Olumsuzlaşan küresel koşullar, yapısal olarak sorunlu olan Türkiye Ekonomisi'ni değişmeye zorluyor. Dış ve iç talepte yaşanacak daralmanın ve bu durumun meydana getirdiği kırılganlık artışının kontrol altına alınabilmesi için arayışların çeşitlendiği dikkat çekiyor. Para politikası uygulamalarında yaşanan değişiklileri, bütçeye gelir yaratma amacı taşıyan maliye politikası önlemlerini ve yapısal değişim amaçlayan diğer uygulamaları bu kapsamda görmek ve dikkate almak gerekiyor. Küresel koşullar bozulmadan yapılması gerekenlerin ihmal edilmesi ve tehlike kapıyı çalmaya başladığında harekete geçilmesi ise başarı şansını sınırlıyor.
Son aylarda sıkça gündeme gelen 2B arazilerinin satışı, gayrimenkul konusuna ilişkin yabancı talebini arttırmak üzere mütekabiliyetin kaldırılması, deprem riskini azaltacak şekilde kentsel dönüşüm, bedelli askerlik, rekabet gücü olan veya olabilecek sektörlerin teşviklerle desteklenerek kapasite oluşturulması gibi ön plana çıkan başlıklar hem yumuşak iniş ve geçiş hem de yapısal değişim amacı ile gündeme geliyor. Ne kadar kararlı ve istekli olunduğu ise şimdilik bilinmiyor. Ayrıca yukarıda saydığımız niyet şeklindeki konuların evdeki hesap olduğunu ve çarşıya uymayabileceğini unutmamak gerekiyor.
Küresel düzeyde yaşanan gelişmeler dış ticaret hacmimizi ve dış finansman imkanlarını daraltacak gibi görünüyor. Bu durumda cari açığın seri bir şekilde geriletilmesi gerekiyor ki bunun da iç talep daralmadan olamayacağı biliniyor. Ürünlerimize yönelik dış ve iç talebin azalması durumunda ekonomi dış finansman koşulları nedeniyle Türk Lirası'nda yaşanan değer kaybı enflasyon baskısını arttıracak, menkul ve gayrimenkul şeklindeki varlıklar değer kaybedecek, bilançolar yıpranacak, bütçe gelirleri azaldıkça açık büyüyecek. Yalnız özel sektörde değil, kamu kesimi ve mali sektörde de belli bir yıpranma yaşanacak. Kısacası hiç bir şey eskisi gibi olamayacak. Bu durum hem siyasi iradeyi hem de düzenleyici kurumları rahatsız ediyor, bu olumsuzlukların yıkıcı olmasını engellemek ve kontrol altına alabilmek için bir şeyler yapılması gerekiyor.
Bedelli askerlik, 2B arazilerinin satışı ve diğer özelleştirme kapsamındaki satışların bütçe gelirlerine katkı yaparak açığın büyümesini önleyeceği, zorunlu harcama kısıntılarını engelleyerek ekonomik daralmanın sınırlı kalmasına yardım edeceği düşünülmüş olmalı... Mütekabiliyetin kaldırılması ile gayrimenkul değerlerinin gerilemesini önlemek ve bilançoları korumak, döviz girişi meydana getirerek Türk Lirası'ndaki değer kaybını ve buna bağlı enflasyon baskısını hafifletmek, paranın devir hızında ani daralmalara bağlı kırılganlığı azaltmak hedeflenmiş olabilir. Deprem riskini atlatacak yapısal değişim ve bazı sektörlerin teşviki ile iç talep daralmasını kısmen engelleyerek buna bağlı olarak gündeme gelecek olumsuzlukları hafifletmek niyeti olabilir. Merkez Bankası ise para politikası uygulamaları ile bu girişimlere başarı şansı yaratmak arayışlarını sürdürmeye devam edebilir. İçinde bulunduğumuz koşullarda iyi niyet gereklidir, fakat kesinlikle yeterli değildir.
Dış koşulların daha da olumsuzlaşması durumunda ciddi bir ekonomik daralma yaşanması, Türk Lirası'nın değer kaybetmesi, iç talebin daralması ve bütçe gelirleri dramatik şekilde azalırken açığın büyümesi, bir kerelik gelirler ile kamunun durumu kontrol altına alınabilir fakat diğer kesimlerden beklenenlerin hangi finansal imkanlarla yapılacağı konusu pek dikkate alınmamış gibi görünmektedir. Bu çerçeve döviz kuru, enflasyon ve faizlere ilişkin belirsizliği önemli ölçüde arttırmaktadır. Olası bir istikrarsızlığı aşmak adına büyük risk almak ne kadar doğrudur ve evdeki hesap çarşıya uymaz ise neler yaşanır?.. Bireysel ve kurumsal bazda azalan rekabet gücüne bağlı olarak hem faaliyet gelirlerinin hem de kredi imkanlarının daralıyor olması ciddi bir handikap durumundadır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



