Her gün işe giderken tarifsiz sıkıntılar içindeyim", demekte genç.
"Diğer arkadaşlarıma yaptıkları gibi, pastalı-meşrubatlı bir uğurlama bana da mı hazırlanmaktadır.
Hafta sonlarını azap içerisinde geçirmekteyim.
Uyku uyuyamıyorum.
Beynimde balyozlar nakarat tutuyor.
Eleman çıkaracağız demişlerdi.
Ya bu pazartesi piyango bana vurursa.
Bindiğim otobüste ellerim karıncalanıyor.
Gözlerimin önünde siyah yıldızlar uçuşuyor.
Zihnimi kemiren o acımasız şüpheyi bir türlü yok edemiyorum.
En acısı da otobüsten inince, işime giderken yürüme güçlüğü çekmekteyim.
Ayaklarım birbirine dolaşmakta.
Koca adam, insanların orta yerinde yığılıp kalmaktan korkuyorum.
Kendime kızıyorum.
Biraz cesaretini topla diye binlerce kez beynime komut veriyorum.
Ama nafile.
İş yeri kapısı, bana acı bir tuzak hazırlamış gibi ürpererek geçiyorum.
Karşıdan gelen şef, sanki idam fermanımı verecekmiş gibi endişeye kapılıyorum.
Kaygılarımda haksız sayılmam her hafta bir arkadaşımızın kurban olarak seçilişini izlemek, bizlerde de derman bırakmadı.
Çalışıyorum ama bir da bana sorun.
Ellerim titriyor.
Her an o nazikçe, işi bırakmam gerektiğini bildiren cümleyi duyabileceğim korkusu ile dehşete kapılıyorum".
Bunları söyleyen üniversite mezunu genç, bir yıl iş bulmak için beklemiş, üç ay olmuş işe gireli fakat şu anda işten çıkarılanlarla birlikte o kadar depresif bir hal almış ki.
Ruh sağlığı bozulmuş.
"Bazen ölülere bile özeniyorum, onları hayatın meşakkatini çekmeyen şanslılar olarak görüp, inancım olmasa intiharı bile düşünüyorum".
Maaşını soruyorum.
Altı yüz elli lira.
Ailesi ile birlikte yaşadığı halde ayın sonunu getiremiyormuş bu para ile.
Yirmi beş yaşında ve işe girerken evlenme hayalleri kurmuş, fakat şu anda o hülyaya da veda etmiş.
Bir eli yağda, bir eli balda olanların bu gençlerin acılarını anlamalarını beklemek beyhude.
Zira onların ruh halleri, herkesi kendileri gibi sanma yanılgısından kaynaklanmakta.
Herkesin kendileri gibi yiyip içtiğini, rahat evlerde oturduklarını, yakıt sorunu çekmediklerini, üşümediklerini, sıcacık odalarda kolsuz elbiselerle bile dolaşıp terlediklerini sanmaktalar.
Sabah kahvaltılarının bile kendi sofraları gibi olduğunu sanacak kadar yanılan bu zevatın bir şekilde uyandırılması gerek.
İlgililerin, hükümetin; ülkenin bu en acil sorunu için bir şeyler yapması gerek.
Kriz, toplumda derin izler bırakmakta.
Maddi sorunlar, ruhsal hastalıkları artırmakta.
Stres, uyku bozukluğu, depresyon.
Şiddet, aile içi kavgalar, cinnet, intiharlar.
İlgililerin karnını kaşıyarak kalktıkları sofralarına bir kez daha bakıp, halkın aynı sofralara oturmadıkları gerçeğine uyanmaları gerek artık.
Çünkü vakit hızla eriyor, geç kalacaklar.
Bu masum halka çok yazık olacak.
İşten çıkarılanlarla, fakirlikle ilgili projeleri hayata geçiremeyenlerin de gülümseyişleri, fazla uzun sürmeyecektir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



