Bu yıl, 1611 yılında İstanbul'da doğup 1685 yılında Mısır'da ölen dünya çapında ünlü seyyahımız Evliya Çelebi'nin doğumunun 400'üncü yılı kutlanıyor. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü olan UNESCO da bunu kutlama takvimine alarak Evliya Çelebi'nin önemine dikkati çekti.
Evliya Çelebi'nin 400. doğum yıldönümü dolayısıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Müdürlüğü, 25-26 Mart günlerinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi'nde bir sempozyum düzenledi. Pek çok akademisyenin tebliğiler verdiği bu sempozyumlarla ilgili toplantıların sonuncusunda, İngiltere'den katılan Prof. Gerald Maclean ve Prof. Donna Landry de 'Evliya Çelebi'nin izinde at sırtında Anadolu'da yaptıkları yolculuğu' anlattılar.
Uluslararası nitelikli bu toplantıdan sonra, rüyasında "Şefaat ya Resulallah" yerine "Seyahat ya Resulallah" diyerek yollara düşen ve Osmanlı topraklarında gezip gördüğü yerleri on ciltlik Seyahatnamesinde anlatan Evliya Çelebi'nin daha çok anılıp anlatılacağı toplantılar yapılacaktır. Çünkü kültür ve tarih mirasımız içinde kendine özgü ve çok özel bir yere sahip olan Evliya Çelebi Seyahatnâmesi'nin herkes tarafından yeterince tanınıp okunması gerekir. Osmanlı'nın en geniş sınırlara ulaştığı 17. yüzyılın en önemli üç-beş eserinden biri ve belki de o coğrafyayı, insanı, mimarisi ve sosyal özellikleriyle en güzel anlatan belgesidir.
Bir seyahat rüyası
25 Mart 1611'de İstanbul'un Unkapanı semtinde doğan Evliya Çelebi'nin babası Derviş Mehmed Zilli, Kanuni'den I. Ahmed'e kadarki padişahların kuyumcubaşılığında bulunmuş ve seferlere katılmıştır. Ailesi aslen Kütahyalı, fetihten sonra İstanbul'a yerleşmiştir. İyi bir öğrenim gören Evliya Çelebi, mahalle mektebinden sonra Şeyhülislam Hamit Efendi Medresesi'ne girdi. Burada yedi yıl okuduktan sonra Enderun'a devam etti. Ayrıca, özel hocalardan Kur'an, Arapça, hat, musiki ve yabancı dil dersleri aldı. Bu arada hafız oldu. Öğrenimini bitirdikten sonra sarayda görev aldı. Yaptığı işlerle devlet ileri gelenlerinin takdirini kazandı. Bu yüzden yüksek görevlere getirilmesi düşünülen Evliya Çelebi'nin hayat görüşü çok farklıydı. Daha küçük yaşlarından itibaren içinde müthiş gezi arzusu vardı. Yeni yerler görmek, yeni insanlar tanımak istiyordu. Bu yüzden sarayda fazla kalamadı. Kendisinin anlattığına göre, rüyasında Peygamberimizin duasına mazhar olunca meşhur gezilerine başladı.
İlk gezisi, İstanbul ve çevresiyle ilgiliydi. Kitabının ilk cildi İstanbul'u anlatır. Sonra İstanbul dışına çıktı, elli yıl boyunca çeşitli yerleri gezdi. Gezdiği yerler arasında o zamanki Osmanlı Devleti sınırları içerisinde yerler yanında komşu ülkeler de vardı. Bu gezileri gördüğü ilginç yerler ve binalar yanında, oradaki toplumun gördüğü ilginç yanlarını ve yaşayışlarını da anlattı. Bu arada pek çok olayla karşılaştı, elbette savaşlara da katıldı.
Rüyalar Evliya Çelebi'nin hayatında ve seyahatlerinde önemli bir yer tutar. Kitabının ilk cildine olduğu gibi ikinci ve dokuzuncu ciltlerine de rüya anlatımlarıyla başlar. Sanki onun hayıtında ve seyahatlerinde hep rüya ile aldığı mesajlar belirleyici olmuştur.
Evliya Çelebi'nin gezmek için gittiği ve 10. cildinde anlattı son yer Mısır'dır. Seyahatnamesi'nin son cildinde 1683 tarihi vardır ve bu yıldan sonra biraz daha yaşamıştır.
Seyahatname gerçekçi bir gözlemin ürünü olduğu kadar, yalın ve duru olayların yanında, bazen da fantastik bir anlatım görülür, halkın benimsediği efsanelere de yer verilir. Herkesin anlayacağı şekilde, halkın çok kullandığı deyimlere yer verilerek yazılmıştır.
Evliya Çelebi, Seyahatnâme'sinde gezip gördüğü yerleri kendi üslûbu ile anlatmaktadır. 10 ciltlik Seyahatnâme, onun görmüş ve gezmiş olduğu ülkeler hakkında önemli bilgileri yansıtmaktadır. Bu yönüyle Kültür tarihimiz açısından önemli bir yere sahiptir.
Dünya gezi edebiyatı içinde tartışmasız en önemli yere sahip olan Evliya Çelebi Seyahatnâmesi'nin hak ettiği ilgiyi görerek Türk ve dünya okuyucularına dikkati çekecek bir tarzda sunulması, belki de çok önemli bir kültür hizmeti olarak anılacaktır.
Sempozyumun konuşmaları
25 Mart 2011 Cuma günü ilk oturumu 10.20-12.00 arasında yapılan toplantının başkanı Prof. Dr. İlber Ortaylı idi ve şu sunumlar yapıldı: Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesine göre XVII. Yüzyıl Osmanlısında Anadolu'da Yaşayan Gayri Müslimlerin Durumları / Doç. Dr. M. Sami Baybal, Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesinde İstanbul'un Hikâye Edilişi / Araştırma Görevlisi Yeliz Özay, Çağının Sıra dışı Yazarı: Evliya Çelebi / Hilmi Yavuz, Çocuklar İçin Evliya Çelebi / İsmail Bilgin...
Özellikle Yeliz Özay ve Hilmi Yavuz'un birbirini tamamlayan konuşmaları, dil ve anlatım bakımından Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nin doğru anlaşılıp değerlendirilmesine yönelik açıklamalardı. Aristo'dan beri rasyonel bilgilerle mitolojik söylemlerin yan yana anlatıldığı hususuna dikkati çeken konuşmacılar, Evliya Çelebi'nin iddiasız bir seyyah gibi görünse de aslında bir yanıyla eşsiz bir kurmaca metni yazarı olduğunu ifadeye çalıştılar.
Evliya Çelebi'den seçmelerle çocuk kitapları hazırlayan İsmail Bilgin, onun hayatı ve eserindeki fantezilerin benzersiz kurgular gibi çocuksu bir duyarlığı yansıttığını ifade ederek farklı bir bakış açısı yansıttı. Bildirisini ve çocuklara yönelik çalışmalarını kutladığım İsmail Bilgin'e şu kaygımı da ifade etmekten kendimi alamadım: Siz Evliya Çelebi'yi çocuklara çok okutacak kadar başarılı olursanız, korkarım Evliyamız da Ömer Seyfeddin gibi sadece çocuklar için yazmış gibi telâkki edilmeye başlanır. Başarı dileğimde bu endişe elbette var.
Cuma ve yemek için verilen arada, Perşembe Pazarı'ndaki Arap Camii'ne gitmeye karar verdik ama tam da Evliya Çelebi'ye özgü bir cami arama çabasıyla sora sora ara sokaklarda caminin giriş kapısını bulduk. Fakat restorasyondan ötürü kapalıydı ve pek çoğu Cuma ile ilgisiz dükkan arasında bir ikinci kat atölyede Cuma kılan insanları bulduk ve çok şaşırdık.
Bu bölgenin Pera'ya dahil olduğunu biliyoruz, hatta burasını boşaltmak için Perpa adında büyük bir çarşı kurulduğundan da haberimiz var ama Arap Camii gibi Fetih hatırası bir caminin böyle bir kaotik perişanlık içinde kalmasına gönlümüzün razı olmadığını da ifade ediyoruz. Tarih ve kültür mirası bu kadar ihmal edilemez, belediye buraya el atmalı...
İkinci oturum başkanı Prof. Dr. Feridun Emecen'di ve şu konuşmalar yapıldı: Evliya Çelebi'nin Edirne Hakkında Verdiği Bilgilerin Değerlendirilmesi / Doç. Dr. İbrahim Sezgin, Bir Tasavvuf Yolculuğu Seyahatname / Prof. Dr. Emin Işık, Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesine Göre XVII. Yüzyıl'da İstanbul'daki İnanca Dayalı Şifa Yerleri / Prof. Dr. Mehmet Aydın, Evliyâ Çelebi'den Köpeklere Dair / Dr. Irvin Cemil Schick, Seyahatnamede Musiki Bilgileri / Salih Zeki Çavdaroğlu ve Yemek ve Evliya Çelebi / Nevin Halıcı...
Bazı konuşmacıların ilk oturumda konuşulan görüşleri hiç dikkate almadıkları ve Evliya Çelebi ile Seyahatname'yi bugünkü rasyonel ölçüler ve pozitif bilimlerle mütalaa ederek değerlendirmeler yapmaları gerçekten şaşırtıcı oldu. Emin Işık da sadece kendine özgü bir tasavvuf değerlendirmesi yaptı ve asıl önemli olanın iç dünya seyahati olduğunu ifade ederek Evliya Çelebi'nin de bu görüşle gezilerini yazdığını anlattı ve tabii herkesi de şaşırttı.
Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nde şifa yerleri yanında köpeklerle, musiki ile ve yemeklerle ilgili bilgi ve görüşlerin ilginç dökümlerinin yapıldığı konuşmalar elbette takdire değerdi. Böylece, Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nin ne kadar zengin bir kültür mirası ortaya koyduğu ifade edildi.
26 Mart 2011 Cumartesi günü yapılan ve benim izleyemediğim üçüncü oturumun konuları da ilginç... Onları da sadece isim olarak zikredeceğim ve kitap olarak basıldığında okuyacağım: Yalova'dan Mekke'ye Evliya Çelebi'nin İzinde / Prof. Dr. Gerald Mac Lean ve Prof. Dr. Donna Lanry, Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesinde İstanbul Bahçeleri / Yard. Doç. Nurettin Gemici, Evliya Çelebi Seyahatnamesi'nde Başkasına Ait Söz, Düşünce ve Yazma Aktarımı / Yard. Doç. Dr. Münteha Gül Akmaz...
Bu sempozyumu hazırlayanlarla tebliğlerini sunan konuşmacıları kutluyor, bu türden tarih ve kültür mirasımızı gündeme getiren toplantıları yürekten alkışlıyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



