"Evcilleşme" kavramını olumlama anlamında kullanmıyoruz. Bunu etkisizleşme ya da kendi ana izleğinden uzaklaşma olarak görüyoruz.
Dünya Müslümanları kendilerine önder olarak seçtikleri uluslara, onların insanlarına bakarlar. Türkiye, dünya Müslümanlarının başını çekiyor. Yönetimde bulunanların tutumu diğer ulusları etkiliyor. Cumhuriyet kurulduğundan beri ödünsüz bir benimsemeden söz edebiliyoruz. Türkiye sanat ve kültürüne egemen olan rejim, kendi sanatçılarını da oluşturma çabasındaydı. Doğrudan destekliyor gibi görünmese de dolaylı bir desteği söz konusuydu geçmiş zamanda. Pakistan'da, İran'da Mısır'da bir zamanlar Aziz Nesin, Nâzım Hikmet, Yaşar Kemal gibi sol düşünceyi benimsemiş yazar ve şairlerin ilgi görmesi, eserlerinin yayımlanması bunun en somut örneği. Ruh olarak kendilerine yabancı olan bu isimlerin oralarda karşılık bulması Türkiye'nin geçmişten beri sahip olduğu konumdan ileri gelmekte.
Yakın zamanda ise sol düşüncenin giderek etkisizleşmesi, önce İslâmi duyarlıklı oluşun belirginleşmesi, ardından bu düşüncenin etkisiz kılınarak batı ruhlu yeni bir yapıya yönlenmesi yeni bir süreç oluşturuyor. Bu, muhafazakârlık kavramıyla kamufle edildi.
Türkiye'de kadınların örtünme biçimi bütün İslâm dünyasını etkisi altına aldı. 28 Şubat siyasal gelişmelerden sonra Müslüman kesimin yılgınlığı, yenilgi psikolojisi ideallerinden ve hedeflerinden uzaklaşmasına neden oldu. Sistemin arzuladığı bir düzleme doğru evrildi. Sistemin kendisine tehlike olarak gördüğü bu kesim bu hâliyle diğer kesimden, yani batıcılardan farkı, şimdilik kısmi kılık kıyafet görüntüsüdür. Öyle ki, bir süre sonra küçük bir dokunuşla örtünmeden de vazgeçebileceğini gösteriyor. Yeni örtünme biçimlerine baktığımızda kendi içinde bir modayla değişim gösteriyor.
Müslümanların sistem içinde evrilmesi, değişip dönüşmesi, sistem açısından evcilleşme anlamına geliyor. Sokaklara çıkıp bakıldığında; bu, alabildiğine belirginleşiyor. Müslümanların sahip bulunduğu düşünce, kendi içinde bir hayat ve yaşama tarzı oluşturuyor. Davranışları bakımından modern açık bayanlar ile modern örtülü bayanlar arasında hiçbir fark yok. Erkekler ise ayırt edici özellikleri hemen yok gibi. İnsanları tanıtlayan yapı iyice yitiyor.
Müslümanların olumsuzluklara tepkisizliğinin nedeni sistem ile bağışıklık kazanması ve evcilleşmesidir.
Siyasal anlamdaki oluşlar, kimi girişimlerin sonuçları üzerinde hemen hiç düşünülmüyor. Müslüman aydınlar kendilerini hâlâ 28 Şubat döneminin öfkesine odaklamışlar. Aslında söz konusu dönem ruhunu taşıdıkları söylenemez. Mevcut iktidarla sahip olunun olanakları tepmek istemiyorlar. Geçmişte kıyasıya mücadele eden insanlar, memurlar, öğretmenler bugün belli makamlarda yer alıyorlar. Onların bu olanaklardan vazgeçmeleri şimdilik zor görünüyor.
Geçmişte birlikte olduğumuz arkadaşlarımızın kahir ekseriyeti bürokrasinin önemli yerlerini tutmuşlar. Yazan, çizen arkadaşlarımız ise gazetelerde ve gene bürokrasinin önemli köşelerindedirler. Maaşları, arabaları, daireleri, yazlıkları, tatilleri onlara yeni bir hayat tarzı sunuyor. Önceki dönemlerine asla dönmeyi göze alamazlar.
Muhalefet ruhunu daha çok muhalefete muhalefet ederek yaşıyorlar. Çok tuhaf bir durum. Muhalefet zaten etkisiz, var ile yok arasında. Bir şaşkınlık içinde. İktidarın yaptıklarının tersini yapmaya kendisini odaklamış. Doğruyu ya da yanlışı seçemiyor. Bu da iktidarın işine geliyor. Böyle bir muhalefete muhalefet etmek boş bir uğraştan başka bir şey değil.
Olaylara, durumlara düşüne ve uygarlık odaklı bakılmıyor maalesef. Bir ömür, bir kuşak heba oluyor.
Kimi hareketler kuşaklar olarak adlandırılıyor. Altmış sekiz kuşağı, yetmiş sekiz kuşağı, seksen ve doksan kuşağı gibi. Artık böyle bir kuşaktan bahsetmek gülünç oluyor. Günümüz aydınlarının bir iki edebiyat dergisinin çabası dışında bunu kendilerine bir sorumluluk aldıkları söylenemez.
Bu, ağır bir vebal olarak sorumluluk taşıyanların boyunlarında olacak.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



