Bu bir tabir, dilimize yerleşmiş tamlamadır artık.
Bir klişe veya marka da diyebilirsiniz.
'TOKİ Evleri' dendi mi, doğudan batıya, batıdan doğuya herkesin belleği aynı doğrultuda çalışmaya başlar.
'TOKİ Evleri' dendi mi, bir grup insana iğne batırılmış gibi olsa da, asıl büyük kitle güzel şeyler düşünür.
Yani ufkumuzda hem şamar, hem şefkat gibi durur bu evler.
"Ev'lenen" insanlar, biten ruhlar
Dar gelirliler için can simidi olmuş ama mimarinin canına okumuştur.
Estetikten az buçuk çakanlar için bile, TOKİ evleri bir ürkütme, yıldırma tabiri olmuştur.
'TOKİ Evi gibi yürüme veya konuşma' diyene bile rastlayabilirsiniz.
'Seni gidi TOKİ suratlı.' diye söylenen de.
Hakları da var yani böyle konuşmakta.
Bir proje, bu kadar mı zevksiz olur?
Bu kadar mı niteliksiz, renksiz, desensiz iş üretilir?
Cumhuriyet tarihinin fırsatı kaçtı
Yüz yıllık fırsat kaçmıştır.
Ayağımıza gelen, mimaride yeni bir çizgi oluşturma imkanı hoyratça heba edilmiştir.
'TOKİ ile amaçlanan, yoksulları ev sahibi yapma hedefi gerçekleşmiştir' denebilir.
Eyvallah ama...
Amacımızı biraz daha usturuplu gerçekleştiremez miydik?
Bu devasa projeyle; bir çizgisi ve rengi olan, yepyeni bir tarz tutturamaz mıydık?
Ha, TOKİ evlerinin bir çizgisi yok mu?
Yok olur mu? Hem de ne çizgi!
Depo gibi evler. Dört duvar daireler.
Kocaman gettolar.
Yüzlerce insanın itiş tepiş doldurulduğu mecburi hapishaneler.
Böyle olmak zorunda mıydı?
Keşke biraz daha özenilseydi.
'Ev verdik ya! Daha ne istiyorsunuz?' tarzı bir durum yaşatılmasaydı fukara millete.
Evin yanında azıcık ruh, azıcık estetik, bir tutam da gelenek ve tarih verilebilseydi.
'Güzel gören, güzel düşünür' düsturuyla hayat bulmuş medeniyetin evlatlarına yardımcı olurken de hassas olmak lazım.
Ataköy Sahili halka açılıyor.
Erdoğan Bayraktar'a helal olsun ki, gene bombayı patlattı:
'Ataköy sahili halka açılıyor.'
İyi ve başta da dediğimiz gibi bomba haber ama yine de tık yok insanlarda.
Neden?
Çünkü, hep büyük düşünen ve oynayan bir bürokrat olduğu için, halkın ondan beklentisi haliyle daha da büyük oluyor.
Yani demem o ki; halkın beklentisi bombanın daha büyüğü. Haniyse yüz yıllık bomba. Daha doğrusu yüz yıllık rüya.
İstanbul Boğazı ne olacak?
Neden güzelim boğazlar, Allah'ın insanlara sunduğu bu enfes tabiat parçası halktan saklanır!
Parası olan denizi de, sahili de satın almış.
Üç beş aile, yalısının bahçesinde torun torba boğaz keyfi yapar, on beş milyon insan, ancak şehir hatları vapuruyla Üsküdar'a geçerken görebilir boğazı.
Bu mudur yani?
İşte halkımız asıl bunu bekliyor Bayraktar'dan.
Boğazın halka açılması.
Hadi açın boğazı!
Kurtarın milleti denize sıfır konaklarla, asfalt arasında ki sıkışmışlıktan.
Tarih ne olacak?
Tamam, birkaç sarayla, tarihi üç beş köşk kalsın. O kadarına kimsenin bir şey dediği, diyeceği yok.
Son yüz yılda, olmadı elli yıl içerisinde yapılanları yıkın yeter.
Bunu başaran, o saat halk kahramanıdır.
Aslında bu iş, keyfe keder veya kahramanlık olsun diye yapılacak bir iş de değildir ya!
Kamu yararı veya amme menfaati diye bir şey de var.
Bu ülkede para her şey değilse yapılır yani.
Sayın Başbakanın dediği gibi, 'artık üstünlerin hukuku devri kapanmış ve hukukun üstünlüğü yürürlüğe girmişse' haydi haydi yapılır.
Erdoğan Bayraktar'a gelince!
Yeter ki ona yap denilsin, o bu işi halleder.
Bu tarihi adımı hasretle bekliyoruz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



