Fransız ordusunda üstteğmen olarak göreve başlayan Napalyon Bonapart'ın Fransa Cumhuriyeti'nin ilk başkanı olacağı, kimsenin aklına gelmezdi. Üstelik vatana ihanetten tutuklanmışken.
Fatih Sultan Mehmet'e büyük hayranlık duyan Napolyon, askeri alanda büyük bir dehaydı. Onun siyasal alanda yıldızının parlamasının nedeni de, askeri alandaki yetenekleriydi. Napolyon'u üsteğmenlikten Fransa Cumhurbaşkanlığı'na oradan İmparatorluk tacını giymeye götüren etkenlerin en başında bilgi ve kültür birikimi geliyordu. Napolyon'la ilgili anlatılan şu tarihi anekdot beni çok etkilemişti.
Napolyon bir gün emrindeki genç teğmene, İspanyolca biliyor musun diye sorar. Teğmen hayır cevabını verince Napolyon "Ne duruyorsun öğrensene" der. Teğmen, Napolyon'un kendisine önemli bir görev vereceğini düşünerek, İspanyolca öğrenmeye başlar. Kısa sürede İspanyolcayı öğrenen teğmen Napolyon'un huzuruna çıkarak İspanyolcayı öğrendiğini söyler. Napolyon da ona "Öyleyse hemen şimdi git, Cervantes'in Don Kişot adlı eserini oku" der. Hayatı savaşlarda geçen bir komutanın Cervantes hayranlığı kolay anlaşılır bir şey değil. Anlayamadığımız için Napolyon hâlâ gizemini koruyan tarihi bir şahsiyet.
Yakın tarihimizde edebiyatçıların askeri alanda hizmet etmelerini isteyen ve edebiyatı askeri alanda bilinçli bir biçimde kullanan Enver Paşa vardı. Daha ileriye gidersek Türkçülük akımının arka planında, bir edebiyat dergisi olan "Genç Kalemler" dergisini bulabiliriz. Edebiyatın gücünü ilk fark eden de İttihat ve Terakki mensupları oldu. Türkçülük akımının ve Türkçe'nin gelişmesine büyük katkı sundular. Bu bir ilkti ve de son oldu. Edebiyat ilk defa ileride kurulacak bir ülkenin resmi ideolojisini seslendiriyordu. "Genç Kalemler" dergisi mensuplarının birçoğunun asker kökenli olması tesadüf değildi.
Mesela "Genç Kalemler" dergisinin kadrosunda yer alan Enis Avni, Kazım Duru asker kökenli edebiyatçılardır. Duru Harbiyelidir. Askeri eğitimini yarıda bırakıp edebiyatçı olmaya karar vermiştir. Osmanlı'daki Fransız etkisini de göz önüne aldığımız zaman, bütün bunlar normal. Çünkü 1789 Fransız İhtilali her şeyden önce ulus bilincinin yeşermesine neden olmuş, bu devrimle birlikte Fransız düşünce hayatı tüm Avrupa'ya hakim olmuştur. Osmanlı ordusunda yer alan subaylar da Fransız düşünce hayatına kayıtsız kalmamışlardır. 1800'lerden sonra Osmanlı ordusunda görev yapan subayların Batı klasiklerini okuduğunu biliyoruz.
Osmanlı Padişahları da askeri üstünlüklerinin yanı sıra edebiyata ve sanata meraklı insanlardı. Büyük askeri başarılara imza atan Fatih Sultan Mehmet, Avnî mahlası ile, yine bir başka büyük komutan Sultan II. Beyazıd Adlî mahlası ile şiirler yazmıştır. Kanuni Sultan Süleyman ile IV. Murat'ı da unutmamamız gerekiyor. Osmanlı Padişahlarının ve Şehzadelerinin musiki alanında verdikleri ürünler de bugün hâlâ geçerliliğini korumaktadır.
Savaş meydanlarının yenilmez isimleri, bir o kadar da edebiyat ve sanat aşığı idiler. Osmanlı ordusunda yetişen subaylarda da bu düşkünlük vardı. En bilinen örnek Mustafa Kemal Atatürk'tür. Atatürk de bütün bilgi, birikim ve alt yapısını Osmanlı ordusunda edinmiştir. Şiir yazan, saz semaileri besteleyen, resim yapan, murabba besteleri icra eden, bir padişahın (Bugünkü tabiriyle Genelkurmay Başkanı) ordusunda yetişen askerin, alt yapısını, bir düşünün bakalım.
Bu yönüyle Atatürk'ün edebiyata ve sanata olan ilgisi Osmanlı padişahlarının sanat ve edebiyata olan ilgisinden bağımsız değildir. Eğer Osmanlı tek başına bir savaş makinesi olsaydı, biz bugün Osmanlı medeniyetinden bahsedemezdik. Ne mutlu bize.
Bugüne geldiğimiz zaman durum bunun tam tersi bir şekilde işliyor. Gündelik siyasetin içinde boğulan Erkan-ı Harbiye, maalesef içinden edebiyatçılar, müzisyenler, çıkaramıyor. Otuz yaşındayım ve şimdiye kadar şiirden bahseden, edebiyatı kendisine ilgi alanı edinmiş, herhangi bir müzik enstrümanı çalan ve bu yönde halka telkinlerde bulunan bir komutan ismi maalesef bilmiyorum. Bu çok büyük eksiklik. En azından ben bu eksikliği hissediyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




