Banu Avar'ı tanırsınız. Tanımıyanlar da Saadet Partisi'nin son Gazze mitingindeki samimi ve heyecanlı konuşmasıyla onu tanımışlardır.
400.000'e yakın üyesi olan ve yirmi milyonluk bir genişliği bulunan (Kıbrıs ve Orta Asya) bir sendikanın bir federasyonun basılması konusunda görüş bildiriyor, ART televizyonuna da geçmiş olsun diyordu. Ben de bir basın mensubu olarak aynı dileklere katılıyorum.
Banu Avar ayrıca bütün yabancı basını okuduğunu ama bir tekinin bile, bu konuda asgari nezaket gösterip böyle bir dilekte bulunmadığını, tam tersine gayet memnun, olup biteni seyrettiğini söylüyor.
En son konuşulanlar, bu işin bu kadar tırmandırılmasının sebebi olarak, iktidarın seçimleri yapmıyacağı merkezinde. Zaten bazı belirtiler de bu kuşkuyu çoğaltıyordu. Şanlıurfa'daki AKP'li başkanın Saadet Partisi'ne, ve bir iki yerdeki başkan adaylarının da başka partilere geçmesini önlemek için seçim kanununda değişiklikler yapmaya teşebbüs eden iktidarın niyetinin bu olduğu söyleniyor. Ama AKP bunu başaramayacak. Seçimler yapılacak inşaallah. Son gözaltılarda içeri alınan Erhan Göksel son konuşmasında, iktidarın, bilhassa son Gazze mitingiyle tabanını Saadet'e kaptırdığını ve telaş içinde olduğunu söylemişti. Birçok yerlerden de buna benzer haberler vermişti. Bilirsiniz Erhan Göksel araştırmacı ve anketçidir ve Refah Partisi'nin kazanacağını ilk iddia eden kuruluşun, Verso'nun başkanıdır. Bu sefer de, mesela, Üsküdar'da Saadet Partisi'nin banko olduğunu söyledi.
***
Banu Avar, 1940'lardan beri çeşitli anlaşmalarla, yardımlarla (Marshall yardımı) Türkiye'nin nasıl ABD'ye ve Batı'ya esir edildiğini anlatırken birçok şeyi bilmediğimi gördüm. Mesela ilk itirafçıların Mac Charty dönemindeki tutuklamalarda kullanıldığını anlattı. Bunlardan biri de Rum asıllı rejisor Elia Kazan'dı (bunu biliyordum) Elia Kazan'ın ABD'deki itibarı ondan sonra hiç düzelemedi. Çok meslektaşının canını yakmıştı.
Mustafa Koç'un "kriz" konusundaki uyarısı da dikkat çekici.
1929 krizini örtmek için yapılan bu tutuklamalar gibi, bu gündem dışı olayların krizi örtmeye yaradığını artık bütün sanayiciler söylüyor. Sanayicilerle de kalmıyor. Halk, işçi, memur, çiftçi... herkes söylüyor, çünkü herkes bugünkü krizi yaşıyor. Banu Avar, Erasmus eğitimine de dikkat çekerek bir Türk aleyhtarı olan Erasmus'un eğitim projesinin yarım asırdır Türk okullarında uygulandığına dikkat çekti.
Şimdi biraz zevk ve neşe verebilecek küçük bir hikaye anlatacağım. Bu, bilmediğim bir Erbakan hikayesidir. Aynen alıntılıyorum:
"Yiğidi öldür, hakkını yeme!"
"Sayın N. Erbakan'ın dünya görüşüne katılmıyabiliriz ama yiğidi öldür hakkını yeme. Kaldı ki birisi yurduma, insanıma yararlı bir iş yapmışsa onu taktir eder, alkışlarım. (...)
"Ergüder Gediz Albayım şöyle dedi:
"Sizin ailesini bulduğunuz Nafiz Bey'e ait bilgi bulabilir miyim diye Cumhurbaşkanı arşivini tararken gözüme bir yazı ilişti. Yazı, Cumhurbaşkanı Celal Bayar'a yazılıyor. Özet olarak şöyle deniliyor:
"İstanbul Teknik Üniversitesi Öğ. Üyesi Necmettin Erbakan, uçak motorunun prototipini yapmıştır. İzin ve imkân verilirse seri üretim yapabiliriz. Bu mektubun en ilginç yönü ise kâğıdın altına Bayar'ın "ABD'den uçak alıyoruz, gerek yoktur" notunu düşmesidir.(Mevlüt O. Yılmaz, Yeniçağ)
Erzurumlu Nafiz Bey ise Sakarya Savaşı öncesinde İtalyanlardan kendi parasıyla satın aldığı iki uçağı İnebolu yoluyla Ankara'ya ulaştıran vatanseverdir.
Laf, sanayimizin gitgide daralmasından, küçülmesinden, hatta bitmesinden açılmıştı da, bu hikaye iyi gider diye düşündüm.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



