Finansal piyasalarda giderek sıklaşan güven bunalımının temel sebeplerinden biri ülke ekonomilerine ilişkin makro ekonomik verilerin gerçeği yansıtmıyor olması ve bu sayede iyice ağırlaşmış yapısal sorunların aleniyet kazanmasının engellenmesidir. Beklentiler yolu ile eğilimleri yönlendirmeye çalışanlar bu gerçeği biliyor, bu girişimlerin başarılı olamaması ihtimali ise giderek büyüyen bir korku haline geliyor. Sorunlar ağırlaşıp, risk alma isteği gerilemeye başladığında ortalığın karışmasını önlemek adına Merkez Bankaları ve siyasi iradelere çağrı yapılıyor: Bir şeyler yap yoksa karışmam yollu tehditler gerçeklerle görünüm arasındaki farkın büyümesi, sorunların ağırlaşması ve geniş kesimlerin sırtındaki kamburun istikrarsızlık potansiyelini arttırması dışında bir önlem taşımıyor. Durum böyle olunca serbest piyasa ve demokrasi gibi kavramların içi boşaltılmış, sorun oluşturan bir ucubeye dönüştürülmüş oluyor. Herkesin herşeyi bilmesi etkili ve yetkili kesimler için büyük felaket anlamına geliyor; bunu geciktirmenin yolu ise gerçekleri gizlemek ve kitleleri medyanın da desteği ile inanç ve insanlıktan uzaklaştırmakta ve haksızlıklara boyun eğdirmekte aranıyor.
Örneğin gerçekte ekonomi büyümüyor, enflasyon ve işsizlik artıyor ise durumu daha iyiymiş gibi göstermek gerekiyor. Aksi taktirde herkes risk almaktan kaçınır ve sistem çöker: Bankalar yeni kredi vermez daha önce verdiklerini tahsil etmeye çalışırlar, talep daralır, işsizlik artar, bütçe gelirlerindeki azalma nedeniyle kamu açıkları bozulur, borç-alacak zinciri kırılır... Özetle söylemek gerekir ise büyük bir bunalım yaşanır ve hiç bir şey eskisi gibi olamaz. Bu durumun ortaya çıkmasını engellemek, engellemek mümkün olmuyor ise olabildiğince geciktirmek çabası ön plana çıkıyor. Durumu olduğundan daha iyi göstermek çabası ön plana çıktıkça sorunların ağırlaşması kaçınılmaz hale geliyor; geri dönüşü olmayan ve sürdürülebilir olmadığı bilinen bir yolda ilerleniyor. Günü kurtarmak pahasına israf artıyor, gelecek giderek hızlanan bir şekilde tüketiliyor. Serbest piyasa ve demokrasi anlayışları adına yapılması gerekenler ihmal edilir iken yapılmaması gereken herşey uygulamaya girebiliyor...Teknik deyimle sistemik risk artıyor, belirsizlik ve kırılganlık giderek hızlanan bir şekilde yükseliyor. Yozlaşma büyür iken doğru yapanların cezalandırılması ve yanlış yapanların ödüllendirilmesi sorunların ağırlaşmasına ve istikrarsızlığın büyümesine katkı yapıyor.
Tüm bu açıklamalardan sonra soralım; ülkemizde ve dünyanın özellikle sorunlu olduğu bilinen diğer ekonomilerinde, açıklanan makro ekonomik göstergelerin gerçeği yansıttığına inanıyor musunuz? Günü kurtarmak adına gerçekleri geniş kitlelerden gizlemenin yaşattığı olumsuzluklara rağmen gerekli olduğunu düşünüyor musunuz? Bu iki soruya verilebilecek yanıtlar kendimizle yüzleşmemize yardım edebilir. Kerhen de olsa herhangi birine evet diğerine hayır diyorsanız ne olup bittiğini pek anlamıyorsunuz ve bilgi eksiğinizin farkında değilsiniz, bu saatten sonra da büyük hatalar yapmaya devam edebilirsiniz. Her iki soruyada evet diyorsanız içinde bulunduğunuz koşullara çok iyi uyum sağlamışsınız ve insani değerlerden uzaklaşmakta herhangi bir sakınca görmemişsiniz demektir. Eğer her iki soruya da kesinlikle hayır yanıtı veriyorsanız, herşeyi bilmeseniz de neler olup bittiğinin farkındasınız demektir...
Neler olup bittiğinin farkında olmak bu bilince göre yaşanacağı anlamına gelmeyebilir; kimisi hem farkındadır hem de bu yozlaşmanın oluşturduğu fırsatlardan yararlanmakta kararlı olabilir. Fakat bu farkındalığa göre yaşayıp, herkesin herşeyi bilmesi için çaba harcayan ve yanlıştan kaçınanların durumu farklıdır:Onlar çile çekebilirler, herhangi bir maddiyat karşılığı, halktan ve adaletten yana olmaktan vazgeçmezler... Onlar insana benzeyip de insan olmayanlardan değildir...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




