Önce Türkiye veya önce Osmanlı, sonra Ermeniler diye bir şey yok. 'Siz yaptınız da biz de yaptık' yok. Yani baştan söyleyelim. Bu yazı, asla 'tencere dibin kara..' söylemi üzerine bina edilmiş bir yazı değil. Ermenilerle aramızda geçen, İlber Hoca'nın deyişiyle bir 'mukatele'dir. Karşılıklı öldürme.
Ölenler, ölenler; yine ölenler.. Yüzlerce Ermeni, içlerinde çocukların ve yaşlılarında olduğu yüzlerce ve hatta binlerce Ermeni zorunlu göçte öldü.
Çok acılar çektiler. Ama en az onlar kadar Türkler de acı çekti. En az onlar kadar.. Çünkü komşuluğu bozan, yüzlerce yıldır tavuklarına kışt bile demeyen bir milletle dostluğu kenara itip, işgal güçleriyle bir kalemde iş tutan maalesef onlardı.
Maalesef komitalar, çeteler kurup onlarca yılın dostunu arkadan hançerleyenler de onlardı. En az öldürülen Türkler ve Ermeniler kadar gerçektir bu. Sonra trajedi büyüdükçe büyüdü. Ama kesin olan bir şey var. O da şu. Ne Ermenilerin, ne de Türklerin tarihi, Fransa'nınki kadar kanlı değildir. Selçuklulardan beri iç içe yaşayan bu iki millet, geçmişlerini ve üç kuruşluk başarısını soykırımlara borçlu Fransa gibi acımasız olmamıştır hiç bir zaman. Yazıya geçebiliriz.
Fransa nedir?
Dogmanın, yasağın ve soykırımın anavatanıdır en başta.
Önce dogma. Bin yıllık Ortaçağ karanlığının mimarı ve öncüsü bir ülkedir Fransa. Düşünceyi ve her türlü aklı yok saydılar. Yahudi Pavlus'un yazdıkları dışına çıkmak ölüm sayıldı. Keşişlerin, papazların ve onlarla iş tutan idarecilerin dışındakilere akletmek ve düşünmek yasaklandı. 'Dünya dönüyor' demenin tek cezası fırınlanmak oldu. Kadın 'sırf kadın olduğu için' her zaman ölümü fazlasıyla hak ediyordu zaten.
Yasakların ülkesidir. Birörnek yaşamayanlara en çağdaş, en afili zulümlerin reva görüldüğü yer olmuştur Galya toprakları. Kendileri gibi düşünmeyenleri yasaklamanın, milli spor sayıldığı iki yüzlüler vatanı. En son 'peçe ve burkayı' yasaklamıştı. İnancının ve imanının gereğini yapan insanları hapse tıkmak için, demokrasiden ve bütün kutsallarından onlarca delil getirerek. Demokrasi adına 'özgür düşünceyi' savunup 'imanı' ve 'inancı' yasakladılar.
Kakofonileşmiş, üretmeyen, kısır medeniyetlerinin açıklarını faş etmesinden korktukları için, Müslüman'a ve onun Allah'ın emri örtüsüne gün yüzü göstermek istemediler. Bu yasakla bir kez daha, kağıttan vaatleri ve bütün öteki değerleri ile çırılçıplak ortada kaldılar.
Ama kime ne? Yüzsüzlüğü bir değer olarak içselleştirmiş zihniyete ne yapabilirsiniz?
Soykırımın yurdudur Fransa. Koca bir yüzyıl Afrika'yı.. Bir başka koca yüzyıl Amerika'yı soykırıma tabi tuttular. Daha dün Cezayir'de milyonlarca insan katlettiler. Senegal, Nijer, Mali, Çad, Madagaskar, Kamerun diye tek tek saymaya kalkarsak yazının hacmi yetmez.
İşte bu Fransa, 'Türkler Ermenilere soykırım yaptı' diyerek önce soykırımı tanıma yasası çıkardı. Sonra da kendi tanıyıp, kendi oynadığı bu yasaya dayanarak, inkar edenleri cezalandırma kararı aldı.
Eğer dünyada soykırımlar konusunda konuşmaya ehil, alicenap ülkeler sıralansa, Fransa bin kere dilsiz sayılır ve milyon sene de geçse konuşma sırası gelmezdi ona.
Aklı selim Ermenilere... 'Türkler bizi öldürdü' demekle iş bitmiyor. 'Sen Türkleri neden öldürmeye başladın' oradan anlatmaya başla. Fransız'ın mı, Rus'un veya İngiliz'in mi gazına gelip komitacılığa kalkıştın anlat bunları. Önce kendinle yüzleş, sonra Türklere sor, 'ne oldu bize' diye. Ve lütfen aynı tuzağa bir kez daha düşme. Ve en başta da, kendini 'soykırımcı Fransızlardan' koru. Fransa, sadece parfüm ve romandan ibaret değil. Onlar işin reklam kısmı. Fransa için aslolan 'soy kırmaktır'. Yalandır, dolandır...
Benden hatırlatması.
Ne olacak Kuzey Kore'nin hali! Kuzey Kore Lideri Kim Yong İl öldü ya, bizim medya karpuz gibi olmasa da burada da fevkalade bölündü. Bir kısmı, adamın arkasından ağlayanları sahtekarlıkla suçladı, bir kısmı hayret sundu ve hatta daha da ileri gidenler, övgü düzdü ağlayanlara. Sahtekarlıkla suçlayanlar özetle dedi ki Bu adam (Kim Yong) ceberut, baskıcı, acımasız birisiydi. Böyle birisine kimse içten ağlamaz. Bu adam Komünist geçinirdi ama oğlunu yerine veliaht yapmıştı. Yani; kendi yoluna bile sadakati olmayandan ne beklenir ki, ondan bir şey bekleyip de gerçekten göz yaşı döksünler. Hayret sunup, övenler zümresi de diyor ki
Bu adam (Kim Yong), adamın hasıydı. Siz sosyalizmi ne bilirsiniz, sevgiden ne anlarsınız? Kapitalizm, liberalizm kör etmiş gözünüzü; gerçekten ağlayanları anlayacak ferasetiniz bile kalmamış. Her şey ortada; adamlar Komünist bir lideri babaları gibi sevmiş.
Yani durum bu. Medyamız şimdilik Türk gençliğinin sorunlarını dondurmuş, Kore gençliğine el atmış durumda. Hadi hayırlısıyla diyelim.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



