Ol deyince oldurulan bir varlık olarak insanın, yeryüzüne düşüşünden evvel, ruhuna üflenildi. Sonra kıvama erdirildi. Daha sonrasında ise özgürlük, özü gürlük bahşedildi ona... Karar verme ve hareket etme gücü, davranma ve müdahale! Kararları nispetinde var oluşunu biçimlendirdi insan... İyi ve kötü, güzel ve çirkin! Peki ama neye göre? Mesele şu: Oluş kıvamını "emanet" olarak algılayanlar, hayvandan aşağı bir pozisyona düşmemek için, insanî hasletleri özümsedi. Yani?
İnsan olmaktan ziyade, insan kalabilmek öylesine mühim ki...
İnsanlığın görüntüye indirgenmesi sorunu, şu soruyu sorduruyor insana: "Hangi insan?" Çünkü: Kötü yahut çirkin olanın tesiri, insan ruhuna leke gibi bulaşır! Kuşkusuz her leke çıkarılmak içindir, lakin orijinal temizlikten arındıkça, başkalaşır insan... Ne anlıyoruz bu başkalaşmışlıktan? Hayat, meşakkatli olduğu kadar, külfetlidir de... "Külfetsiz nimet olmaz" der, halkımız. Bu dünyaya gözünü gözyaşıyla açan her varlık, hayatın gündelik hengâmeleriyle karşılaşır.
Gelgelelim, nedir erdem, kimdir erdemli olan? Öncelikle sözlük... Divânu Lügati't-Türk, "fazilet, edep ve terbiye" olarak adlandırır erdemi... TDK, "insanın ruhsal olgunluğu" der... Bir batılı düşünür ise, kişinin kendisini yargılaması olarak görür erdemli olmayı... Doğru ya: İnsan, kendisini yargılamadığı müddetçe kötülüklerden arınabilir mi? Ne mümkün... Kendisinden başka herkesi düşman gören insan, sorgulanmamış bir hayata sahip olduğu için arınamaz kötülüklerden...
O halde erdemli olmak, başkalarına karşı da mesul olabilmektir.
Musa ile Firavun'un, Harun ile Karun'un, mazlum ile zalimin, ezen ile ezilenin zıtlaşmasındaki tercih, kişinin "kim" olduğunu kanıtlayıcıdır. Söz konusu zıtlaşma, dünyanın nostaljik bir yansıması değil, erdemli olup olamama meselesinin ölçüsü niteliğindedir kanımca...
Düşünün: Elinden ve dilinden başkasının emin olduğu kişi olarak anımsanmadıktan sonra, erdemli olunabilir mi? Kalpsiz dünyanın kalbidir erdemli kişi... Düşmanına dahi adaletle hükmeder. Mazlumken zalimleşmez!
Erdemli olmak, hayatı mutlulukla ve ıstırapla, bir bütün olarak özümseyebilmektir de... Bahsi geçmişken: Bir siyasi partimiz, malûm "hayır" kampanyasına binaen, "ıstıraba hayır" vurgusuyla seslenmektedir hedef kitlesine... Kalabalık tarafından hoş karşılanabilir bu, amma velâkin, ıstırapsızlığın ıstırabından büyük acı var mıdır şu hayatta? Istırap; cins beyinlerin, büyük şahsiyetlerin, üstün nitelikli insanların vazgeçilmezidir oysa... Haddizatında, erdemli olmak, akıl ile kalbin kesiştiği o ulvi yeri muhafaza edebilmektir. Fakat muhafaza edebilmek için öncelikle "bilmek" ve bilmeyenlerle bir olmamak gerekir. Çünkü erdemli olmak, bildikçe "kitap yüklü merkeplerden" olmamaktır da...
Bu ülkenin, erdemli düşünürlerinden biri olduğuna inandığım Alev Alatlı hanımefendi'den aktaracak olursam... Dr. William Bennett, Erdemler Kitabı'nda diyor ki: "Erdemli olmak, çeşitli aşırılıklar arasında orta noktayı bulmaktır." Misal: "Ne her şeye inanmak, ne de hiçbir şeye inanmamak. Yine aynı şekilde, merhamet: Ne aşırı acıma, ne de aşırı acımasızlık..." Her daim itidal yani: İfrat tefrit aşırılaşmışlığına düşmemeli! Gerçekten de, duygulara dayanıyor erdem... Bu yüzden, bilhassa "inanmış" bir insan için erdemli olmadan insan olunamaz! Felsefe tarihinde de, erdem kavramına dair, sıkça atıfta bulunuyor takipçileri... Kısacası: İyi ve kötü, güzel ve çirkin işaretlendiriliyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



