Ey vicdan neredesin! Ey insanlığın ortak sesi, ey insanlığın ahlak birikimi, ey insanlığın güzeli, hakkı, doğruyu ortaya koyan yönü neredesin! Hepimizin yüreklerini yakan, vicdanlarımızı sızlatan, tüm ülkenin üzerine bir kara bulut gibi, bir kasvet atmosferi gibi çöken yıkıcı, can alıcı, dehşet verici, panik oluşturan 7.2 gibi büyük bir deprem meydana gelmiş, insanlarımız, canlarımız, ciğerparelerimiz toprak altında, yüzlerce ölümüz, binlerce yaralımız var, ama medyamız hâlâ cümbüş ve cuşu huruş derdinde. Hâlâ, zihinlerimizi dönüştüren, beyinlerimizi iğdiş eden, ahlakımızı zedeleyen, aile yapımızı dejenere eden, kimin eli kimin cebinde belli olmayan dizileri, yabancı formatlardan arakladıkları "SMS imparatorluğu" kurmaya çalışan müzik programlarını, hiçbir kaygısı olmayan, insana saygısı bulunmayan yapımları ekranlara getirmekten çekinmiyorlar. Utanmıyorlar, arlanmıyorlar!
Daha ne bekliyorsunuz? Daha ne olmasını bekliyorsunuz? Bir şehrin toptan yıkılmasını, insanlarımızın, canlarımızın tamamen topraklara garkolmasını mı bekliyorsunuz? Sizin vicdanlarınızda, bir ülkenin bir bölümünde "Yürek yakan" afetler meydana geldiğinde sızlayacak, bu acıya, bu sancıya tepki verecek hiçbir mekanizma yok mu? Bu kadar mı köreldi insanlığınız? Bu kadar mı köreldi yüreğinizdeki taşlaşan bedenleriniz?
Sadece ana haber bültenlerinde bölgeyle ilgili gün boyunca dinlediğimiz gelişmeleri, arka arkaya sıralayarak "insan olma kaygınızı" yerine getirmiş mi oluyorsunuz?
Bu nasıl insanlık anlayışı?
Her zaman yazıyoruz, çiziyoruz... Türkiye'de medya anlayışı arızalıdır, köhnemiştir, taşlaşmış bedenlere sahip insanların yeraldığı bir sektör haline gelmiştir. Bu medya zihniyetini temsil eden insanların bildiği tek değer vardır: "Vahşi kapitalizmin kendilerine sunduğu imkanlar ve para"... Bu değerlere ulaşmak için ellerinden ne gelirse yaparlar, gelir getirici, reyting getirici her hamleyi gerçekleştirmek için var güçleriyle uğraşırlar.
Onlar için insanlarımızın ahlakı, aile yapımızın dejenere olması, zihinlerimizin ayarı olmayan dünyalara dönüştürülmesi, "Şehvete" ayarlanmış bir algı oluşturulması önemli değildir.
Onlar için insanlarımızın sürekli "eğlendirilmesi", afyonlanması, narkozda kalmış bir insan gibi sürekli uyutulması esastır.
Toplumsal değerler, dayanışma, kaynaşma, insanların birbirlerini sevmesi, acılarını paylaşması, mutluluklarına ortak olması gibi değerler önemli değildir. Çünkü, onlar kurguladıkları dünyalarını, egoist, bencil, hedonist, materyalist zihniyette insan prototipleriyle doldurabilmek için mücadele ederler.
Van depreminin kaygısı, sancısı, acısı, sadece tematik kanalların ortaya koyması gereken bir değerler bütünü müdür? Neden reyting kaygısı olan, kendilerini büyük olarak vasıflandıran televizyon kanalları, yayınlarını durdurmadılar, yavaşlatmadılar, bu acıyı, bu sancıyı paylaşmak adına "Bir ortak iradeyi" ortaya koyamadılar?
Neden?
Yüreklerimiz yanıyor, vicdanlarımız sızlıyor...
Yaşadığımız acıyı sümen altı eden, hiçbir şey yokmuş, "Hayat öylesine devam ediyormuş" gibi davranan medya zihniyetini gördükçe, bu acılarımız, sancılarımız bambaşka bir hal alıyor, sinirlerimiz boşalıyor.
Soruyoruz: Ey vicdan neredesin?
Soruyoruz: Vahşi kapitalizmin törpülediği dünyalarınız, bu kadar mı acıya saygıyı bile unutturdu?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



