını biliyoruz. Bu bakımdan eski kültürümüz, Sultanları ve her çevreden insanları ile dünyada benzeri olmayan bir ilim, irfan ve sanat eserleri külliyatı ortaya koymuşlardır. Dünya film piyasalarının bilim kurgu veya benzeri masal formatında Yüzüklerin Efendisi gibi film dizisini ortaya koyarken, esasen kendi tarihlerinin ne kadar yetersiz olduğunu da ifade ediyorlar. Aslında bu filmlerde bir masal atmosferinde anlatılan şeyler, bizim tarihimizde gerçekleşmiş, yerli ve yabancı gözlemcilerin yazdığı metinlerde bütün ihtişamıyla ortaya konmuştur. Gerçekten Fatih’in şu sözü bizim için tam bir gerçeklik ifade ediyor: Bizim yaptıklarımız, başkalarının hayal bile edemeyeceği şeylerdir… Bugün Hollywood filmlerini bu gözle seyredersek, kendi tarihimize, siyasi ve askeri başarılarımıza, edebi ve mimari değerlerimize ne kadar ilgisiz olduğumuz anlaşılır.
Başka milletler kendilerine tarih ve masal uydurarak yeni nesillerini dünya egemenliğine hazırlarken, biz kendi tarihimizi ve başarılarımızı unutup onlardan yeni nesilleri nefret ettirerek bu dünya çapındaki geçmişi karalamayı marifet sayıyoruz. Böylece, ABD ve AB ülkeleri gibi Osmanlı’nın ruhuna uzak emperyalist devletlerin dünya egemenliğine yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bu kültür ortamında milli tarih ve edebiyat alanındaki çalışmalar tam bir kültür savaşıdır ve bu savaşta tarafsızlık olamaz. Sonuçta kendi milletine, kendi parasına ve sahip olduğu iktidara hâkim olabilmek için kendi değerlerine ve tarihi misyonuna sahip çıkmak gerektiği hususu tartışılamaz. Bunu Necip Fazıl’ın üzerinde çok durduğu “müdir fikir” kavramıyla ifade etmek de mümkün. Eğer siz bütün faaliyetlerinize yön verecek bir “müdir fikir” yani dünya görüşü sahibi değilseniz bütün fikirleriniz kadar sahip olduğunuz maddi ve mânevi değerler de kendiliğinden heba edilmiş olur.
Bir dünya görüşünün ifadesi olan ve her meseleye çözüm yolu bulan türden bir “müdir fikir” sahibi olmasını istediğimiz yöneticilerimizle özel finans kurumlarına ihtiyacımız olduğu ortada. Bu kurumların yöneticilerini gerçekten büyük bir kültür hizmeti beklemektedir. Family Finans ile Asya Finans Kurumlarının benzeri yayınlar yapan büyük kuruluşlarını, İş Bankası ile Yapı Kredi Yayınları’nı örnek alarak yayın yapmaları gerektiğine inanıyorum. Bunlar üzerinde düşünüp konuşarak ne yapılması gerektiği konusunda daha açık ve anlaşılır sonuçlara varabilirler. Elbette birer örneğini yayınladıkları türden prestij kitapları büyük hizmettir, ama büyük okuyucu kitlelerine hitap eden kültür kitaplarına ihtiyaç olduğunu da gözden uzak tutmamak gerekir. Orta boy kitapların bu ülkenin okur-yazarlarının dikkatine belli kültür kaynaklarını sunduklarını görüyoruz. Burada sanat tarihi, felsefe, edebiyat ve popüler kültürün eserleri, belli formatlarda yayınlanıyor ve geniş okuyucu kitlelerine ulaşacak şekilde dağıtılıp okunuyorsa orada bir kültür hizmeti yapılıyor demektir. Bunlara dikkatle baktığımızda hangi kültüre hizmet ettiği anlaşılabilir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



