Tutamayacağın dala uzanma / Uzandığın dalı mutlaka tut / Tuttuğun dalı bir daha bırakma / Bıraktığın dalı bir daha tutma..."
Çocukluğumuzda bu tür söz oyunlarını çok severdik. O günlerden kalma bir alışkanlık olacak ki, hâlâ daha seviyorum. Bu türden sözlerin gündemle de bağlantısını rahatlıkla kurabilmek mümkün. Mesela tutamayacağın dala uzanma derken benim hemen aklıma bu günlerde gündemi de meşgul eden Ergenekon davası geliyor ki, bire bir de örtüşüyor. Tutamayacağınız dala uzanmayacaktınız. Şimdi geldiğimiz bu noktada kamuoyu size sormaz mı ki; madem bu dava böyle 'koftiden' bir dava idi, neden bu milleti bu kadar böyle bir dava ile meşgul ettiniz? Hukuku küçük sineklerin delip geçtiği, büyük sineklerin takılıp kaldığı bir örümcek ağı olmaktan kurtaramadıktan sonra, sizin ötekilerden ne farkınız var ki? Bu durumda kusura bakmayın sizin hiçbir lafınızın ciddiye alınır bir tarafı yoktur deme hakkımı elimde tutuyorum.
Büyük başlar hukuki deliklerden birer birer sızıp çıkıyor ve bu durum milletin vicdanında hiç de hoş karşılanmıyor. Sonuçta bir günah keçisi bulunup dava kapanacak olursa burada tek yarayı Türk hukuk sistemi alacaktır. Ben taraf olmayan bir vatandaş olarak böyle bir görüntü verilmesinden ciddi şekilde rahatsızlık duymaktayım. Ortada bir suç var idiyse kararlılıkla bunun üzerine gidilmeliydi, yok eğer bir suç yoktu ise durum daha vahimdir ki; bu insanlara bu kadar acıyı yaşatmanın ne anlamı vardı?
Karikatürle hemhal olanlar bilecektir bir zaman bir karikatürist hukuk sistemimizi eleştirmek için 'guguk' diye öten bir saat karikatürü çizmişti. Hukuku rencide ettiği gerekçesiyle hakkında dava açılmıştı. Bana bu ortamda soracak olursanız hukukun itibarını karikatüristlere dava açarak değil, adam gibi hukuku uygulayarak kurtarabiliriz. Şimdi bu yamalı bohça gibi duran Ergenekon davasını düşündükten sonra zaten itibarı ayaklar altında sürünen Türk hukuk sistemini bu kadar maymuna çevirmeye kimin hakkı var diyesim geliyor.
Söz oyunumuzda da söylediğimiz gibi insan uzandığı dalı mutlaka tutmalı, cami avlusuna bırakılmış yetim çocuklar gibi bir işi ortada bırakacak olursanız ne devlet olarak bir itibarınız kalır ne hükümet olarak ciddiye alınırsınız. Nereye gideceğini bilmeyen gemiler gibi rüzgâra göre yön tayin etmekle varılabilecek her hangi bir güvenli liman yoktur. Ne dediğini ve ne istediğini bilen bir anlayışla kararlarımızı vermek durumundayız. Uzandığı dalı tutamayan mızmız ve şikâyetçi kişilerin bu ülke insanına verebilecek hiçbir şeyleri yoktur. Tuttuğunuz dalı bırakırsanız bu her yerde emsal teşkil edeceğinden devlet ciddiyetinden uzak olduğunuz gün yüzüne çıkacaktır ki; bunun da sadece size değil bütün bir ülkeye telafisi imkânsız zararları olacaktır. Höt denince tırstığınızda size itimat eden az sayıda insanı da yanınızdan kaçırmış olacaksınız. Zira insanlar hiçbir zaman zayıfın yanına sığınmaz. İnsan tabiatının gereği güçlü olanlarla birlikte olmak ister siz bir kere güçsüz aciz yanlarınızı ifşa ettikten sonra istediğiniz kadar makyaj yapıp farklı bir görüntü vermek isteyin bunun size kazandıracağı bir şey yoktur. En ufak bir tehlike karşısında kabuğunuza çekilip üç maymunu oynayacaktıysanız kusura bakmayın ama bu yola hiç girmeyecektiniz. Endülüs Emevi Devletinin son halifesi( sanırım adı Abdurrahman olacaktı) savaşta yenilince ağlamaya başlar. Annesi kızgınlıkla:'' savaş zamanı erkek gibi savaşmazsan şimdi kadınlar gibi ağlarsın'' der. Evet, bir yerde bir suçla adam gibi mücadele etmezseniz sonradan mızmızlanıp şikâyetçi olma hakkınızı da kaybedersiniz.
Ergenekon davasında hal ve gidişat onu gösteriyor ki; kapalı kapılar ardında anlaşma olmuş al gülüm ver gülüm denip mesele tatlıya bağlanmış. En azın bizim kafamızdaki şüpheler bu yöndedir. Aksine emareler görülmedikçe de millet bunu böyle algılayacaktır. Bana göre kararlı ve muktedir bir iktidar bütün suç örgütlerinin üzerine gideceği gibi; Allah'tan korkan bir iktidar da, suçsuz günahsız insanları böyle mahkeme kapılarında süründürmez. Sapla samanı ayıracak basireti olmayanlarınsa adaletten bahsetmeye sanırım yüzleri yoktur. Düşünün ki; bir tarafta binlerce yıllık bir devlet geleneğinden bahsederken; öbür yanda bir muz cumhuriyeti görüntüsü hiç de hoş durmuyor. Sizce de ''bu ne yaman çelişki'' dedirtmiyor mu?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



