Fatih Camii, hüzünlü de olsa bir piknik yerini andırıyordu.
Ölümün bu kadar yaşamın bir parçası olduğunu fısıldıyordu.
İnsanlar uhrevi bir resitali izlemek istercesine çocuklarını, eşlerini alıp gelmişlerdi.
Adeta, çok önemli bir dersi takip etmek istercesine huşu ile o sessiz musıkiyi dinliyorlardı.
Şehadet dersini anneler,bebelerine öğretmek muradında idi.
Genç kızlar ,delikanlılar; "bu modern çağda bile şehit olunabiliyormuş" tezine şahitlik etmek için akıp gelmişlerdi.
Avlunun selvileri, normal ölümlerden farklı bir faslı geçmekte idi.
İnsanlar bir entellektüeli, yazarı, İslama ve insanlığa sevdalı bir dostu ve arkadaşını uğurlamaya koşmuşlardı.
Çocukların sırtında, Bahattin Ağabey'in dilinden düşürmediği; "bizim çocuklar"yazan beyaz tişörtler.
Kızları ve annesi sessizce hıçkırırken, eşi hüzünlü ama gururla "güllerin vedası"nı yapmaya gelmişti.
17 Mayıs'da başlayan vatan hasreti son bulmuştu şehitlerin.
Gerçi yeryüzünü vatan bilmişlerdi.
Sadece evlad-ı ıyali, anne babayı, kardeş arkadaşı değil; bütün dünya insanlığını dost bilmişlerdi.
İHH Asya sorumlusu Faruk Aktaş ve yardım gönüllüsü Bahattin Yıldız yaşadıkları gibi ölmüşlerdi.
Fatih Camii'ndeki dersin konusu, hepimizi ilgilendirmekte idi.
Bir yetimhane projesi için gittikleri Afganistan'da; ailelerini, çocuklarını, dostlarını yetim bırakmışlardı.
Kabil'e dönerken uçakları Salang geçidinde düşmüş, kar ve tipi yüzünden günlerce enkaza ulaşılamamıştı.
Uçağa ulaşıldıktan sonra da, kimlik tespiti üç ay sürmüş, ancak yollanmıştı cenazeler vatana.
Cenaze de konuşan İHH başkanı B.Yıldırım: "düşen uçağın rotası değiştirildi, bu rotayı kim değiştirdi? Orası ABD'nin bulunduğu bölge. ABD oraya aramaya gidecek olan helikopterleri bile vuracağını bildirdi. İzin vermediler. Önce kara kutunun bulunduğunu söylediler. Sonra bir sessizlik çöktü".
Yıldırım'ın da dediği gibi bir sürü soru işareti vardı.
Bahattin Ağabey hayatını İslam davasına adamışdı.
Elbet, emperyalistler tarafından da çok iyi tanınmakta ve takib edilmekte idi.
Afgan direnişinde, Bosna soykırımında; sıcak savaşın içinde bizzat bulunmuştu.
Kitaplarını okuyanlar, bu sıcak savaşı roman kahramanlarında ama bizzat Bahattin ağabeyin yaşadığını anlarlar.
Tatlı su mücahidleri bilmezler.
Ya da internet sitelerinde miskin koltuklarından sağa sola "huzur İslam'dadır" mailleri atarak, dini savunduklarını sananlar, O'nun cihadından habersizdirler.
Bu yüzden olsa gerek, küçücük bir haber olan cenazesine de yorum yazmadılar.
Belki de rızıklarını artırmak için sabah akşam Vakıa suresi okuyan yeni zengin mücahitler, şehitliğin şahikalığını anlatan ayetlerden uzak durduklarındandır.
"İki sene mektep tatili" okuyarak büyümüş nesil ya da anaokulundan beri kulakları tırmalayan pop müzikle yetişmiş kuşak, yahut her yıl Foça'da uyku tulumları içinde beş gün beş gece rock tapınmacılığına adanmış gençlik de bilmez.
Yeni nesil müslüman gençler de tıpkı diğerleri gibi bilmemekte Bahattin ağabeyin misyonunu ve kitaplarını.
Karda ayak izleri, Cihad Günlüğü, Kar Çiçekleri, Güllerin Vedası.
Öğrenci evinde, en lüks yemekleri olan menemeni pişirmiş, çayları demlemiş, harçlıklarını denkleyip, otobüs bileti alıp Bosna'ya, cihada gideceklerdir.
Kalanlarla bir veda yemeğidir de.
Bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaktadır.
Tam sofraya otururken polisler gelir onları götürmeye; kibarca rica ederler, gitmeden menemeni birlikte yemeyi, ekmeklerini paylaşmayı.
Yine cihada gitmiş roman kahramanının nişanlısının "gel" diyen mektubuna yorumu, direncini azaltacağından korkmuştur.
Bugünlerde bir kitabı daha çıkmak üzere.
Biliyorum müslüman ailelerden bile, çocuklarını Foça'ya rock tatiline gönderenler var.
Ailelere önerim, Bahattin Yıldız'ın bu yaşanarak yazılmış kitaplarını alıp çocuklarına hediye ederek; evlatlarına insanlığı da, sınırsız özveriyi de, o şahika kardeşlik sanatını da öğretmiş olacaklardır.
Fatih Camii avlusunda baktım da büyük makam mensupları, sermaye sahipleri, apoletliler, yöneticiler yoktu.
Sadece halk vardı.
Hatta çok özel insanlar vardı.
Salihat-ı nisvandan mübarak hanımlar vardı.
Birer evliya gibi hiç evlerinden çıkmayan bu saygın insanlar, avluda toplanıp dualarla uğurladılar onları.
Bahattin Ağabey ve dava arkadaşı Faruk Aktaş'ın şehadetlerine özenenler, "bizlere de şehitliği nasip et Ya Rab", diye fısıldadılar.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



