Genelkurmay eski Başkanı emekli Org. İlker Başbuğ yaptığı açıklamada, "Irak'ın Kuzeyindeki PKK varlığını ortadan kaldırmadan PKK terör örgütü belasından kurtulunması bana göre mümkün değil. Kandil'e operasyon yapılabilir, Kandil temizlenebilir. Ama ABD yetkililerinin koordine etmediği bir operasyon zor" demiş. Yani Kandil'in temizlenmesi ABD keyfine bağlı. Bu tespite yanlış demek mümkün değil. Çünkü, Irak ABD işgali altında ve Kuzey Irak'teki oluşumda ABD eliyle ortaya çıkmış ise Kandil'e yapılacak ciddi bir harekatın ABD izni ve desteği ile yapılması şarttır. Böyle bir harekata ABD'nin katılmasını bir yana bırakın onay vermesi mümkün olabilir mi? Sanmıyorum katılacak olsaydı şimdiye kadar Kandil'de PKK kampları kalır mıydı? Öyle ise terör örgütüne yönelik bir kara harekatı için önce ABD'nin onayının alınması gerekiyor. Terör örgütünü yıllardan beri Türkiye'ye karşı taşeron olarak kullanan bir ABD'nin Sayın Başbuğ'un dediği gibi Kandil'i ortadan kaldıracak bir operasyonun içinde yer almasını beklemek doğru bir yaklaşım olabilir mi?
Gelelim ikinci olaya... Akdeniz'de Kıbrıs Rumlarının petrol ve doğalgaz aramasına...
Rumların arama çalışmalarına karşı Türkiye haklı bir tepki gösterdi, gösteriyor. Hedef olarak da Kıbrıs Rumlarını alıyor. Halbuki Kıbrıs Rumları bu olayda sadece taşeron. Bir başka ifade ile başta ABD, AB ve İsrail olmak üzere bir takım ülkelerin maşası durumunda. Zaten Güney Kıbrıs Enerji Dairesi Müdürü Solon Kasinis açıklamasında aralarında ABD, Rusya ve AB'nin de bulunduğu büyük ülkelerin sondajın derhal başlamasını istediklerini belirterek sözlerini şöyle sürdürüyor:
"Eğer sondaj çalışmaları şu an gerçekleşmeseydi, hiçbir zaman olmayacaktı."
Kısacası Kıbrıs Rumları bu sondaj işinde taşeron durumunda. Akdeniz'de var olduğu düşünülen zenginlik eğer ortaya çıkartılabilirse Rumlara bundan çok az pay düşecek, her alanda olduğu gibi Akdeniz'in zenginlikleri sömürgeci ülkeler arasında paylaşılacak. Yani Akdeniz'de yaşananlar Kıbrıs Rumlarının Türkiye'ye kafa tutmasının çok ötesinde bir anlama sahip. Emperyalist güçler hem Akdeniz'in derinliklerinde petrol ve doğalgazın çıkartılması için Rumları kullanarak bunun paylaşılması için hareket geçmiş durumdalar. Olay bir de Rumların sırtının sıvazlanmasından ibaret.
Netice itibariyle diyebiliriz ki İsrail'in şımarıklıkları, Kıbrıs Rumlarının Türkiye'ye meydan okuma cesaretini kendilerinde bulmalarının arkasında başta ABD olmak üzere emperyalist ülkeler bulunuyor. Bu bakımdan dünyanın neresinde bir hareket, bir çatışma varsa öncelikli olarak ortada görünenler değil, perdenin arkasındakilere bakmak ve onları görerek olayı değerlendirmek gerekiyor. Hele birde dünyanın herhangi bir ülkesinde ya da denizinde zengin yatakların varlığı söz konusu ise ne yapıp edip o zenginlikleri paylaşmak için her türlü çatışmayı destekleyebilirler. Böylece sonuçta hem zenginliklere konar hem de sürekli bir çatışma ortamı oluşturarak işlerini kolaylaştırırlar.
Yazıya Kandil ile girdik Akdeniz'deki petrol ve doğalgaz aramalarına geldik. Ve her olayın arkasında başta ABD olmak üzere sömürgeci güçleri gördük, göstermeye çalıştık. Hemen belirteyim ki ABD ve diğer emperyalist güçler konusunda bir saplantım yok, güçlerini de abartmıyorum. Hatta, bu güçlere karşı ciddi bir ayağa kalkışın onları ciddi olarak sarsabileceğine inanıyorum. Sorun bir takım ülkelerin teslimiyetçi yaklaşımlarında. Çünkü bu yaklaşım emperyalist güçleri köpeksiz köyde değneksiz gezmeye itiyor. Bazı ülkelere de esas sorumluları yani eşeği dövemedikleri için semerini dövmek kalıyor. Halbuki taşeronlarla uğraşmak yerine işin asıl sahipleri ile uğraşmak, bunun için hazırlık yapmak gerekiyor. Bu yapılmadığı sürece emperyalist güçler ateşe ellerini sürmeden buldukları maşalar ile işlerini yürütmeye, sömürülerini sürdürmeye devam edeceklerdir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



