Georgios Grivas, namı diğer EOKA lideri Digenis'in Başpiskopos Makarios III ile birlikte uygulamak istediği Enosis (Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakı) planı doğrultusunda 1 Nisan 1955'te Kıbrıs'ta başlayan şiddet olayları bir müddet sonra Kıbrıs Türklerine yönelmeye başladı. 4 Ağustos 1958'de Kıbrıs'ta ateşkes ilan edilmesi ve Zürih-Londra Anlaşması'nın 11Şubat 1960'ta hitam bulması üzerine, Yunanistan Başbakanı Constantine Karamanlis ve Başbakan Adnan Menderes Dolder Otel'de kadeh tokuşturup bu anı kutlamışlardı. Çünkü asıl hedefi Kıbrıs'ı Yunanistan'a ilhak etmek olan Başpiskopos Makarios, anlaşmayla Türkiye'ye Kıbrıs'a müdahale hakkının verileceğini öğrenince anlaşmaya karşı direnmeye başladı. Sanki 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'nın ayak seslerini hisseder gibiydi. Yunanistan Başbakanı Karamanlis ve Dışişleri Bakanı Averoff'un yoğun çabaları sonucu Zürih Anlaşması için zorla ikna edilmişti. Bu anlaşma sonucu,16 Ağustos 1960'ta Kıbrıs bağımsız bir ülke olarak tanınmasına rağmen Kıbrıs'ta Türklere yapılan saldırılar hiç durmak bilmedi. 1974 'ta Kıbrıs'ta Makarios'a karşı yapılan EOKA B darbesi, Erbakan faktörü göz önüne alınmadan yapılmıştı. Kıbrıs'taki belirsizliğe son vermek üzere Erbakan'ın dönemin şartları ve ABD'ye rağmen ortaya koyduğu kararlı tutum "siyasi mühendislik" açısından çok önemli bir olaydır. Hatırlanacağı üzere o dönem ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Joseph Sisco'nun Başbakan Ecevit'ten 48 saatlik mühlet istemesi de pek işe yaramamıştır. Başbakan Ecevit, koalisyon ortağı Erbakan'ın katı tutumu üzerine, 20 Temmuz 1974'te Sisco'ya verdiği cevap hala hafızalardadır."No! Mr. Sisco, it is too late(Hayır, Sayın Sisco, artık çok geç).Çünkü Başbakan Vekili Erbakan Milli Güvenlik Kurulu'nu toplayarak Kıbrıs Barış Harekâtının kararını çoktan vermişti bile.
1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'nın ruhunu çok iyi bile merhum Rauf Denktaş'ın, Pérez de Cuéllar başkanlığında 27 Ocak 1977'de Makarios ile yaptığı görüşmeden sonra, 12 Şubat 1977'de Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Waldheim huzurunda Denktaş ile Makarios arasında dört maddelik bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşmada iki temel unsur vardır.
Biri, iki topluma dayalı "federal bir cumhuriyet" esası kabul edilmiştir. Devletin yapısı ve anayasa sistemi, hep bu federal sistem esasına dayanılmak suretiyle müzakere edilecektir. İkinci unsur ise, toprak düzenlemesinin, ekonomik yeterlik veya verimlilik ve toprak mülkiyeti prensiplerine göre yapılacağıdır.
Kıbrıs sorunun çözümü konusunda toplumlararası görüşmeleri yönlendirecek ana ilkeleri saptamak amacıyla 19 Mayıs 1979 da Kıbrıs Türk Federe Devleti Başkanı Rauf Denktaş ile Kıbrıs Rum Kesimi lideri Spiras Kayprianu arasında varılan anlaşmaya göre toplumlararası görüşmeler Birleşmiş Milletler gözetiminde 15 Haziran 1979'da başlayacak ve 1977 tarihli Denktaş-Makarios Anlaşması ile Birleşmiş Milletlerin Kıbrıs ile ilgili olarak almış olduğu kararlar çerçevesinde yürütülecekti.
Burada dikkat çeken önemli nokta 1977'de imzalanan anlaşmanın da Erbakan'ın koalisyon ortağı olduğu döneme denk gelmesidir. Ondan sonra Kıbrıs Rum kesimi ile müzakereler dışında hiçbir anlaşma sağlanamadı.15 Kasım 1983'te KKTC'nin ilan edilmesiyle birlikte Kıbrıs Türkleri tamamen kendilerini güvence ve huzur içerisinde görmeye başladılar. Ta ki, Annan Planı'na kadar! 10 Mart 2003'te Hague'de Denktaş'la bir araya gelen Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Annan, III. Annan Planı'nı rahmetli Denktaş'a kabul ettiremeyince, süreçte yolun sonuna gelindiğini ifade etmek zorunda kalmıştı. Böylece "Milli Görüş" gömleğini çıkaran Sayın Erdoğan'ın Kıbrıs'ta Denktaş'ı tavize zorlayarak Avrupa Birliğine girme umutları da suya düşmüş oldu. Erdoğan ve Abdullah Gül'ün Kopenhag'ta Schroeder, Chirac ve Blair ile yaptıkları görüşmelerde verilen sözler de havada kalmış oldu. İşin ucunu bırakmayan Sayın Erdoğan, ABD Başkanı George W.Bush ile 28 Ocak 2004'te yaptığı görüşme Kıbrıs için yeni bir yol haritasını ortaya koyuyordu. Bu görüşmeden sonra, George W Bush, BM Genel Sekreteri Annan'ı 3 Şubat 2004'te Beyaz Saray'da kabul ederek, Alvaro de Soto'nun hazırladığı Kıbrıs Planı'nın uygulanması için gerekenin yapılmasını istedi. Bu görüşmeden bir gün sonra Annan, Kıbrıs Liderlerini New York'a davet etti. Erdoğan, çocuğunun nikâh törenine iştirak eden Costas Karamanlis ile 31 Mart 2004'te Bürgenstock'te yaptığı görüşme Yunanistan için Kıbrıs'ta çözüm için önemli bir umut ışığı oldu. Erdoğan ile Costas Karamanlis Yunanistan'da artık "Koumparoi"(düğünün en iyi adamları) olarak kabul ediliyor ve bu birlikteliğin Kıbrıs'ta nihai çözümü de beraberinde getireceğine olan inanç kuvvetlenmeye başlamıştı.
Nihayet 24 Nisan 2004'te Kıbrıs'ta yapılan referandumda, KKTC Başbakan'ını destekleyen AKP Hükümeti, "Evet" oyunun çıkması ve rahmetli Denktaş'ın direncinin kırılması için büyük çaba içerisine girdi. Ne yazık ki, büyük kampanya ve medya rüzgârıyla KKTC'de evet oyları e çıkarken, takdir-i ilahi Kıbrıs Rum Kesimi'nin u'lik hayır oyu, BOP' un ilk ayağı olan Kıbrıs'ta büyük tökezlemenin yaşanmasına neden oldu. Bu süreci yakından takip eden rahmetli Erbakan, ABD endeksli sinsi planı iyi bildiği için, Prof.Dr. Oya Akgönenç ve eski Adalet Bakanı Şevket Kazan'ı Kıbrıs'a göndererek Kıbrıs üzerinde oynanmaya çalışılan oyunları Kıbrıs Türklerine ilk elden ulaştırmaya çalıştı.
Sonuç olarak, Kıbrıs konusunda, rahmete kavuşan Prof.Dr. Necmettin Erbakan'ın 1974 Kıbrıs çıkartmasındaki kararlı tutumu ve daha sonraki süreçlerde rahmetli Rauf Denktaş'ın masa başı oyunlara yenik düşmemesi elbette ki tarihe önemli notlar olarak düşecektir. Peki, Kıbrıs konusunda Rauf Denktaş'ı çözümsüzlüğün tek adresi olarak gören ve cenazesinde timsah gözyaşları dökenlere tarih ne diyecek acaba?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



