Türkiye'nin Ermenilere soykırım uyguladığı yolundaki haberler bitmek bilmiyor. Konu ile ilgili belgeler, arşivler ve tarihi konuşturmak yerine, daha çok ülkelerin parlamentolarında parmak hesabı ile karar verilmeye çalışılıyor. Olay, siyasi bir noktaya çekiliyor. Halbuki bu olay siyasi değil, tarihi bir olaydır. Bu konu ile ilgili olarak herkes susmalı; ancak tarih, arşiv ve belgeler konuşmalıdır. Konu, ancak tarih uzmanlarının araştırmaları sonucu aydınlatılabilir.
Ermeni lobisi, şimdi de hazırladığı bir belgeselle 1915 olaylarıyla ilgili haklılığını (!) dünyaya anlatmaya başladı. Daha geçtiğimiz hafta ABD Temsilciler Meclisi'nin Rayburn adlı salonunda "Aghet - Bir soykırım" adlı belgeseli izletti. Gösterime pek çok ABD üst düzey yetkilisi ve milletvekili de katıldı. Bu durumda biz kendimizi ve haklılığımızı anlatmayacak mıyız?
Olay, tarihin konusudur. Bu sebeple, iddianın yaşandığı zaman süreci çok iyi bilinmelidir. Önce, soykırım iddiasının söz konusu olduğu 1915 yılında, Osmanlı Devleti ile Ermeni halkı arasında bir problem yoktur. Ermeniler "Teba-yı sadıka" olarak Osmanlı himayesinde yaşamaktadırlar. Fakat Osmanlı Devleti, 18. yüzyıldan itibaren yabancı kolejler açtı. Bunlardan biri de Robert Koleji'ydi. Tarihçi Prof. Dr. Yusuf Halacoğlu'nun ifadesine göre; "Robert Koleji'nde yetişenler, daha sonraki isyanlarda Ermenilerin başını çektiler. Ele başı oldular. Bu okulların temel amacı Osmanlı'yı parçalamak ve bölmek idi." (9.4.2010 tarihli basın)
Osmanlı Devleti, varlık yokluk mücadelesi verdiği savaş yıllarında bu isyanları engelleyebilmek için "Tehcir Yasası" çıkardı. Ermenileri, tedbir olarak başka yerlere gönderdi. Hiçbirine zarar vermedi. Osmanlı içinde yaşayan topluluklar arasında o kadar güzel bir uyum vardı ki, Ermeniler gittikleri yerlerde memnuniyetle karşılandı, itibar gördüler.
Akl-ı selimle düşünenler, 1915'te Osmanlı Devleti'nin Ermenilere soykırım uygulamasının hem mantıken, hem de tarihi gerçekler itibariyle mümkün olmadığını anlamakta zorlanmazlar. Her şeyden önce, soykırım iddiasının söz konusu edildiği 1915 yılı, Birinci Dünya Savaşı'nın yaşandığı yıllardır. Osmanlı Devleti, uzun savaş yıllarından sonra -istememesine rağmen- yeni bir savaşın içine itilmiştir. Böyle bir atmosferde, hangi güç, hangi kuvvetle soykırım girişiminde bulunabilecektir? Osmanlı'nın Ermenilerle uğraşması, karşısında yeni düşmanlar oluşturması anlamına gelmez mi? Osmanlı Devleti, 1914'te Sarıkamış, 1915'te Çanakkale, 1916'da Irak, 1917'de Kudüs'ün İşgali olaylarını yaşamıştır. Tarih de, bu şartlarda soykırım olayının mümkün olmayacağını ortaya koymaktadır. Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı'nda Almanya'nın yanında savaşa girmesine rağmen; 2005 yılında Almanya'nın, Ermeni Soykırım Tasarısı'nı tanıması, dünyadaki dengeleri dikkate alarak kendi çıkarlarını gözeten siyasi bir karardan başka bir şey değildir.
Türk Tarih Kurumu Ermeni Araştırmaları Masası Başkanı Prof. Dr. Kemal Çiçek "Ermeniler propagandayla üstünlük sağlamaya çalışıyorlar" diyerek şunları söylüyor: "Dünyada propagandalarla aleyhimize gelişen ortama karşı bizim kendimizi savunabileceğimiz yegane yer "tarih komisyonu"dur. Ermeniler ne kendi arşivlerini, ne bizim arşivlerimizi doğru dürüst biliyorlar, ne de kullanmış değiller. Kendilerini şaşırtacak son derece önemli belgelerle karşı karşıya kalacaklarından eminim. 1915 sonrası olayları Ermenilerle tartışmaya hazırız. Bizim bu konuda herhangi bir çekincemiz yok." (17.10.2009 tarihli basın)
Hayret edilecek bir şey var: Ermenilerin huzur içinde yaşadıkları Osmanlı Devleti'nin adil yönetimine ihanet ettikleri konuşulmuyor da; bu ihanetlere son vermek için çıkarılan "Tehcir Yasası" soykırım olarak nitelendiriliyor. Bugün Ermenilerin kin ve intikam peşinde oldukları hiç seslendirilmiyor. Daha 1992 yılında gerçekleştirdikleri Hocali Katliamı ve Azerbaycan'ın Karabağ bölgesini işgal edişinden hiç söz edilmiyor. Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Enis Şahin'in "Ermenilerin 2 milyon insanı katlettikleri"ne dair açıklamaları var. (29.12.2009 tarihli basın) Ermeniler hâlâ Türkiye'ye diş bileyen açıklamalar yapıyor. Bütün bunlar dikkate alınmıyor da "vurun abalıya" anlayışıyla Türkiye üzerine yüklenilmeye devam ediliyor.
Problem, ülkelerin parlamentolarında parmak hesabı ile karar verilerek çözülebilecek özellikte bir konu değildir. Bu sebeple, siyasiler ileri geri konuşmayı bir tarafa bırakmalı, konu objektif bir "tarih komisyonu"na havale edilmelidir. Günümüz dünyasında ulu orta konuşarak, delil ve kaynaklar dikkate alınmadan problem çözmeye çalışmak hiç de yakışık alır bir şey değildir. Hem de "bilimsellik"in öne çıkarıldığı dünya imajına uygun düşmemektedir. Çözümün adresi belgeler, arşivler ve tarihi kaynaklardır. Bunun dışında söylenenler maksatlı ve çözümü engellemeye yöneliktir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



