Siyasal ve düşünsel yabancılaşmanın başlangıcıdır Ergenekon. Sadece bir simge. Bunlar zamanla köhnerler, yerini başkaları alır.
Bütün toplum kesimlerine sinmiş olan yabancı bir kurt. "Kavmiyet" ruhunun Türkçü biçimde bir yansıması. Egemenler bir milleti dönüştürmenin planlarını önceden yaparlar. Şimdi "Mezopotamya" dolayısıyla "Zerdüştlük" oyunu bir başka sahnede yer almış durumda. Bu seyirlik oyunların iyi de taraftarları var maalesef.
İnsan belleği sınırlı ve yetersiz, çabuk unutur. Yeryüzünde olup bitenleri, okunanları, algılananları bir bütün olarak belleğe alamaz. İnsan belleği buna yeterli değildir. En zeki insan belleği de sınırlıdır. Bir konuya, ya da bir alana odaklanan bir kimse ne kadar bilgi sahibi olursa olsun hiçbir şeyi harfi harfine anımsayamaz. Bilgi kağıt üzerinde iken sağlam ve güvenilirdir. İyi hatipler bilgiden yoksunlaşınca sık hata yaparlar. Bir de kılavuz sorunu var. İyi dostlarınız varsa, acımasız bile olsalar onlar daha hayırlıdırlar.
Sık okumalarımızda, üstelik kendimizin yayımladığı metinlere baktığımızda nelerin nerede saklı durduğunu gördüğümüzde şaşırırız. Aslında zihni karmaşa o kadar büyük ki, sorunları çözümlemede büyük güçlüklerle karşı karşıya kalıyoruz. Hele toplum katmanlarının algılaması çok daha güçleşiyor. Rol sahipleri rollerini şimdilik başarıyla yürütüyorlar.
Bugün sevgili okurlarıma bir şey uyduracağım. "Müslüman Hacı Barak Hüseyin Obama" desem sanırım şaşırmazsınız. Hatta biraz da sevinç duyarsınız. Kökleri bakımından Müslüman olan bu siyahi adama biraz daha sempati duyarız. Adamı sevesimiz gelir. Zaten siyahilere, mazlumlara öteden beri bir yakınlık duyarız. Zenci atletler koşunca onlarla birlikte biz de yarışırız. Onların mazlumluklarını ve zenciliklerini sahiplendiğimiz için. Barak Obama ile ilgili toplum belleğinde böyle bir izlenim yok mudur? Abede'deki seçimlerden beri böyle bir izlenim ağır basmış durumda. Adamlar rollerini o kadar ustaca yapıyorlar ki bön Müslümanları bir biçimde uyutuyorlar.
Tıpkı Türkiye'de oynanan şu basit komedi oyunu gibi. Dalgalar halinde günlerce yükselip alçalan bir gerilimle insanların bir oyuncağa çevrildiği, üzerinde oyunların oynandığı, bir paranoyaya dönüştürüldüğü gerçeği unutulmamalı. Bazen neredeyse bizim de kapıldığımız oluyor.
Yakın zaman siyasi oluşlara bakıldığında kimlerin gözde ve el üstünde tutulduğu, kimlerin nasıl rollerle görevlendirildiği elbette görülecek. Zamanla siyasi tarihteki konumlar da belli olacak. Elbette ki gören gözler için bu önemli. Görmeyenler sahnede gösterimde olan bir oyuna kapılıp giderler. Bir zaman sonra da yeni bir oyuna kaptırırlar kendilerini.
Bizler tâ baştan beri bu oyunun dışındayız. Hem oyunu oynayanları, hem oynatanları, hem kapılıp gidenleri hayıflanarak izliyoruz. Herkes kendisini bu oyuna öylesine kaptırmış ki, oyunun bir yerinde rol almak bir kendindenliğe dönüştü. İyi ki bu saçma oyunun içinde değiliz.
28 Şubat süreci bir paranoyaydı. Bu paranoyayı oynatan rejisörler, oyunun dozunun fazla kaçtığının farkında. Yeni bir oyun oynanması gerekirdi, şimdi o sahnede. Biraz muhafazakâr, biraz ılımlı, biraz dik duran delikanlılar rollerini iyi yapıyorlar. Taraftarları da var. Hacı amcalar, örtülü bacılar onlar için çok çok dua ediyorlar. Dua aldıkça sırtları da yere gelmiyor. Kimse bizim bu oyunda taraf olmamızı beklemesin. Kimsenin oyununun bir parçası değiliz olamayız. Bu oyunun altında kalınır elbette bir gün. Geçmişçe paçavra gibi sıkılıp atılanlar yarın başkalarına da yaparlar. Siyasi tarih başarılı veya başarısız oyuncularla dolu. Orası bir mezarlık. Hakiki olanları kimse tutamaz. Bir zamanlar Mehmed Ali Birand 1 Mart tezkeresi için: "Eğer bu tezkereyi geçirirlerse Amerika onları on beş yıl sırtında taşır" Sözcüğü sözcüğüne böyle miydi olmayabilir. Ama bu anlamda ifade edilmişti. Ne yazık ki, süreç bir biçimde işliyor. Güçlü bir medya, güçlü bir sunum çok şeyin üstesinden gelmeye yetiyor. "Taraf"lar da doğuyor, zamanı iyi değerlendirenler, kendilerine düşeni iyi yerine getiriyorlar.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




